Eğitim camiası, uçuk açık soruları tartışa dursun, memleketin ucu açık dertleri bitmek bilmiyor.
O gün köye gittim… Köy dedimse, adı eskilerde kaldı, şimdilerde mahalle olmuş… Şehrin mahallesi olarak anılıyor, levhaları bile değişmiş.
Oturduk bir meydana. Plastik sandalyelerde bağdaş kurdu bizimkiler… Akrabalar, köylüler sağımızı solumuzu doldurunca, eyvah dedim, aynı soru yine kafama iner mi? Klasik soru şuydu: Ankara ’da durumlar nasıl, havadisler var mı?
Şükür olsun ki, artık kimse Ankara’da ne var ne yok, diye sormuyor. Dünya ile beraber Türkiye de küçüldü. En ücra kasabada yaşayan vatandaş, son dakika haberleri olarak olup biteni duyabiliyor.
Televizyonlarımız, internetlerimiz, Facebooklarımız, Twitterlarımız sağ olsun… Artık mahremiyet diye bir şey kalmadı.
Adam, yemek masasından paylaşımlar yapıyor… Tuvalete girerken, kendi görüntüsünü çekene de rast geldik… Daha göreceklerimiz geride.
Neyse… Oradan buradan konuşup durunca, herkes sözleşmişçesine, iş isteğinde bulundu… Kimi oğluna, kimi damadına, kimi kızına, yakınına.
Hâlbuki Kahramanmaraş ’ta iki yeni merkez belediye oluşturuldu. Yeni iş sahası demek olan bu kapılar, insanların beklentisine cevap verememiş.
Fabrikada çalışmak bizimkileri kesmiyor… İlla da masa başı iş... Kravatlı tarafından hem de. Dedim ki, çocukların bitirdiği okullara göre iş bulmak zor… Türkiye zaten bu problemi büyütüp duruyor… Üretime dayalı ekonomi cılız olduğundan, masa başı iş mantığı toplumda cazip hale geliyor.
Bu hâl, tembelliği teşvik ediyor.
Dinleyen kim… Herkes dünyayı kendinden ve kendi probleminden ibaret saydığından, ne olacak bizim bu çocuğun hali diyen, elime isim tutuşturdu, kâğıt tutuşturdu.
İşsizlik çığ gibi büyüyor.
Her dönemin açmazı ve kangrene dönüşmüş illeti olarak karşımıza hep işsizlik çıkıyor.
Bu nasıl önlenir?
Rasyonel ekonomik açılım yapan ülkelerde, insanların çalışacağı alanların oluşması gerekiyor… Yani fabrikaların, iş sahalarının zenginleşmesi, işsizliği azaltıyor.
Türkiye, işsizlik oranı itibarıyla dünyada 9. sırada… Birinci sırada kim var, güney Afrika… Peki, en az işsizliğin olduğu ülke neresi, İsviçre... Sonra, Güney Kore …
Yüzde 3 civarlarında işsizleri var.
Bizim köylülerin derdi aslında ucu açık dertlerin devam etmesidir.
Türkiye bu derdi yenmek zorunda… Yenmek için, klasik yolları terk ederek, daha akılcı, daha kabul edilebilir, insanı da matematiğe dâhil eden bir yaklaşım geliştirmek mecburiyetinde…
İktisat, çok güzel ve belagatli konuşarak çözülmez… Akılla, rasyonel yaklaşımlarla, tutarlı adımlarla halledilecek bir mevzudur.
Plastik sandalyelerden kalkarken, avucumda bir tomar kâğıtla kalktım dersem, işin boyutunu idrak edersiniz herhalde.
Türkiye, açmazı daha farklı noktalara taşımadan, oturup, hamasetten ve nutuklardan azada bir hâl ile meselelerini alt etmek zorundadır.
Aksi takdirde, birikmiş dertleri, ucu açık hale getiririz ki, bu kangren demektir… Kolumuzun, bir uzvumuzun kesilmesi anlamı taşır… Allah etmesin... O nokta kötü noktadır… Haberiniz olsun.