Üçte İkisi Olmayan Şehir

Abone Ol

Göksun otogarına girince Maraş’ın ne halde olduğu hakkında fikir oluştu; otogar binası ağır hasarlı olduğu için kapalı. Her yılki ‘yaz geldiğinde memlekete gitme yolculuğu’ bu yıl Kahramanmaraş depremi nedeniyle zaten hüzünlü başlamıştı. 6 Şubat’tan beri ana konumuz memleketimizdeki deprem. Deprem, biz Kahramanmaraşlıları (ister Maraş’ta olalım ister dışında örneğin İstanbul’da) unutulmaz şekilde derinden sarstı. Ruhlardaki sarsıntı maddi sarsıntıdan büyük. Deprem binlerce canı hayattan kopardığı gibi binlerce canın da yaşadıklarını aldı götürdü; ölenler öldü ölmeyenlerin ise yaşadıkları öldü kendileri kaldı. Binlercesi fiziken ölürken binlercesinin ise Maraş’taki yaşantısı öldü. Yani hayatta kalanların geçmişleri gitti. İnsan hayattayken geçmişinin silinmesi anlatılması güç bir durum. Yaşamıyor gibi yaşamak. Hayatta ama yaşamıyor.

Burası siteydi diyor dediği yer kocaman düz bir alan, alanın kenarında tamamen boşaltılmış yıkılacak iki bina kalmış; burası Ebrar siteleriydi diyor. En az binbeşyüz kişinin öldüğü siteler. Sonra eski otogarın üst tarafındaki alandan devam edip ki buralarda binlerce bina vardı hiçbiri yok hepsi yıkılmış kaç bin insan öldüğünü düşünün, müzenin altından Bahçelievler semtine geçerek Müftülük Meydanı’na çıkıyoruz. Yol kenarlarındaki ayakta olan birkaç bina yıkılmak üzere boşaltılmış durumda. Müftülük Meydanı’ndan Trabzon Caddesi’ne giriyoruz; caddeyi tanıyamıyoruz. Bahçelievler Parkı’ndaki ağaçlar olmasa o yolun ki caddenin caddeliği kalmamış, Trabzon Caddesi olduğuna inanmayacaktık. Caddenin alt ve üst tarafındaki binlerce bina yıkılmış, binlerce insan ölmüş. Oradan Azerbaycan Bulvarı’na doğru inerken burası Merkez Otobüs Durağı (üniversiteye giderken hep otobüse bindiğim durak) deyince artık ağlamamak için sigaraya davranıyorum. Durak denilen yerde ne bir tane bina ne de durak var, düz alan. Bilmeyen biri orada merkezi bir durak, civarında binlerce bina ve hemen arkasında biraz üstte koskoca Yenişehir İşhanı’nın olduğuna inanır mı, inanmaz. Azerbaycan Bulvarı ve Kıbrıs Meydanı’ndan geçerek Şekerdere Caddesi’ne girdik. Binevler’e kadar gittik. Binevler’e sanki deprem uğramamış, binalar ayakta. Öğleden sonra bu sefer yürüyerek bir daha şehrin merkezini gezdik. Depremle Maraş’ın üçte ikisi yıkılmış yok olmuş. Kapalı Çarşı etrafı, Bahçelievler semti, Doğukent bölgesi, Trabzon Caddesi etrafı, Kıbrıs Meydanı çevresi, Azerbaycan Bulvarı etrafı, stadyum bölgesi, Derepazarı (Çayın İçi) etrafı, Tekke çevresi, Orman Dairesi bölgesi, Mercimektepe civarları kısacası Kahramanmaraş’ın üçte ikisi yıkılmış yok olmuş depremle. İnsan sayısı da bu derecede azalmış. Kıbrıs Meydanı’ndaki üstgeçitten her yaz şehrin merkezine yukarıdan bakardık, kum gibi insan olurdu, bu sefer baktığımızda saysak bin tane çıkmazdı; üstelik bayram arefesi gibi şehir merkezinin kalabalık olacağı bir günde. Kıbrıs Meydanı’ndan Ulucami’ye doğru giderken Kapalı Çarşı tarafındaki dükkânlar açılmış, dükkânların karşısına ayrıca tezgâhlar kurulmuş, bu tezgâhlarda satış yapanlar Kapalı Çarşı’da dükkânları yıkılan esnaflardır, orada bir koridor oluşmuş. Koridorun önüne durup saysak bin kişi çıkmaz; koca şehrin merkezi burası. Depremde toplam 50 bin kişi öldüğü söylendi en son. Gerçek şu; depremde sadece Kahramanmaraş’ta ölenlerin sayısı 50 binden fazladır. Şehirde bu konuşuluyor. Kahramanmaraş’ta halen şehirde ağır bir ceset kokusu var; şehir halen ceset kokuyor. Bir ay boyunca duyduk bu kokuyu.

Kahramanmaraş’ta depremi yaşayan insanların istisnasız psikolojileri değişmiş. Depremi yaşamış insanların psikolojileri bozulmuş durumda. Umutsuzluk ve çökkünlük hâkim. Depremi yaşamış her insanda unutkanlık var. Çok basit şeyleri unutuyorlar. İşin tuhafı biz Maraş’a vardıktan sonra bizde de unutkanlık başladı; Maraş’tayken günlük çok basit şeyleri unutuyorduk. Yüzlerce kişiyle görüştüm; depremi yaşamış her insanda bir anlatma iştiyakı var. Her görüştüğüm insana depremin ilk anında yaşadıklarını yani ‘ilk an’ı sordum; anlatılanlar dehşet verici. Bu bir deprem değil kıyamet provası. Her sülaleden en az bir aile gitmiş yani ölmüş. Bazı sülaleler tamamen ölmüş. Her sülaleden en az üç ailenin evi ağır hasarlı, evde oturulamıyor, yıkılmış ya da yıkılacak. Kahramanmaraş’ta TOKİ hariç bina/ev yapımı yasaklanmış. Hâlihazırda inşaat halinde olan inşaat sahipleri bu karara itiraz etmişler, inşaatı hasarsız olanlara izin verilmiş. Depremzedelere yönelik yapılan TOKİ binaları şehre uzak ve birbiriyle alâkasız yerlerde. Hükümet, depremzedelere yönelik TOKİ dairelerini yüzde altmışını devlet yüzde kırkını depremzede ödeyecek şekilde verecekmiş. Dairelerin fiyatları ise birbuçuk milyondan başlayacakmış. Oysa depremden önce ortalama daire fiyatları beş-altıyüz bin idi Maraş’ta. Sadece vatandaş yapmıyor fırsatçılığı, hükümet en âlâsını yapıyor fırsatçılığın. Yüzde kırkı zaten normal daire fiyatı oluyor deprem öncesine göre. Yani hükümet depremzedelere ev yapmıyor ev satıyor para kazanmak için. Kahramanmaraş’ta şehir kurulmuyor. Alâkasız yerlere TOKİ konutları yapılıyor. Hâlihazırda her şeyin fiyatı İstanbul fiyatlarını geçmiş durumda Maraş’ta. Daire fiyatları da öyle. Hükümet müdahale etmiyor. Kiralar on bin liradan başlıyor. Daire fiyatları birbuçuk milyondan. Bu şehirde deprem olmamış mıydı; ibret almak nerede!  

Depremde yerin altından ses gelmesi olayını bizde bizzat yaşadık; bir gün akşama doğru evde otururken birden yer sallandı; şiddetli bir gök gürültüsü geliyor ama gökten değil yerin altından geliyor. Gök gürültüsü geliyor yerin altından. Çok ilginç; yerin altından gök gürültüsü gelmesi. Depremin üzerinden dört ay geçmesine rağmen sarsıntılar devam ediyor.

Maraş’tan uzakta (İstanbul’da) yaşamak hüzündü artık Maraş hüzün oldu bizim için!