Meclis Anayasa Mutabakat Komisyonu yarın toplanarak
çalışma esaslarını, bir diğer ifadeyle yol haritasını belirleyecek. Medyaya
yansıyan haberlere göre komisyonun çalışma esasları konusunda partiler arasında
farklı görüşler var. İktidar kanadı başkanlık sistemini desteklerken, muhalefet
parlamenter sistemde ısrarcı. Bu arada iktidar kanadı komisyonunun
çalışmalarını 6 ay içinde tamamlaması ve kararların oy çokluğu ile alınmasını
isterken, muhalefet komisyon çalışmasının 6 ayla sınırlandırılmamasını,
kararların oy birliği ile alınmasının gerektiğini savunuyor. Görüldüğü
kadarıyla geçen dönem yaşanan başarısızlık iktidar kanadının bazı
düşüncelerinde revizyona gitmesine yol açmış. Çünkü kararların oy birliği ile
alınması geçen dönem iktidar partisinin fikriydi ama aylar yıllar süren
çalışmalardan sonuç alınmadı, hatta oybirliği sağlanarak hazırlanan 60 maddenin
bile kabulü mümkün olmamıştı. Bu köşenin okuyucuları, bizim çeşitli kereler
Meclis te temsil edilen partilerin oy birliği ile yeni bir anayasa
hazırlamalarının mümkün olmayacağına, oy birliğinde ısrar etmenin yeni bir
anayasa yapılmasını istiyor görünerek engellemek anlamına geleceğine vurgu
yaptığımı hatırlayacaklardır. Netice itibariyle yanılmadığımızı gördük. Keşke
yanılsaydık da yeni bir anayasa hazırlanabilmiş olsaydı ve bu millet önce darbe
anayasasından, ardından da bu darbe anayasasına bağlı olarak çıkartılmış darbe
yasalarından kurtulmuş olsaydı. Olmadı ve konu bu döneme aktarıldı.
Partilerin yeni bir anayasa hazırlanması konusunda farklı
görüşlere sahip olması doğaldır. Ancak, Cumhurbaşkanı nın halk tarafından
seçilmesini öngören anayasa değişikliği ile birlikte ortaya yeni bir sistem
çıktı. Bu sistemi parlamenter olarak da başkanlık olarak da nitelendirmek
mümkün değil. Bir yandan parlamenter sistem ağırlıklı olarak varlığını koruyor,
öbür yandan da Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesi ve özelliklede parlamentoda tek
partinin çoğunluğa sahip olması ile kimilerinin yarı başkanlık dediği sistem
uygulanmaya başlanmıştır. Kısacası ortaya ne olduğu belirsiz literatürde
karşılığı ve tarifi tam olarak bulunmayan bir sistem çıkmıştır. Bu
belirsizliğin düzeltilmesine ihtiyaç vardır. Bu noktada akla Cumhurbaşkanı nı
halkın seçmesinin anayasa maddesi haline getirilmesi sırasından neden tam
olarak başkanlık sistemini öngören bir değişikliğin yapılmadığı sorusu ortada
kalmaktadır. Eğer bu siyasi bir taktik ise doğru olmamıştır. Bu eksikliğin ve
yanlışın düzeltilmesi gerekiyor ama Meclis te temsil edilen muhalefet
partilerinin başkanlık korkusu, daha doğrusu başkanlık sistemini Cumhurbaşkanı
Erdoğan ın şahsi isteği gibi algılaması; şahsına duydukları tepki sebebiyle
başkanlık sistemine karşı çıktıklarını söylemek yanlış olmaz. Bu arada
özellikle CHP nin tek başına iktidar olmak gibi bir umudunun olmayışı da
başkanlık sistemine karşı tavır almasına vesile oluyor. Yıllar yılı halkın
oyları ile iktidar olamayan ama bürokratik oligarşi eliyle iktidarlarını
sürdüren çevrelerin bu düzenin bozulmasını istemediklerini söylemek yanlış
olmaz.
AK Parti iktidarının ilk döneminde yeni bir anayasa
hazırlayıp Meclis ten geçirmesi, halkoyuna sunması mümkün iken bu yapılmamış,
daha sonraki anayasa değişikliğinin sadece Cumhurbaşkanı nı halkın seçmesi ile
sınırlı tutulması bu konuyu belirsizliğe itmiştir. Bugün ortaya çıkan
aritmetiğe göre Meclis Anayasa Mutabakat Komisyonu nun yeni bir anayasa yapması
çok zor görünüyor. Yeni bir anayasa için tek yol vardır o da iktidar partisinin
hazırlayacağı yeni anayasayı Meclis e sevk etmesi, bu arada bazı partilerden
sağlayacağı kişisel destek yoluyla Meclis ten geçirerek halkoyuna sunmaktır.
Ama bu yol gergin olan siyaseti daha da gerecektir. Böyle olunca da yeni
anayasa masada umutsuz vaka olarak durmaya devam edecek görünüyor.