Üçüncü Yol: Ne Haluk Ne Asım

Abone Ol

Yaşadığımız akıl tutulması, iki yüz yıldır bizi sağdan

sola, doğudan batıya savurdu durdu. Bu toprakların çocukları dertlerinin

dermanını hep başka topraklarda aradı: Terakkî, müsâvat, hürriyet, muasır

medeniyetler seviyesi, batılılaşmak, azgelişmişlik, İranlılaşmak,

Malezyalılaşmak, Japonya, Küçük Amerika, Gümrük Birliği, AB Bütün bunlar bize

bir şeyler hatırlatıyor olsa gerek.

Yusuf Akçura nın kulakları çınlasın; anayolu terk eden

iki akım/tarz-ı siyaset var. Geri kalan akımlar bunların renk tonlarıdır. İlkini

Tevfik Fikret in oğlu Haluk temsil ediyor. Kurtuluşun din ve diyanet dâhil

olmak üzere bize ait her şeyi terk etmekle olacağını söyler bu akım. Bu yüzden

olsa gerek Haluk, kurtuluşu Batı aklının dönüştürdüğü, İslâm ın İsevîlik

yorumunun tahrif ve iğfal edilmiş hâli olan Hristiyanlıkta bulmuş ve zangoç

olmuştur.

İkincisi ise Akif in kahramanı Asım ın yoludur. Asım da

Batıya gidenlerden. Fakat o dinimizi koruyup muhafaza ederek Batının tekniğini

almamız gerektiğini savunur. Buna göre Batının ilmini ve tekniğini aldığımızda

biz de onları yakalayacağız. Önümüze Japonya yı örnek gösterir. Asım a göre,

İslâm terakkiye mani değildir. Bilakis terakki ancak dinimizle mümkündür. Zira

hikmet mü minin yitik malıdır. Asım ın Batıda bulduğu teknik ve teknolojiye hikmet

gözüyle baktı onlarca yıl düşünürlerimiz. Fen ve mühendisliğe önem verdik. Köprüler yapmakla fabrikalar açmakla

övündük.

Hâlbuki bizim inancımız öylesi bir yaşam tarzını mı

istiyordu bizden. Farklı bir yol vardı... Üçüncü bir yol. Bunu ifade etmekte zorlandı

büyüklerimiz. Bugün gelinen noktada iki yolun da kurtuluş için çare olmadığı

ortada. Zira ilk yolun yolcuları dini toptan atmaktan yana iken, ikinci yolun

yolcuları dinimize hurafelerin girdiğini, bu hurafeler nedeniyle halkın

uyutulduğunu, halkın uykusundan uyanması gerektiğini, topyekûn bir mücadeleye

girişmek gerektiğini söylüyorlar. Akif in mısraında vecizleniyor bu zihniyet:

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm ı

Üçüncü yolun yolcuları yine ilk iki yolun yolcuları gibi

şiirde buldu kendini. Sezai Karakoç, Taha dedi, doğudaki babanın yedi oğlundan

sonraki oğluna. Sekizinci oğuldu Taha. İlk altı oğul, Batının kumpasları

karşısında mağlup oldu. Haluk un farklı yüzleriydi onlar. Asım ın farklı

veçheleriydi. Yedinci oğul bir geçiş nesliydi. Değişmemek için canını feda

etti. Karıncalar misali iki yakayı bir araya getirmek için çalıştı. Şimdi

bizler yedinci oğulun tespit ettiği sırrın izini sürerek devam etmeliyiz

yolumuza. Yani değişmeden. Tarz-ı ceditle/ yeni bir tarzla, yeni şeyler

söyleyerek değil, keşf-i kadimle yani eskiyi, eskiden bizi biz yapan her ne var

ise, onları keşfederek. Onarı yeniden gün yüzüne çıkararak ve yeniden

yorumlayarak.

Üçüncü yolun mümkün olduğunu, öncelikle Mizancı Murad

Mansur Bey adlı romanıyla ortaya koydu. Sonra Necip Fazıl gösterdi Aynadaki

Yalan romanıyla. Bu gence onun temsil ettiği zihniyete seslendi Necip Fazıl,

Gençliğe Hitabe de. Büyük Doğu Nesli adını verdi bu gençliğe. Sezai Karakoç

Taha adını verdi. Diriliş Nesli olarak adlandırdı bu gençleri. Hepimiz Diriliş

sitesinin birer diriliş eriydik. Nurettin Topçu Reha adını verdiği bir roman

yazdı. Reha, özlenen neslinin adıydı, Topçu nun gözünde.

Bütün bunlar üçüncü yolun imkânını gösteren örneklerdir.

Üçüncü yol, aslında bizim asli yolumuzdur. Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Nurettin

Topçu, her üçü de tasavvufa sıcak olan, yakın olan insanlardır. Hatta Necip

Fazıl ile Topçu nun tasavvuf bağçelerinden gül devşiren bir bağbanın müntesibi

olduğunu biliyoruz. Sezai Karakoç un eserlerinde de Ekberilik in yani vahdet-i

vücudun izlerini sürmek mümkün. O da bir gülzârın gülü yani.

Haluk un yolunun bizi bataklığa sürüklediği aşikâr. Hâlâ

takipçileri var. Edebiyata yansıdı çünkü. Fakat ikinci yol, şükür ki, edebiyata

sirayet edemedi. Edebiyata sirayet edemeyen zihniyet tevfik bulamaz. Üçüncü yol

tasavvuftur. Tasavvufi yorumdur. Yıllardır bu toprakların i lâ-yı kelimetullah

uğruna savaşımına müessir güç olmuş Hanefi-tasavvufi yorumdur. Üçüncü yolun

ise, bugün edebiyatımızda birçok temsilcisi var. Görünen o ki, gün ışımaktadır.

Millet sinesinde bulunanı şükür ki fark etmektedir.