Ülkemden manzaralar

Abone Ol

Kelimelerin insanda uyandırdığı çağrışımlar vardır. Manzara kelimesi genellikle denizi, yeşili, maviyi, güneşin doğuşunu, batışını çağrıştırır zihnimizde. Fakat insanın durduğu yere ve gördüğü şeye göre değişir manzaralar. Her manzara güzel değildir, her manzara huzur vermez insana. Bazen durduğumuz yerden baktıklarımız canımızı yakar. O halde durduğumuz yer ve baktığımız şey önemlidir.

Tatilde balkondan bakan adamın manzarası yemyeşil ağaçlar ve masmavi gökyüzüdür muhtemelen. Tatile gittiği yere göre belki bir de deniz eklenebilir bu manzaraya… Şehirde oturan ve tatile gitme imkânı olmayan asgari ücretlinin balkondan baktığındaki manzarası da beton yığınlarıdır. Şansı varsa bu kişi de beton yığınları arasında küçük bir park veya birkaç ağaç görebilir. Her iki kişinin de durduğu yerden böyle bir sonuca ulaşabiliriz. Peki baktıkları şeyler hakikaten bunlar mıdır?

Tatilde balkonundan bakan adamın gördüğü yemyeşil ağaçlar olmayabilir.  Yemyeşil ağaçlar ve masmavi gökyüzüne bakmak yerine elindeki telefona veya gazeteye bakıyor olabilir. Kim bilir o an elindeki telefondan neleri takip ediyordur? Ya da elindeki gazetede hangi haberler vardır? Diyelim ki gazeteden yeni gelen zamları okuyor, ardından telefonunu alıp sosyal medyasına giriyor. Önüne ilk düşen paylaşımda sokak röportajlarına denk geliyor, insanlar ekonomik sıkıntılardan şikâyet ediyorlar… Kafasını kaldırıp balkondan aşağıya bakıyor, tatil köyündeki insanları görüyor ve içinden “yahu ne ekonomik sıkıntısı, baksana şu tatil yerine, bu kadar insan tatile gelecek parayı nereden buldu” diye geçiriyor. Kendince haklı durduğu yer ile gördükleri arasında uyumsuzluk var zira.

Şehirdeki asgari ücretli de beton yığınlarını seyretmek yerine önce gazetesini eline alıyor, yeni gelen zamları görünce ayın sonunu nasıl getireceğinin telaşına düşüyor, ardından elindeki telefondan tatildeki insanların çektiği deniz, ağaç, gökyüzü manzaralarına bakıyor ve gördükleri karşısında iç çekiyor olabilir. Hâlbuki mavi ve yeşil insana huzur vermeliydi. Bu adamcağıza ise acı veriyor. Çünkü durduğu yer ile baktığı şey arasında kat ve kat mesafeler var. Bu kişi, içinde bulunduğu şartlar gereği ancak bu manzaralara uzaktan bakabilir.

Demek ki nerede durduğumuz yetmiyor, neye baktığımız ve nasıl gördüğümüz de önemli. Nerede durduğumuz ve neye baktığımız manzaramızı belirliyor. Fakat durduğumuz yerden, baktığımız şeyleri nasıl gördüğümüz ise manzaranın bizde hissettirdiklerini değiştiriyor. Bu yönüyle manzaralar aldatıcı olabilir. Hakikatleri görmek için fotoğrafın bütününe bakmak gerekir.

Tasvir ettiğimiz her iki manzara da ülkemizin gerçeği. Bir tarafta bizim sepet doluyor, döke saça kullanıyoruz diyenler, bir tarafta market sepetini eline almaya korkanlar. Hakikatleri görenler ise altı güzel sepet hazırlamışlar. Yerli ve milli tohumlarla üretilmiş mahsullerle doldurulan altı sepet. Çünkü biliyorlar ki ülkemin manzarası karanlıktan aydınlığa ancak yerli ve milli adımlarla çözülebilir. Düşünün ki kaynakları döke saça kullananlar yerine, daha iktidarda olmadan yerli ve milli çözümler üretip bunları hayata geçirebilen Saadet Partisi iktidara gelse ülkemin manzarası nasıl güzelleşir.