Twitine twitine baktım sosyal medyaya taktım

Abone Ol

AL ÇEK, YEŞİL ÇEK, GÖK ÇEK; ELİNİ ÇEK, GÖVDENİ ÇEK

Melih Gökçek bir twit atmış. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Saadet Partisi’nin düzenlediği “Erbakan’ı anma” programının davetine icabeti üzerine. Diyorki:

“Ne kadar anlamlı olmuş. Kırk yıldır değerlerime saldıran KK salonda baştacı..

Saadetli kardeşlerim adına üzüldüm.”

Anlamaya çalışalım hakiki AKP’li Melih Gökçek’in dediklerini..

“Ne kadar anlamlı olmuş.” Doğru bir tesbit. Erbakan’a düşmanlıkları hala devam eden siyasetçilere rağmen sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun saygısı.. Anlamlıdır.

“Kırk yıldır değerlerime saldıran KK?.” 

Gökçek’in KK dediği Kemal Kılıçdaroğlu, 2002 yılında CHP’ye katılmış ve milletvekili olmuş. Siyasi hayatı AKP’nin siyasi hayatına sene olarak eşit.

Melih Gökçek, Kılıçdaroğlu’nu kırk yıldır, yani 1977’den beri özel olarak mı takip ediyordu, yoksa kırk yıldır diyerek kendine bir dayanak atfederken, başkalarına da bir yıldırma gücü mü kullanıyor? Bu kısmı izaha muhtaç.

“Değerlerime saldıran..” Değerlerinden kastı nedir Melih Gökçek’in. Hangi değerleri vardır ve o değerler o saldırılardan nasıl hasarlar almıştır. Melih Gökçek’in değerlerinden ve Kılıçdaroğlu’na yüklenen saldırılardan milletin haberi var mıdır? Diğer ihtimal ise, Melih Gökçek’in inandırıcı olmadığıdır?

“KK salonda baştacı..” Bu da doğru bir tesbit. Davete icabet edene saygı, bu milletin örfüdür, ahlakının gereğidir. Davet yerinin, Melih Gökçek’in özel şikayetlerinin incelendiği mahkeme salonu olmadığı da işte böyle tescil ettiriliyor, itirafçısı tarafından. 

Bu tespitçi, takdirci rollerinden sonra bir rolü daha sahipleniyor Melih Gökçek.

“Saadetli kardeşlerim adına üzüldüm..”

Ünlü ve hakiki AKP’lilerin bu duygusallığıdır Melih Gökçek’i istediklerini en fazla veren sıfatına erdiren. Lakin Saadetli kardeşlerine verecek bir şeyi kalmadığından değil üzüntüsü; ki Saadetli kardeşleri de bilir zira, Melih Gökçek’in elinden tüyü bitmedik yetim hakkı almayacaklarını..

Ortada bir üzüntü varsa, istenen de bir şey olmalı, ısrarında olanlara ise şu denilebilir ancak. Saadetli kardeşleri Melih Gökçek’ten, adlarını, yunmuş yıkanmış olsa dahi ağzına almamasını istemiş olabilirler.

Ama Melih Gökçek’in üzüntüsü başka.

Yokuş mu iniyor ne? Biri iniyor kim biniyor köpükten gövdesine?

Onca yıldır AKP iktidarda olmasına rağmen, onca yıldır Melih Gökçek Ankara’da başkan olmasına rağmen, Saadetli kardeşleri ahlaklarını ve maneviyatlarını korumuşlar. İşte böyle yaşamalarına, zor şartlarda yaşamalarınadır Melih Gökçek’in üzüntüsü. Biz ise onların hiç üzülecek halleri olmamasına o kadar çok seviniyoruz ki.

İNSAFSIZLIĞA DA, İNSANSIZLIĞA DA HAYIR!

Bir TV kanalında İlnur Çevik ve Avni Özgürel’i gördüm. Hangi konuyu tartışma görevi yüklenmişlerdi, bilmiyorum. Zira son cümlelerine yetişmiştim. Not alabildiklerim şunlar:

İlnur Çevik: Karamollaoğlu hayatında göremeyeceği Fox TV’ye, CNN’e çıktı.

Avni Özgürel: Hayır diyeni TV’lere çıkarıyorlar. Evet diyen Hüda-par’ı çağıran yok. Hem kürt, hem dinci..

Önce İlknur Çevik’e bakalım. Yabancı dilde gazete sorumlusu da olmuş eski bir danışman gazeteciye, bir parti genel başkanından ellerin TV kanallarını esirgemesi yakışmamış.

O kanallara çağırılmama acısı mı desek, yoksa yeni ücret eski ücretin hatırını unutturdu mu?

“Hayatında göremeyeceği” derken, sayın Karamollaoğlu’nun hayatı mıdır küçümsenen? Yoksa Fox TV, CNN Türk’e medya organı olmanın ötesinde bir kutsallık bağışlanarak yağlama yapılıyor diyelim mi?

Ünlü türklerden Avni Özgürel beyden duyduklarım ise daha vahimdi. 

“Hayır diyeni TV’lere çıkarıyorlar!”

Tek taraflılık Özgürelce işte böyle savunuluyor, deyip geçilebilir amma, “Hayır”cıları bir yoketme arzusu var gibi; çıkaranlara, size bunu sorarız tehdidi de..

Evet diyen bir partinin çağrılmadığını iddia etmesine gelince Özgürel beyin, hem Kürt, hem dinci tanımıyla sadece çıktığı tv kanallarını değil, o partilileri de kışkırtıyor kanaati doğurmakta... Hayırlısı diyelim ve bir Karaman Hoca’sından yıllar önce dinlediğim bir anıyı aktarayım.

Doğu’dan Batı’ya göçün daha başlamadığı yıllar. Tanışmalarımızın çok az olduğu o zamanlarda bir küçük Kürt ailesi yerleşir Karaman’a. Mahalle camisinin imamı aracı olduğu ev sahibine sorar.

“Kiracınla aran nasıl?”

Cemaatin devamlısı o insanımız da çoktan beklemekteymiş böyle bir ilgiyi.

“Bir hata ettik galiba Hocam be!”

“Neden ülen?”

“Sen de bilemedin hazaar, bizim kiracı hem Kürt, hem Şafi imiş.”

iTiRAFÇILAR

“Halk tv’de Kur’an tilaveti canlı olarak yayınlanıyor. Hayırlı solcular, ‘Cumanız mübarek olsun, hayırlı işler, hayırlı haftalar’ diye mesajlar atıyor.

CHP şeriatı getirecek diye ödüm kopuyor.”

15 Temmuz’dan sonraki günlerinde sitesinde Bylokçu milletvekili, FETÖcü belediye başkanları üstüne çok yazmış ve fakat şimdilerde “Düze inmiş” bir internet medyacı aynen böyle demiş, “Evet” cephesine katkı sağlama yarışında, geçim var hesabıyla.

Götürmüşler getirirse...

İstemiyorlar, kabul etmiyorlar.

Yani,

O kadar dışındalar ki... ki... ki... ki...

ÇANAKKALE İÇİNDE   BİR DAHA VURULMAK...

“Çanakkale Kilitbahir köyündeki Namazgâh Tabyası’nda bulunan 9 bin adet boş mermi kovanı, kimliği belirsiz kişilerce çalındı.”

İktidara yakın en kıyakçı gazetenin ikinci sayfa haberi bu.

Çanakkale hatıramız çalınıyor,

En az 9 bin askerimizin parmak izlerini  üstüne resmetmiş 9 bin mermi kovanı çalınıyor,

Hırsızlar kimliksiz!

16 Kelimelik uzunca bir sıfatı olan oraların sorumlusu buyurmuşlar; aylar önce gerçekleştirilen ve artık duyulmasında bir mahsur olmayan bu tarihimizi çalma üstüne:

“Bölgede güvenlik kameraları olmadığı için...”

Bölgede, ülkesine ve tarihine duyarlı insanımız (maaşlılarımız dahil) kalmadı, demek midir bu? Yoksa ben bir güvenlik kamerası satan bir firma biliyorum, demek mi?

Güvenlik kameralarının icad edilmediği geçen asrın bir senesinde, hırsızlar bir müzemizi soymuşlardı. Hem onlar da kimlik bırakmamışlardı soygun yerinde.

Birkaç gün içinde yakalanmışlar ve adalete teslim edilmişlerdi bu ülkenin polislerince... Çaldıkları kıymetlerimiz de konmuştu yerlerine.

işte bu olay üzerine Tercüman gazetesi yazarı Rauf Tamer, insanlarımızın diline pelesenk olan o iki satırıyla daha bir ünlenmişti.

“Olur böyle vakalar

Türk polisi yakalar.”

Devleti çalmaya kalkanları gördük. Biz nasıl diyelim şimdi, tarihimizi çalanlar için, olur böyle vakalar diye...

Üstelik bölgede güvenlik kameralarının olmadığı da vurgulanarak, kimliksiz hırsızlara güven verme demeyelim ama, yakalanma ihtimallerinin olmadığı ilan edilmişken...

Bugün bunları da duyun!

BU NE BİRLİKTELİKMİŞ? AYRILAMIYORLAR

Mahşer günü sorgusuz sualsiz cennete alınacaklarını iddia etmiş bir FETÖ’cü.

Vatandaşın biri üstünden cevap vermiş AKtrollerin en zeki olanı. Taraftarları da paylaşıp dururlar.

“Ahiret sorularını da mı çaldınız hainler…”

Yazıktır, ayıptır, günahtır!

Bu yazıp paylaştıklarının bir espiri sanılması, bir nükte sanılması, bir mizah sanılması ve cevap verdiklerini altettiklerinin sanılması yazıktır!

Alacakları bir karşı cevapta, “Çalmadık, ne istiyorsak verenlerden aldık” cümlesiyle taraftarlarını, suçladıklarının tesir atışı sahasına terketmeleri ayıptır!

Yalnış din anlayışlarının gereği, yanlış istekler seslendirenlere eş koşularak “Ahiret” üstüne ilmihallere aykırı bilgileri tartışmaya açmak GÜNAHTIR!

ÇUKUR 

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan , uçak yolcusu gazetecilerine binlerce metre yukarılarda iken “çukur”u anlatmış.

“Hayır demek, eşittir çukur.”

Çukur? Güneydoğu şehirlerimize yapılanlar...

O gün o çukurlara, bugün bu gazetecilere misal olsun diye izin verilmiş olamaz, herhalde.

HABERCİLİKTE BOYUT DEĞİŞTİRDİLER

Akp medyacılarının kalemlerinde ve dillerinde bir cümle var şimdilerde.

“Kemal Kılıçdaroğlu’nu davet etmekle, rahmetli Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlattılar!”

İddialarına bakar mısınız?

Kendilerine makam biçmekten de geri durmuyorlar. Belki de kazanmışlardır.

Lakin o zaman bizim de onlara şu soruyu sorma hakkımız doğar.

Yıllarca oyma işlemi yapan, altınızdakileri görmüyorsunuz, sızıntılarından haberiniz yok. Fakat toprağın altındaki kemik sızısını hissediyorsunuz? İsteyene istediğini vererek ermek böyle birşey midir?