Devlet-i Aliyye-i Osmanî nin ömrünü tüketmesiyle birlikte
şer güçler leş kargaları gibi İslâm âlemini bölüştüler.
Uyduruk devletçikler kurup bunları da kendi aralarında
ihtilaflı hale getirdiler. Şöyle bir bakalım:
Türkiye de Hatay sorunu;
Irak ta Kuveyt sorunu;
Arabistan da Bahreyn sorunu;
Filistin de İsrail sorunu;
Fas ta Batı Sahra sorunu;
Körfez ülkelerinde İran sorunu vesaire derken İslâm
topraklarında birbirleriyle ihtilafı olmayan devlet yok gibiydi.
Müslüman Kürt halkının yaşadığı toprakların bir parçası
İran da bırakıldı, bir parçası Suriye de, bir parçası Irak ta ve bir parçası da
Ermenistan da bırakıldı. Şer güçler bunu bilerek yaptılar.
Fransızların icat edip bize efsunladıkları ulusçuluk
hurafesiyle, acılarla ve sıkıntılarla dolu 100 yılımız geçti. Bununla Ermeni
sorunu, Alevi sorunu, azınlıklar sorunu ve şimdilerde Kürt sorunu diye
uydurdukları düşmanlıkları başımıza bela ettiler. Kardeşliğimizi düşmanlıklar
uydurarak darmadağın ettikten sonra vatandaş ve yurttaş sıfatlarıyla
ırkçılığı hazır bomba haline getirdiler.
Şimdi yapacağımız ilk hareket İslâm kardeşliğimizi
yeniden tesis etmektir.
Bizim acilen İslâm ile yeniden barışmaya ihtiyacımız var.
Sıkıntılarımızın tek çözümü budur.
Kendimize gelmez, birlikteliğimizi sağlamaz,
devlet-millet gücümüzü kullanmazsak tarihte geçenler gibi helak oluruz. Şu
olaylar hepimize ders olmalı:
Harzemşahlar, Kıpçak Türkmen ihtilafıyla uğraşırken,
Moğollar tarafından yerle bir edildiler.
Abbasiler saraylarda eğlenirken Moğollar tarafından
Bağdat harabeye çevrildi.
Endülüslüler, el-Hamra sarayında eğlence partileri
düzenlerken, Avrupalılar tarafından toplu katliama uğradılar.
Dikkatinizi çekiyorum: Ülkemizde İslâmi cemaatler
birbirleriyle düşman gibi bir tavır sergiliyorlar. Bir gün dahi bir araya gelmeye
ne tahammülleri var ne de kardeşçe yakınlaşmaya çalışıyorlar.
Bizim düşmanımız:
Cehalet;
Zaruret;
İhtilaftır.
Bu üç düşmana karşı:
Sanat;
Marifet;
İttifak silahıyla cihat edeceğiz
Düşmanlarımızı alt etmenin yolu da bu olacaktır.