Uçurumun Kıyısında

Abone Ol

Sanal medyanın etkin olduğu bu zaman sürecinde ilginç

akıl almaz paradokslar yaşanıyor. Bilinç dışı bir akım. Hemen herkesin aklını

başından alan bir kaos. Savruluş tam bir alabora örneği. Kimin ne dediği ne

yaptığı belli değil. Anlamsız sürecin sonuçları da kendi gibi.

Altmış Sekiz Kuşağı diye bir kuşaktan söz edilir. O dönem

gençliği bugün gibi medyanın savruluşunda değildi. Okuma ediminin yoğun olduğu

bir dönemdi. Silâhlı tarafları kastetmiyorum. Onların okumaya ve düşünmeye pek

de zamanları yoktu. Eylem öncelikliydi. Sağ ve sol gruplar böyle bir gerilim

içindeydiler. Olayların dışında kalanlar ise savunma amaçlı daha çok okumayı,

bilgilenmeyi ve bilinçlenmeyi tercih ediyorlardı.

Büyük Doğu ve Diriliş merkezli Müslüman gençlik, daha

açık ifadeyle MTTB ile Akıncı, daha sonra Milli Gençlik ile Anadolu Gençlik

okuma çabasıyla belli bir entelektüel düzey yakalandı, yakalanabiliyor. Okuma

bilinci ciddî bir yapı oluşturdu.

Solun da sanatsal ve felsefî yönü kuvvetliydi. Sol

düşüncenin bu kadar hızlı tükenmesi, milletin ruhunda yeterli karşılığı

bulamaması onları zayıflattı. Zaman içinde de öncülerinin bir bir hayattan

çekilmeleri onları da kısırlaştırdı. Siyasal anlamda solun kendine yeterli gücü

bulamayışı, yer edinemeyişi gücünü giderek zayıflattı. Sol düşünce; liberalizm

ve kapitalizmin kimi kanatlarıyla buluştu, görünümü sol, asıl özü Batı olan

yeni bir yapı ortaya çıktı. Bugün kendilerini sol düşünce olarak tanımlayanlar

farkında olmadan sermayenin savunucusu konumuna düştü. Bunun en tipik örneği

alkol. Alkol sektörünün alanın daralması ilginç bir buluşmayı gerçekleştirdi,

alkol savunucusu da sol düşünce. Aslında bu yanıltıcı bir durum değil. Sol,

sağ, kavmi, liberal, kapitalizm, Marksizm hemen bütün yabancı oluşlu bu yapılar

bir bütündür. Biri diğerinden soyutlanamaz. On beş ilâ yirmi yaş arası

çocukların ellerine alkol şişelerini tutuşturup sokaklarda yürütenler hangi

güçlerdir dersiniz Solun Altmış Sekiz Kuşağı nın kimi kalıntıları da bu tıfıl

çocukların kalkışmalarını, ayaklanmalarını kendi dönemleriyle özdeşleştirerek

bundan umut bekliyorlar. Eline kitap almayan, okumayan tabletlerle,

telefonlarla sanal medya aracılığıyla kulak dolgusu sıradan bilgilerle sokağa

taşan bu çocuklardan umut beklemek. Gazete ve sanal medya aracılığıyla bu

sıradanlık alabildiğine abartılıyor.

Bu sadece bir anarşizmdir.

Bu son dönemlerde medya gücünü elinde tutan merkez güçler

İslâm uygarlığının olduğu topraklarda anarşi çıkarıyorlar. Başarılı da

oluyorlar. Bunun en somut göstergesi Arap Baharı diye tanımlanan, ısrarla

vurguladığımız Arap-Amerikan Baharı diye nitelediğimiz durum. Buna her kesim

kapılıyor. Müslüman olduğunu, İslâm adına mücadele ettiğini söyleyenler de, sol

ve kavmi oluşlar adına çırpınanlar da aynı savruluş içindedirler. Bu hareket

karşısında heyecanlananlar benzer bir durum karşıt hâle gelince tepki

veriyorlar. Olanları önceden sezmek gerekir. Emperyalizm, amaçlarına hizmet

eden herkesi kullanır. Kendilerine en karşı olanları da.

İslâm milleti birbirine düşman edilmiş hemen her kesim

büyük uçurumun tepesine getirmiş gergin bir durumda bekletmekte. Herkes

birbirini uçuruma itecek kadar gergin ve hazırlıklı. Kimsenin gözü kimseyi

görmüyor. Bu hareketler hiç de düşünce merkezli değil. Ayaklanan bu gençlikten

gelecek adına hiç kimse bir şey beklemesin.

Eli kalem tutmayan sadece sanal medya kurbanı olan bir

gençlikten söz ediyoruz. Bu gençlik doğru dürüst Türkçe konuşmasını bile

bilmiyor. Kısaltılmış absürt bir dille anlaşıyor. Bir merkezden üretilen sloganlarla

bağırıyor. Onda bile başarılı değil. Kakafonik bir ses cızırtısı. Anlamsız ve

geçici. Onlara öncülük eden gazeteciler de aynı konumda. Onlar da artık son bir

kuşak. Çünkü kendilerinden sonra iyi bir dille konuşan bir kalemleri bile

olmayacak. Yabancı üniversitelerde eğitim alan, Türkçe aksanı bile unutan

yabancı ruhlu bir gençlikten söz ediyoruz. Bundan bu kadar umut beslenmesi ve

heyecan duyulmasına bir anlam veremiyoruz. Düşününki en güçlü edebiyat

dergileri artık iki ayda ya da üç ayda bir çıkabiliyor. Bu dergilerin satış

miktarları da artık çok düşük. Ciddi bir roman bile yayımlanmıyor. Üretilen

romanlar ise popüler. Bir derinlikten yoksun. Geçmişte Marksist felsefe

merkezli eserler bile hemen hiç okunmuyor. Bu gençlikten ne bekleniyor anlamıyorum.