Piyasada ülkemizin güvenliğiyle ilgili yığınla söz dolaşıyor. Yok, yeni darbe teşebbüsü olabilirmiş, yok İngilizler Kıbrıs’ta 50 bin asker bekletiyormuş, yok İngilizler Doğu’daki aşiretlerle görüşüyormuş, vs… Bu haberlerin birçoğu psikolojik savaş taktikleri olabilir. Yine de biz minareyi doğrultmak kabilinden, evvela bu söylentiler üzerine birkaç kelam edelim, sonra ülkemizin güvenliği için neler yapılabileceği konusuna gelelim: Yeni bir darbe kalkışması olabilir mi? Olabilir. Ancak bu defa bu işe kalkışanlar analarından doğduklarına bin pişman olur. Bu milletin silahını, tankını, uçağını çalarak, gasp ederek millete kurşun ve bomba yağdıranlar, bunun bedelini anında öder. Bu ülkenin kahraman ordusu ve subayları ve orduda vazife yapan Mehmetçik böyle bir işe kalkışanlara gerekli cevabı verir. Onun için herkes müsterih olsun.
Gelelim İngilizlerle ilgili söylentilere: Doğru olabilir. Kim olursa olsun, ülkemize göz diken, kendi mezarını kazmış olur. Aşiretlerle ilgili söylentilere gelince; Bölgeyi en iyi bilen insanlardan biriyim. Doğuda hiçbir aşiret lideri bu vatana ve Müslümanlara ihanet etmez, kâfirin uzattığı eli tutmaz. Onların pis paralarına tenezzül etmez. Böyle bir söylenti, o şerefli insanlara iftiradır, hakârettir.
“Kurtuluş Savaşı Serisi” diye 12 kitaplık bir seri hazırladım. O vesileyle Doğu ve Güneydoğu’daki aşiretleri de gezdim. Geçen asrın başında Doğu ve Güneydoğu’da bazı yerleri işgal eden İngilizler, aşiretlerle görüşmüş ve onlara Osmanlı’nın öldüğünü, bundan sonra kendilerine itaat etmelerini istemişti. Bölgede hiçbir aşiret vatana ihanet etmemiş ve İngilizlere; “Siz kâfirsiniz. Ülkemizi işgal ettiniz. Şimdi cihad farz-ı ayn oldu. Size gününüzü göstereceğiz!” demişlerdir. Pabucun pahalı olduğunu gören İngilizler de defolup gitmiş, yerlerine Fransızları bırakmış, Şanlıurfa’nın bütün aşiretleri de birlik olup bu defa bu işgalcilerle savaşmış ve onları topraklarından kovmuşlardır.
Yerimiz mahdut olduğu için, ülkemizin güvenliği ile ilgili konuya da “efrâdını câmi, ağyarını mâni” olacak şekilde hülasa olarak temas edeceğim: Evvela, haberleşme konusu ciddiyetle ele alınmalıdır. Telefon başta olmak üzere haberleşmede ecnebi ortaklığı düşündürücüdür. İnternet bütünüyle ecnebilerin elindedir. En kritik anlarda emniyetli haberleşme nasıl sağlanacaktır?
Kim ne derse desin, bin yıllık şanlı bir mâzinin mîrasçısı olan bir ordu geleneğimiz var. Fedakâr ve gözü pek subaylarımız var. Şahsen askerlik yaparken onları yakından tanıdım. Evlatlarımın askerliği sırasında birçok komutanla yakından tanıştım. Küçük oğlum Fatih Said, değerli bir subayın hem şoförlüğünü, hem yazıcılığını yaptı. Kullanılmış kâğıdı bile atmayan, onun boş tarafını müsvedde olarak kullanan o değerli subayımızı unutmayacağım. Âcilen-ordu millet kaynaşması sağlanmalı ve bu ordu-millet her türlü savaş eğitimi almalı. Allah esirgesin, bu vatana göz diken gözü dönmüşler olursa, onlara gününü gösterecek şekilde yetişmeli. Hanımlar da silah kullanmasını ve müdafaa için dövüşü öğrenmeli (İşgal Yılları ile ilgili kitaplarımızı okuyunca bunu ne için istediğimizi göreceksiniz). Sıkı araştırmadan sonra vatandaşlara silah ruhsatı verilmeli.
Emniyet Teşkilatı 15 Temmuz’da yiğitçe bir mücadele verdi. Bu teşkilat, icabında en kötü şartlara göre eğitilmeli, haricî düşmanla savaşacak silah ve teçhizatla donatılmalı.
Madem onlar bizimle oyun oynuyor. Biz de “düşmanın silahıyla silahlanmalı”, “El harbu hud’atun” hadisini hatırlamalı, şehit asker, polis ve korucuların diyetini ve kısas hakkını onlardan almalıyız. Bunun için kuklacılar hedef alınmalı, senaristlerin kalemi kırılmalı, yönetmenlerin koltuğu tekmelenmeli, yapımcıların çanlarına ot tıkanıp para kaynakları kesilmelidir. Madem öyle, işte böyle… Türlü usullerle mücadeleyi onların topraklarına yığıp, bu topraklara göz dikmenin bedelinin ağır olacağını göstermeliyiz.