Ulu çınar Büyükçınarın ardından

Abone Ol

Salihlik ve talihlik yani iyi kulluk kötü kulluk bulaşıcıdır. Bundan dolayı daima salihlerin hayatını okumalı ve kararan kalplerimizi onların ışığıyla aydınlatmalıyız. Onlardan örnek (teessi etmeliyiz) almalıyız. Zaten Kur’an Hazreti Peygamberi ‘güzel örnek’ olarak takdim etmektedir. Ondan örnek alanlar da bizim örneklerimizdir. Hilafı düşünülemez. Son yıllarda beni etkileyen kitaplardan birisi Ayşe Hümeyra Ökten hanımın biyografisi olan ‘Dindar Bir doktor Hanım’ kitabı daha doğrusu Ayşe Hümeyra hanımın portresi olmuştur. Kendisi Mahmut Celaleddin Ökten Hocanın kızıdır. Sadettin Ökten beyefendinin de kız kardeşidir. Kitap gerçekten de bir dönemi anlattığı gibi dine susamışlığı ve din yolunda özlemi, fedakârlığı, çileleri, onun ötesinde katıksız, asude duyguları dile getiriyor ve bunlara tercüman oluyor. Salihler kervanını anlatıyor. Hicaz’ın gölgesinde gölgelenen bir hayatı konu ediyor. Bundan dolayı hem kitap vasıtasıyla Hicaz’daki dini ve ilmi hayatı, atmosferi tanıyorsunuz ve hareketliliği ve oraya gelenleri gidenleri ve meşahiri gözlemliyorsunuz. Hem de kendisini Allah’a feda etmiş salih insanları ve kadınları tanıyorsunuz. Çağdaş Rabiaları öğreniyor ve onların manevi hayatlarına konuk oluyorsunuz. Manevi pınarlarından içiyorsunuz. Paulo Coelho’nun kurgusal kitaplarından çok daha gerçek ve etkileyici.

*

1990’lı yıllarda beni etkileyen bir başka kitap ise ulu çınar olarak hayata veda eden Ezher alimlerinden Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın ‘Hayatım ibret Aynası (Hatıralar)’ kitabı olmuştur. Kitabın gün yüzüne çıkmasında emeği geçenlerden birisi de Necmettin Türinay olmalı. Kitap ilim yolunda çekilen meşakkatleri anlatıyor. İlim yolculuğu Sidarte yolculuğu gibi bir aşk yolculuğudur. Eskilerin tabiriyle başlangıcı soğan gibi acı ve meşakkatlerle doludur ki eskiler bunu ‘teceşşeme’l muşşak’ diye ifade ederler. İlim uğrunda nice meşakkatlere katlanılmıştır. İlim yolculuğunun sonu ise baldan tatlıdır. Ahmet Muhtar Büyükçınar da bunun son tanıklarından birisiydi. İnsan geçmişi eleyip de geçtiği yolları bir düşünse, hayalinde bile yaptıklarına cesaret edemez. Lakin Cenab-ı Hak ilim yolunda bir sekinet veriyor. Ahmet Muhtar Büyükçınar Hoca tam 92-93 yaşında vefat ediyor. Son on yılını hastalıklarla pençeleşmekle geçiriyor. İnşaallah ilim ve hastalık yolunda çektiği zorluk ve katlandığı zahmetler ahiret hayatında ve ötelere yolcuğunda kendisine azık ve yol katığı olur. Rehberi olur. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez hocanın da hemşerisiydi ve onun hocalarından olduğu söyleniyor.

*

Hoca kıtlığı çekildiği bir devrede Ezher’e gitmiş ve burada Usulüddin Fakültesi’ni bitirmiştir (1960). Mısır’da ve Ezher’de 12 yıl kadar kalmıştır. Bu yıllar harman yıllarıdır. Osmanlı bakiyelerinin Mısır’da toplandığı yıllardır. Mısır 200 yıldır Türkiye’nin sürgünleriyle doludur. Önce, İttihatçılar İkinci Abdulhamid’den köşe bucak kaçarlar. Durak yerlerinden birisi de Kahire’dir. Cumhuriyetle birlikte sürgünler sınıf değiştirirler. Bu defa da İttihatçıların hasımları olan Hocalar Kahire’ye sürgüne giderler. Kahire’de toplanırlar. Bunlardan bir kısım 150’likler listesindendir. Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Zahid el Kevseri bunlar arasındadır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası İhsan Bey ve Mehmet Akif Ersoy da yolu Kahire’ye düşenler arasındadır. Prof. Dr. Mustafa Uzun Hoca, Büyükçınar’ın bu yıllarını özetle şöyle anlatıyor: “Yirmi sekiz yaşında iken Gaziantep’te Şeyh Camii’ne imtihanla imam tayin olundu. Daha sonra dini ilimlerde daha da ilerlemek için, pasaport alarak Mısır’a gitti. On iki yıl Kahire’de el-Ezher Üniversitesi’nde okuyup Usulü’d-Din Fakültesi’ni bitirdi (1960). Kahire’de iken, Ezher hocalarının dışındaki âlimlerden ders aldı. Mısır’ın meşhur alimleri yanında o yıllarda orada yaşayan Şeyhü’l-Islâm Mustafa Sabri, Zahid Kevseri ve Yozgatlı İhsan efendilerden de istifade etti…”

Tahsilini tamamladıktan sonra, Ezher’de hoca olarak kalması veya Arap ülkelerinden birine geniş imkânlarla tâyin olunması yönündeki teklifleri kabul etmeyerek, İslâmiyet’in elli yıldır zulüm ve baskı altında zayıflatıldığı ana yurduna hizmet etmek niyet ve kararı ile 1962 yılında Türkiye’ye döndü. Kendisini o yıllarda tanıyan Mahir İz Hoca’nın “Nihayet aradığım adamı buldum. Ezher’de okuyup gelmiş, ilmî tedrisat ve dinî hizmette tam arzu ettiğim metodu takip ediyor. Kendisiyle mühim işler yapacağız. Bu gün çok bahtiyarım!” dediği aktarılıyor.

1990’lı yıllarda Esenköy’e gittiğimde bir grup arkadaşla birlikte kendisini evinde ziyaret etmiştik. Hayatı ilmin kıymetini öğrenmek isteyenler için ibret vesikası ve vesilesidir. Allah rahmet eylesin.