Üçlerin doğruları Ve yanlışları...

Abone Ol

Öyle bir pazar yaşadık ki, hem Trabzonspor, hem

Galatasaray, hem de Fenerbahçe oynadı. Yani milli maçın faturası lige böyle

çıktı. Tabii ki biz yazarlara da...

O zaman sırayla başlayalım. Trabzonspor’un Tolunay

Kafkas’la yaptığı başlangıç umut vaad edici idi... Eskişehirspor’a kaybedilen

kupa maçı bile öyleydi. Ardından Gaziantepspor karşısındaki farklı galibiyet

geldi. Ama Sivasspor maçında karşıma aynı Şenol Güneş’in oyun felsefesi çıktı

ve şaştım kaldım. Yani hem Alanzinho, hem Colman, hem de Adrian ilk on birde

idiler. Eh nasıl olsa Zokora da gelmişti ya... Ama önde de Halil ile Olcan

vardı. Yani Trabzonspor’un ön bloğunda pas yapabilmesi mümkün olmayan elemanlar

yer almıştı. Dert, orta alanda karşılama ile devam edecekti. Siz böyle bir

kurguda arkaya Giray’la Bamba’yı koymuşsunuz ne fark ederdi ki Üstelik Giray

henüz toparlanamamış, Bamba da yorgundu. Savunmanın son iki maçta ayakta duran

elemanlarından ilk maçta vazgeçmek olur muydu İlk on birde sonra öyle

değişiklikler oldu ki, şaşkınlığım daha da arttı. Adrian’ın yerine Henrique,

Alanzinho’nun yerine Yasin, Halil yerine de Soner... Bu ne demekti Ne orta

alan güçlendi, ne hücum hattında yeni bir cephe açıldı. Ama en çarpıcı olanı da

ayakta durmakta güçlük çeken Halil’in 77 dakika oyunda kılışı idi. Neyse ki (!)

Zokora atıldı da da bu haftaki Emre savaşının bir tarafı düştü.

Sonra Fenerbahçe çıktı sahneye... İleride yine Kuyt,. Sow

ve Webo vardı. Yani orta alanla işbirliği tezgahlayıp pas dokuması mümkün

olmayan bir üçlü... Karşısında ise Hakan Bayraktar ve Murat’la orta alan kurup

bütün maçı rakibine bırakan bir Mersin takımı... Giray Bulak acaba düne kadar

Fenerbahçe’yi yenen takımların neler yaptıklarını hiç mi seyretmemişti Hep

diyorum, bu ülkede ciddi bir teknik adamlık zaafı vardır... Devam edelim...

Sivasspor’a kaybeden takım acaba sahaya, “Hadi bakalım ayıbınızı örtün”

anlamında mı çıkarılmıştı Hep söyledim ve yazdım; Stoch ve Salih olmadan bu

takım futbol oynayamaz. Haa rakibin zaaflarından eldeki oyuncu potansiyeli

ferden yararlanıp iş yapar hepsi bu... Cristian, Meireles ve Emre’den kurulu

orta alan tek pas oynayıp yeniden almak için kısa koşu yapacak Emre’den başka

oyuncu var mı Öndekiler de alıp gidici veya tamamlayıcı olduklarına göre iş

tamamen Gökhan Gönül’e kalıyor. Maçın sonucunu Mersin kalecisinin belirleyeceği

çoktan belli idi. Neler kurtardı. Aslında golü de kurtardı ama önündeki defans

uyuyunca Webo golü yaptı. Bütün bu fotoğrafa rağmen Fenerbahçe üç dört farklı

kazanabilirdi. Ama hep doldur boşalt veya rastgele ile...

***

Ve en sonunda Galatasaray çıktı karşımıza... Fatih Terim

nihayet doğru yolu bulmuştu. yani tek uç adamı... Burak idi oyuncu... Sneijder

Selçuk’la tezgahlayacaktı oyunu. Yekta ise Melo’nun yerinde idi... Ama solda

Amrabat ve sağda da Hamit vardı. Yani Fenerbahçe’deki top paylaşma ve bol pas

alış verişi Galatasaray’ın da ön bloklarında hemen hemen imkansız gibiydi.

Hamit daha çok orta alana destek veriyor ve kenardan adam eksilterek sızma

işinde eksik kalıyordu. Amrabat ise hep söylediğim gibi bizim eski tip mahalle

oyuncusu... Ama tek uç adamlı düzen en azından Antalyaspor gibi iyi bir takıma

hemen hemen hiç pozisyon vermeden oyunu tamamladı. Ancak kendisi de yukarıda

değindiğim kanat eksikliği yüzünden fazla pozisyon üretemedi. Burak da iki gol

atmasına rağmen arkasındaki ekiple alışverişinde işinde daha eksik olduğunu

gösterdi. Ama attığı ikinci gol harika idi. Fatih hoca oyunun sonralarına doğru

on bire en yakın oyuncularını oyuna sokarak doğruyu devam ettirdi. Şimdi

soruyorum büyük yorumculara; Galatasaray savunması kaç tehlike yaşadı ki Hani

naylon savunmaydı da... Peki neden mi olmadı Eh orta alanda bir fazla adam

vardı da ondan... Öğreneceksiniz sonunda ama ben görebilecek miyim