Gündem

Ukrayna "nataşa ve bira kültüründen" ibaret değil!

Ukrayna "nataşa ve bira kültüründen" ibaret değil!

Abone Ol

İtiraf ediyorum; Ukrayna Gerçeği‘ni bilmiyormuşum. Ve maalesef, aydınıyla, akademisyeniyle, yetkilisiyle, yetkisiziyle Türk halkının kahir ekseriyeti de "Ukrayna Gerçeği"ni bilmiyor, Ukrayna‘yı tanımıyor.

Zira Ukrayna‘nın toplumsal yaşamı yaygın kanaatin aksine "Nataşa ve bira" kültüründen ibaret değil.

Ukrayna Gerçeği, anlatıldığı gibi sadece hayat pahalılığı, dekolte giyim, gece yaşamı, kamuya açık alanda alkol tüketiminden de ibaret değil.

Bir ülkeyi bu kadar güdük bilgilerle anmak insafsızlık!

Oysa Ukrayna;

Bize karşı sevgi dolu insanların, Osmanlı‘yı güzel sözlerle ananların ülkesiymiş.

Rusları hala büyük bir tehdit olarak görenlerin aynı zamanda Amerika‘nın dünya üzerinde gerçekleştirdiği vahşeti nefretle kınayan insanların, tam bağımsız olabilmek için gayret edenlerin, demokrasi arayışında olanların ülkesiymiş.

...Ve Ukrayna;

Tatarların yanı sıra gayrı müslim Türklerin yaşadığı , hemen her bölgesinde Türkçe konuşanların bulunduğu bir ülke.

Kültürüyle, örfüyle ortak benzerlikler taşıdığımız insanların yaşadığı bir ülke.

Geçmişte yan yana, bir arada yaşadığımız bir ülke.

Rus ve Polonya İmparatorluklarının himayesini değil de Osmanlı‘nın himayesini tercih eden bir ülke.

Ukraynalı büyük Türkolog Agatengel Krimski‘nin 1924‘te yayınladığı "Türkiye‘nin Tarihi" başlıklı yapıtında, "Türkiye‘nin Tarihi kitabım, Ukrayna tarihinin yarısıdır" sözleriyle belirttiği biçimde, ortak bir tarihe sahip olduğumuz bir ülke.

"Ukrayna milliyetçisi demek, Türkiye sevdalısı demektir"

"Ukrayna milliyetçisi olmak, Türkiye sevdalısı olmak olarak algılanır, burada" diyor ve ekliyor Taras Şevçenko Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Irina Dringa. "Sovyet döneminde Türkoloji bölümü yasaktı. Ve Türkolog olan Ukrayna milliyetçiliğiyle suçlanırdı. Çünkü Türkoloji bölümü açık olduğu günden bu yana Ukrayna milliyetçiliğine sımsıkıya bağlı olan bir bölüm olarak bilinir.  Ukrayna milliyetçileri, Türk dünyasına ve Türkiye‘ye sempati duyarlar."

"Niçin?" diye soruyorum.

"Kökenini bakan bir Ukraynalı mutlaka Türklükle, Osmanlıyla alakalı bir bağ bulur. Deyim yerindeyse, Ukrayna‘da nereyi kazarsanız kazın, ortaya bir Türk çıkar... Geçmişini, kökenini araştıran mutlaka Türklüğünü ya da Türklerle bir akrabalık bağı olduğunu, kardeşlerini görür. Bu gerçeği görenler de kendisini doğal olarak Türkiye‘ye çok yakın hisseder. Ve yüzünü mutlaka Karadeniz‘e çevirir. Karadeniz‘e baktığında da Türkiye‘yi görür. Türkiye‘yi gördüğünde de kendi Ukrayna kültürünü görür. Yani; Türk kültürü ile Ukrayna kültürünün çok yakın olduğunu, aynı yönlerini, benzerliklerini görür. Bundan dolayı da Türkiye‘yi sever."

Gurur duyarak anlatmaya devam etti.

" Birbirinden ayrılmaz, iç içe girmiş, iki ayrılmaz gerçek şudur: Türkolog olan milliyetçi olacaktır, milliyetçi olan da Türkiye‘yi sevecektir. Tatarların Ukrayna milliyetçilerine desteğinin ardında da bu gerçek yatmaktadır."

Geçmişte yaşanan olaylara gönderme yaparken anlatacaklarından olsa gerek sesinin tınısı değişti.

"Karadeniz işbirliği, Ukrayna-Türkiye yakınlaşması, her zaman Moskova‘yı tedirgin eden bir husustu. Dolayısıyla bir kimse Türk dünyası ile ilgileniyorsa, Türkiye ile irtibat kurmak istiyorsa o kişi,  Ukrayna‘yı Rusya‘dan ayırmak için çaba göstermekle, dönüşüme zemin hazırlamakla suçlanırdı. Mesela bizim en ünlü Türkoloğumuz Agatengel Krimski, 1940‘larda önce Türkolog olduğu için Ukrayna milliyetçisi olmakla daha sonra Ukrayna‘nın bağımsız olması için çalışmakla suçlanarak siyasi mahkûmiyet aldı. Kötü yaşam koşulları sebebiyle hastalandı ve orada hayatını kaybetti."

"Bize gâvur gözüyle bakmayın!"

Sovyetler tarafından kapatılan ancak Agatengel Krimski‘nin öğrencisi tarafından tekrar açılan Doğu Araştırmaları Merkezi‘nde de görev yapan Doç. Dr Dringa, "Biz bu enstitüde görev yapmakla, Ukrayna dışında can vermiş olan hocalarımızın çalışmalarını burada sürdürüyoruz. Bunun da Rusların bu politikaları dolayısıyla ne zamana kadar süreceğini bilemiyoruz. İktidar değiştiğinde nerede kendimizi bulabileceğimizi bilmiyoruz. Tarih bize öğretti ki, Ukrayna‘da eğer Türkolog isen, bağımsızlığına sımsıkı tutunmalısın. Bağımsızlığına sahip çıkmayan, tutunmayanlar sürülürler."

"Türkiye bu noktada ne yapabilir, yapması gerekeni yapıyor mu?"

"Bu soruya cevap verecek durumda değilim. Konumum buna izin vermez. Fakat şu kadarını söyleyebilirim: Devlet ile halk iki kavramdır. Türkiye devlet olarak söz konusuysa zaten belirlediği dış politikayı sürdürecek. Bizim bunu etkileme gücümüz yok.  Halk olarak ise; Türk halkına olan sevgiden, yakınlıktan, akrabalıktan söz ediyorum. Size olan sevgimizi görüyorsunuz. Misafirperverliğiniz, hoş görünüz biliniyor, zaten. Yeter ki Türkiye ve Türk dünyası bizim halkımıza, bunlar gâvur, bunlar Batılılar, bunlar Amerikan yanlısı gözüyle bakmasınlar... Bizler, kendi ülkemizi, kendi kültürümüzü, bağımsızlığımızı korumaya çalışan, varlığımızı sürdürmeye çabalayan bir halkız!"

Doç. Dr. Irina Dringa sohbetimizde ısrarla kelimelerin üzerine basa basa "Biz Türkiye ile omuz omuza vererek gelişebiliriz. Türkiye bizim gerçek dostumuz..." vurgusunu yapıyor.

Öğrencilerini dinliyorum, onların ağzından aynı cümleler dökülüyor.

"Türkiye‘yi çok seviyoruz... Türk halkını çok seviyoruz...Türkçeyi çok seviyoruz.. Harika duygular içerisindeyiz... Türkçe öğrendiğimiz için çok mutluyuz... Ailelerimiz Türkoloji bölümüne gittiğimiz için çok mutlu..."

Vatanperver Ukraynalı Hıristiyan gençler, ülkelerinin gelişmesinde Türkiye ile dost olmanın çok önemli olduğunu söylüyorlar, Türkiye ile dostane işbirliği için dilimizi, kültürümüzü, örfümüzü öğrenmeye çaba gösterdiklerini, iki ülkenin mevcut durumun çok ötesinde daha da kaynaşması gerektiğini ısrarla vurguluyorlar.

Tudora hocaya teşekkür

Sohbetimizde, İrina hoca, bölümün diğer hocası "www.acikgazete.com"da makaleleri yayımlanan Doç Dr. Tudora Arnaut hocanın çabalarından söz etmeden geçemiyor. "Tudoro hoca" diyor, "Bu bölümün gelişmesinde, öğrencilerin bu bilince erişmesinde olağanüstü çaba gösteriyor. Çabaları gerçekten çok büyük. Kapı kapı dolaşıp, Türkoloji bölümü için, öğrenci topluyor... Deyim yerindeyse o bir kahraman." Duyduklarım dolayısıyla, bir sempozyuma katılmak üzere Romanya‘ya giden kendisini "www.acikgazete.com"daki makalelerinden tanıdığım Tudora hoca ile yüz yüze görüşemediğim, tanışamadığım için üzülüyorum. Bu yönde gösterdikleri çabalarla bu bilinçte öğrenciler yetiştiren Doç. Dr. İrina Dringa ve Doç Dr. Arnaut hocalara, bölümün diğer hocalarına teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.

"Allah‘a şükür ki, Türkolojide okuyorum"

Türkoloji bölümüne ait sınıfı ziyaret ettikten sonra fakültenin kantinine indik.

Oraya henüz oturmuştu ki, İrina hanımın yanına bir öğrenci geldi. İrina hoca "Olga ile söyleşi yapabilirsin" dedi. Bunun üzerine ilk sorumu yönelttim

"Türkoloji öğrencisi misiniz ?"

"Evet, Allah‘a şükür" dedi, Olga tebessüm ederek..

Çok akıcı ve aksan olarak da çok düzgün bir biçimde Türkiye Türkçesi konuştuğu için merakla Türkiye‘ye gidip gitmediğini sordum.

Başıyla" hayır" gitmedim diye cevap verdi.

"Birkaç kez gitmeye teşebbüs ettim ama fırsatım olmadı " dedi.

İrina hoca araya girerek., " İşte bu öğrencileri 4. sınıftan sonra Türkiye‘ye göndermek istiyoruz ancak gönderemiyoruz" dedi sitem dolu sözlerle...

Çok ilginç, tam Türkiye aksanıyla konuşuyor dediğimde, "şaşırmanıza gerek yok, onun anadili Türkçe" dedi.

Ukrayna‘da Türk arkadaşlarıyla 4 yıl boyunca sürekli Türkçe konuştuğunu dolayısıyla bunun çok normal olduğunu ilave etti ...

İrina hoca, bu kızımız aynı zamanda çok güzel Türkü söyler dediğinde, Olga Papazoğlu gülümseyerek "hayır Türkü değil de Türkçe  şarkı söyleyebiliyorum" dedi.

"Gagavuz Türküsünüz öyle mi?"

"Evet"

Ukrayna‘nın hangi bölgesinde yaşıyorsunuz?

"Odesa"da...

" Türkoloji bölümünü niçin tercih ettiniz?"

"Aslında ben pek düşünmüyordum doğrusu. Odesa‘da ekonomi bölümünü okumak istiyordum. Bir arkadaşım ısrarla tavsiye etti. Çok övdü...Türklerle tanıştım. Onlarla konuşunca ben de bu Türkçe okumaya karar verdim."

"Peki tercih ettiğin için pişman mısın?"

"Yok hayır...Aksine çok memnunum. Okumaya başlayınca Türkçeyi çok sevdim."

"Bu bölümü bitirdikten sonra iş bulma endişesi taşıyor musunuz?"

"Hayır...Ben daha okulu bitirmeden çalışmaya başladım bile. İlk zamanlarda fuarlarda çalışıyordum. Daha sonra inşaat ve tekstil firmalarında çalıştım. Bunlar Türk şirketleriydi. Ve şu anda müdür yardımcısı konumunda çalışmaktayım. 5. sınıfa geldiğimi iyi bir iş tecrübem olacak."

Yüzünden tebessüm eksik olmuyordu.

"Biz aile olarak Türkiye‘yi çok seviyoruz"

Olga‘nın ardından kısa bir süre sonra Maria yanımıza geliyor.

Maria‘nın soyadı Kısa...Kendisi Türkoloji 3. sınıf öğrencisi...

"Türkoloji bölümünü niçin tercih ettin?"

"Türkçe çok hoşuma gidiyor."

"Nerelisin?"

"Ukrayna‘nın Odesa bölgesinde yaşıyoruz. Gagavuz Türküsün yani?"

"Evet"

Sorularıma biraz ürkek cevap veriyor. Türkçeye henüz vakıf olmadığını düşünüyor ancak aslında gayet iyi biliyor.

"Evde anne ve babanız hangi dili konuşuyor?"

"Gagavuz Türkçesini konuşuyorlar ama ben tam  Gagavuz Türkçesini bilmiyorum. Çünkü çok sayıda Rusça kelime girmiş dilimize. Okullarda da Gavuzca konuşuluyor. Seçmeli ders olarak da bu dilde eğitim veriliyor."

"Bu bölümü niçin tercih ettin?"

"Anadilime yani Gavuzca‘ya çok yakın."

"Bu bölümü okumanı kim istedi?"

"Kendim."

"Tavsiye eden oldu mu?"

"Tudora Arnaut hoca..."

"Annen-baban bu bölümde okuduğun için ne düşünüyorlar?"

Onlar çok mutlular... Biz aile olarak Türkiye‘yi çok seviyoruz. Türkiye‘ye henüz gitmedim ama Türkiye‘yi çok beğeniyorum. Türkçeyi çok seviyorum."