Fethin 562. yıldönümünde İstanbul ne eski İslambol ne de üzerinde yaşayanlar o ecdadın tam anlamıyla torunları. Büyük Üstadın dediği gibi, bundan dolayı ağlar Karacaahmet, tepinirken Beyoğlu.
İki büyük kıtanın kesiştiği, denizleri, yolları ve gönülleri birbirine bağlayan ve aynı zamanda ruhunu kaybetmek üzere olan bu kadim şehir, tarihsel misyonunu bir kez daha ifa etmek için her şeye rağmen direniyor.
İnsanlığın ve İslamın yeniden ve son bir kez daha başkenti olmak için adeta o büyük günü bekliyor. Ne de olsa İstanbul, "imparatorluk" ve "güç" demektir. İstanbul; İslam demektir, Türklük demektir...
***
Geçmişten günümüze üç büyük imparatorluğa başkentlik etmiş olan bu şehir, aynı zamanda büyük dinlerin idari merkezi ve Osmanlı ile birlikte gerçek anlamda yaşanan hoşgörünün de adresidir.
"Konstantinapolisde Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim!" sözünü söyletebilenlerin şehridir. Hoşgörünün tecellisi, gönüllü tercihlerin büyük bahçesi ve Mesih Paşaların şehridir!
***
Büyük Şairin deyişiyle, "Yedi tepe üstünde zamanın bir gergef gibi işlediği" İstanbul, aynı zamanda "sıfır noktasıdır"; zamanın başladığı, bittiği, durduğu ve yakın bir gelecekte yeniden başlayacağı...
"Arz-ı Halife" veya "Arz-ı İstanbul"dur o... Tüm İslam dünyasının büyük bir umutla kendisine baktığı! Son kalesidir İslamın, sancağın bir kez daha yükseleceği...
Ve "ille de İstanbul, ille de İstanbul" diyen büyük şairlerin, inanmışların ve "Ya ben İstanbulu fethedeceğim ya İstanbul beni!" diyebilen ve "Büyük Müjdeci"nin yüzyıllar öncesinden müjdelediği kahramanlarının şehridir o!
***
İstanbul; devam eden savaşların, büyük oyunun vazgeçilmez başkentidir. "Şark Sorunu"nun değişmeyen adresidir.
Roma ve arkasındaki Batı kadar, Moskovanın da talip olduğu, "Üçüncü Roma" diye çırpınıp durdukları gerçekleşmeyecek büyük hayalin adresidir. Hepsinin sahip olmaya çalıştığı bir sevgili gibidir İstanbul.
Ama o bizimdir, "Gecesi sünbül kokan, Türkçesi bülbül kokan" diye methiyeler düzebilen şairlerin ilham kaynağıdır.
***
Ve Ayasofya... Yitik imparatorluğun, yitik Mabedi... Hüznün, bedduanın, bekleyişin, umudun, inancın ve yeniden dirilişin sembol ismi...
Anadoluya, oradan da Rumeliye doğru büyük yürüyüşü gerçekleştirenlerin ellerini göğe doğru yükseltip Yüce Yaratana bütün varlıklarıyla teslim oldukları yer.
Büyük vasiyetin adresi!
***
Evet, başta Türk milleti olmak üzere, tüm Müslümanların ecdadın büyük vasiyetine gerçek anlamda sahip çıkma vakti gelmiştir.
Allahın izniyle "İkinci İstanbul"a az bir zaman kalmıştır!
Unutulmamalıdır ki, İslam dünyasının gerçek manada huzura, refaha, istikrar ve güvenliğe kavuşmasının yolu "Güçlü İstanbul"dan geçmektedir. Çünkü o bizim "ruhumuzun eritilip, toprağına gömüldüğü" vazgeçilmez adrestir.
Sultanüş-Şuaranın dediği gibi:
"Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım..."