İnsanın doğasında var zıtlaşmalar, karşılıklı çatışma ve gerilimler. İnsanın kendisi kimi zaman kendisine melek, kiminde de şeytanı oluveriyor. Bir bakıma insanın kendi tercihidir bu. İnsan, sorumlu bir varlık. Akıl ve bilinç ile. Akıl ve inanmışlık insanın kaderinde var. Tercihlerini kendine göre yapıyor. Tercihlerinde başlangıçta ailenin, çevrenin, okulun giderek ilerleyen zamanda ise başka nedenler ve oluşlar devreye giriyor.
Şeytanın var olması, insanın kendini daha iyi bilmesini sağlıyor. Olumsuzlukları ve kötülükleri iyi ve güzel ile karşılaştırıyoruz. Tercihlerimizi ona göre yapıyoruz. Bunlar iradidir, isteğe bağlıdır.
İnsanları bir arada tutan, dinler ve medeniyetlerdir. Büyük kitleler böyle oluşuyor. Çok farklı kültürlere sahip olanlar büyük birliktelikler değil ancak kendileri gibi olabilecek sınırlı kimselerle olabilir. Çıkarlarla ancak bir süre bir arada kalınıyor, bir zaman sonra uzaklaşılıyor.
Büyük medeniyetlerin çatışmaları, gerilimleri daha çok dinî olgular üzerineydi. İnsanlığın tarihi düşünce tarihi olmaktan çıktıktan sonra sömürü ve emperyal olgu bambaşka bir duruma dönüştü. Dinler arasındaki çatışma ve gerilimler manevi kazanımlar ve taraftarlar edinme çabasına dayanır. Haçlı seferleri böyle de tanımlanabilir.
Fakat dünya artık bambaşka bir seyirdedir. Sömürü ve emperyal güç; dinleri, kültürleri, ırkları ve her türlü karşıtlıkları aracı olarak kullanır. Onları birbirine düşürür, aradan istediklerini elde eder.
Tabii ki din olarak İslâm’ın insanlar üzerindeki kalıcı etkisi onlar için en büyük engeldir. Bunun için de savaşı sadece sömürü çarkını işletmek için değil, en büyük engel olan İslâm’ı hayat dışı bırakmaktır.
Orta Doğu’daki savaşlar ve çatışmalar genel anlamda bu mantık üzerine yürümektedir. Müslümanları; kimi kesimleri ırkçılık, kimi kesimleri mezhepçilik, kimi kesimleri aşiret ve klan mantığı, kimi kesimleri köleleştirme yöntemiyle denetim altında tutarken onları medeniyetlerinden uzaklaştırıyor.
İslâm’ın insanlığı birbirine bağlayan, dayanışmalarını sağlayan çok yönlü dinamikleri bulunuyor. Bunların etkisiz kılınması için o toplulukların bağlı bulunduğu dinamikleri ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Müslümanlar aralarındaki ihtilafları, ayrıntıları aza indirgeyerek buluşma alanlarını öne alırlarsa bir ilk hamlede bulunmuş olacaklar. İdeolojik gerilimlerden bu millet çok çekti, hâlâ etkileri var. Kimi ideolojilerin artık bir anlamının olmadığı ortada. Öyle olmasına karşın keskin ve zehirli bir dile mensup olan o alanlar bilinçli bir şekilde karşıtlar tarafından kullanılmaktadır. Emperyalizmin yaptıklarını birbirlerine karşı acımasızca yapıyorlar.
İslâm milletinin değerlerinde buluşmayı engelleyecek ne kadar uç varsa onlar daha çok öne çıkarılıyor.
Bu milletin bu denli birbirine düşman ve hasım kesileceği bizim kuşaktakiler hayal edemezlerdi. Siyasal ideolojilerin bir düşünce rekabetine dönüşmesi bile söz konusuydu. Birbirleriyle çok zıtlaşsalar bile kimi duyarlı konularda bir araya gelinebiliyordu.
Emperyalizm karşıtlığı günümüzün en temel gerçeği. Bir bütün olarak bizleri veya bölgeyi veya insanlığı sömürüyorlar. Bu sömürü çarkının hemen her kesim için tehlikeli olduğu ortada. Ne yazık derinleşen uç kimi tutkular bu gibi sorunları düşünmeyi engelliyor. Bir araya gelinemiyor. Bunu hemen hemen her kesim için ifade ediyoruz.
Bunları bir araya getiren engeller nelerdir? Elbette asıl sorun gerek yönetimdekiler ve gerekse karşıtlarının çatışmalarının asıl nedeni çıkarlarıdır. Çıkarları uğruna her türlü olumlu olabilecek yaklaşımları engelliyorlar. Kutuplaşmalar ayrışmalara, ayrışmalar uçurumlara nedendir. Karşılıklı nefret ve öfke uçurumların derinleşmesini sağlıyor. İki kutuplu oluş her yönüyle baskın oluyor. Ah şu zehirli diller bir tutulsa da bir soluklansak.