Yine bir yasa teklifi, yine kadının sırtına yüklenen yeni bir sorumluluk... Meclis’e sunulan yeni düzenlemeye göre, üçüncü çocuğu olan kadınlara KPSS şartı aranmaksızın memuriyet hakkı verilmesi planlanıyor. Gerekçe ne? Türkiye’de düşen doğum oranlarını yükseltmek. Hedef iyi niyetli olabilir ama teklif ne yazık ki derin bir meseleyi oldukça yüzeysel bir şekilde ele alıyor. Çünkü doğum oranlarının düşüşü, kadının işsiz olmasından kaynaklanmıyor. Hatta bu sorun, tek başına kadına ait bir mesele de değil.
Bugünün genç kadınları hayatlarını planlarken artık başka önceliklerle yola çıkıyor. Eğitimlerini tamamlamak, bir kariyer kurmak ve ancak o zaman evlenip çocuk sahibi olmak istiyorlar. Bu tercihi eleştirmek yerine anlamaya çalışmalıyız. Çünkü modern hayat kadınlara hem kendini gerçekleştirme zorunluluğu yüklüyor hem de hâlâ çocuk, ev, yaşlı bakımı gibi geleneksel yüklerin tamamını sırtlarına bırakıyor. Şimdi bir de üçüncü çocuğu yapan kadınlara memuriyet verelim diyerek aslında “Yine tüm yük sende ama seni ödüllendiriyoruz” diyoruz. Oysa bu bir ödül değil, bir başka yük.
Üç çocukla memur olmak kolay mı gerçekten? Kadın işe gidecek, çocuklar ne olacak? Hadi diyelim ki çalışacak, çocukların bakımı, evin düzeni, hastalıkları, ödevleri… Bunların hepsi kimin omzunda olacak? Baba evdeyse ne yapacak? Temizliği mi üstlenecek? Yoksa işsiz işsiz pinekleyecek mi?
Aileyi dişi kuş yapar da erkeğin hiç mi vazifesi yoktur? Kadını güçlendirirken erkekleri ne zaman göreceksiniz? Belki de ailenin güçlendirilmesi için yok saydığınız erkeğin görülmesi de gerekiyordur. Mesele sadece kadının meselesi değil, ailenin meselesidir. Kaldı ki artık insanlar iki maaşla zar zor geçiniyor. Bu ekonomik şartlar altında insanlar çocuk sahibi olmaya zaten cesaret edemiyor.
Çözüm istiyorsak asıl soruyu sormamız gerekiyor: Çocuk yetiştirmek sadece kadının omzuna mı bırakılmalı? Elbette hayır. İnancımıza göre de çocuğun bakımı, geçimi, eğitimi öncelikle babanın vazifesidir. Kadın çocuklarının eğitimiyle, ahlakıyla ilgilenmeli ama bu yükün finansal yönü, devletin ve babanın sorumluluğudur. Kadını işe sokarak değil, aileyi ayakta tutarak doğum oranları artar. Kadın çalışmasın demiyoruz, ailenin güçlendirilmesi kadının vazifesi olarak görülmesin, kadın çalışmak zorunda bırakılmasın diyoruz.
Doğum oranlarının düşmesindeki neden kadının çalışmaması değil. Tam tersine kadının çalışmaya mecbur bırakılması… Tıpkı gençlerin şımarıklıktan değil, ekonomik kaygılardan evlenemediği gibi… Ne zaman fark edeceksiniz bilmiyoruz ama hayat pahalı. İnsanlar güvende hissetmiyor. Gelecek belirsiz. Eğitim pahalı, ev kiraları uçmuş, kreşler ateş pahası… Çocuklar artık sadece sevgiyle büyümüyor, ciddi bir maddi yatırım da gerektiriyor. İnsanlar bunun farkında ve akıllarına gelen ilk çözüm “üç çocuk yaparsam devlette işe girerim” olmuyor haliyle.
Çözüm mü istiyoruz gerçekten? O zaman samimi adımlar atmalıyız. Peki çözüm ne olabilir?
Devlet üçüncü çocuğu olan kadınlara memurluk vadetmek yerine, üçüncü çocuğu olan ailelerde ebeveynlerden birinin memur olmasını vadetse. Bu durumda çoğu kadın evinde çocuğuna bakmak isteyecek, evin babası iş sahibi olacaktır. Ayrıca özel durumu olan ailelerde bu imkânı kadın da kullanabilir. İş imkânının yanında üç çocuklu ailelerin ev sahibi olmasını da kolaylaştıracak adımlar atılsa mesela… Bu ailelere uygun faizsiz konut sahibi olma imkânı oluşturulsa, annelere çocuk bakım desteği sağlansa… Eğitim masrafları devlet tarafından karşılansa… Aile tek maaşla da geçinebileceğini bilse… İşte o zaman insanlar yuva kurmaktan, çocuk yapmaktan kaçmaz, aksine umutla gelecek planları yapar.