28 ŞUBAT bu ülkenin geleneklerine bağlı, özüne sahip
çıkan inanmış insanlarına zulmetti. Bunu bir tarafa yazalım. Yazılan şeylerin
hesabı kolay olur.
Bir postmodern darbeydi 28 Şubat. Postmodern olanın
modern olandan farkını en iyi zulmedenler bilse de herkes kendine göre bir
takım çıkarımlarda bulunabilir elbet.
Arasındaki farkı bana sorsalardı bu iki darbenin şöyle
derdim: Modern darbeler darbeyi yapanın silahıyla gerçekleştirilir, postmodern
darbeler ise zulmedeceği kişinin kendi silahını kullanır.
Tabiri caizse bizi 28 Şubat ta kendi silahımızla
vurdular.
Bu sıra dışı yöntemi uygulayarak darbeciler
cephanelerinden artırdıklarını cep -hanelerine aktarmış oldular.
Her darbenin zevahiri kurtarmak gibi bir derdi vardır. Bu
uğurda düzmece, yapay ve kurgusal gerekçeler üretmeleri lazımdır.
Halkın bu zokayı zorlanmadan yutabilmesi için bu tür
mizansenler şarttır.
12 Eylül darbesi sağ-sol çatışı üzerine kurgulanmıştı, 28
Şubat postmodern darbesi irtica ve gericilik üzerine gerekçelendirilmeye
çalışıldı. 28 Şubat ı hazırlayanlar malzeme bulmakta hiç zorlanmadılar.
Nasıl olsa İslami duyarlıktaki kişilerin süregelen bir
kaynaklanma sorunu vardı.
Dini yasaklamalar da, zorla başka türlüsünü yaptırmalar
da toplumsal direnç ve mukavemet bulamazdı.
Fadime Şahin-Müslüm Gündüz-Ali Kalkancı üçlemesinde
mağdur ve mazlum aramaya kalksanız acaba hangi şıkkı işaretlersiniz
E şıkkı, yani hiçbiri değil mi
İyi örneklerin içerisine boca edilmeye müsait oranda kötü
örnek oluştu yıllarca.
Başörtüsü yasağı, Kur an öğretimi ve eğitiminin
engellenmesi ve imam hatiplerin orta kısmının kapatılması gibi ceberut
yöntemler halk tabanından destek bulacak şekilde sunulmaya çalışıldı.
Gerçek örtünmenin öyle değil böyle olduğu, Kur an
öğretiminin çok küçük yaşta başlamasının pedagojik olmadığı, bu kadar imama
ihtiyaç olmadığı halde bu denli çok imam hatip okulunun açılmasının anlamsız
olduğu noktasından itirazlar serdediyorlardı.
İlk bakışta haklı bir gerekçeye dayanıyor süsü verilen bu
yasaklar düzenleme gibi lanse edilerek- asıl uygulanmak istenen niyet
ustalıkla gizleniyordu.
Nasıl olsa İslami camiada darbecilerin bu düzenleme süsü
verilmiş yasakçı uygulamalarını dini referanslara dayandırarak destekleyenler
de çıkacaktır.
Çok geçmedi, birçok ilahiyatçı hoca ya da akademisyen saklandıkları
yerden çıkarak kendilerine tevdi edilen darbecilere uygun fetva misyonunu büyük
bir cehtle yerine getirdiler.
Aslında baş örtme diye bir şeyin dinde olmadığını,
devleti yönetenlerin sözlerine itaat etmek gerektiğini, başı kapamanın
furuattan öteye gitmediğini söyleyen din hocaları ve akademisyenler bu
darbeciler korosuna katıldılar.
Özellikle meslek liselerinin üniversitede istedikleri
bönüne girmelerinin önünü kesen katsayı engeline rağmen imam hatip okulları
hakkında olumsuz yargılarda bulunmak için yarış eden kalemlerin ne yapmak
istediklerini ise şimdi daha iyi anlıyoruz.
Çocukların din eğitimi almalarının pedagojik ve ruhsal
gelişim açısından gerekliliği konusunda İslami cenahta ciddi şeyler söyleyecek
çapta kişilerin olmaması zulmüne gerekçe üretme sevdasında bu insanların
ellerini güçlendirmektedir.
28 Şubat ta silahı kendimize sıkmadık belki, ama kendi
silahımızla vurulduğumuzun en belirgin göstergesi, bugünkü Müslümanların birey,
grup, cemaat ya da camia olarak içerisine düştükleri durum ve bunun her geçen
gün trajik hale gelen manzarasıdır.
İyisi mi şu ayeti önümüze koyup inceden inceye bir kez
daha düşünelim; Başınıza gelen şeyler kendi ellerinizle işlediğiniz şeyler
yüzündendir . (Kur an-ı Kerim, Şura-30)