Tuzağı bil; çözüme odaklan; icraat yap!

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

18 gün önce 2 bakanımıza “yaptırım” uygulanması kararıyla başlayan ABD ile Türkiye arasındaki gerginlik; 10 Ağustos’ta doların olağanüstü yükselişiyle zirveye tırmandı. ABD aklı sıra Türkiye’ye “yaptırım” uygulayıp dolar üzerinden ekonomik savaş açıyordu.

ABD’nin Ortadoğu’ya olan ilgisi 19. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu amaçla, 1992’de Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) hazırladı. Uygulamasına haklılık(!) kazandırmak için 2001’de kendi ülkesindeki İkiz Kuleler denilen, binlerce insanın çalıştığı Dünya Ticaret Merkezi’ni bombaladı. Bu eylemi Müslümanlar yapmış(!) gibi propaganda yaptı. Hemen arkasından güya mağduriyetini(!) gidermek için Büyük Ortadoğu Projesi’yle 22 İslam ülkesinin haritasını değiştireceğini ilan etti.

Amerika’nın dünya hâkimiyeti için ortaya koyduğu projede Türkiye’ye verdiği rol, Ortadoğu’daki emelleri için taşeronluk yapmaktı. Hatta bir başbakanımız Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Eşbaşkanı olduğunu birkaç kez ifade etti.

ABD’nin suçu o kadar çok ki! Ülkesindeki hapishanelerde insan olana reva görülmemesi gereken işkenceler yapıyor. Terör örgütleri oluşturuyor; onları destekleyip kontrol altında tutarak emellerine ulaşmak istiyor. Terörü kullanarak ABD adına vesayet savaşları yaptırıyor. İşbirliği yaptığı ülkeleri taşeronluk görevi yüklüyor.

ABD’nin dostları yok; menfaatleri vardır. Stratejik müttefik ilan ettiği ülkeleri köprüden geçene kadar kullanmaya çalışıyor. ABD’ye “kadim dost”; “stratejik müttefik”; “ABD’li dostlarımız” diyen ülkeler “darbe” yemekten kurtulamıyorlar. “Bana ne Amerika’dan” diyen Erbakan Hoca’nın sözü o kadar anlamlı ki!

ERBAKAN HEP UYARDI

ERBAKAN Hoca, ABD ve ekonomik konularda AKP hükümetlerini uyarmak için müstakil “ESAM Konferansları” düzenledi. Hükümetin yanlış icraatlarını tek tek gösterdi. ABD güdümündeki politikalar konusunda uyardı:

“Adam 20. Haçlı Seferi’ni ilan etmiş; senin haritanı değiştireceğim; seni parçalayacağım; Büyük İsrail’i kuracağım; dünya hâkimiyetini tesis edeceğim, deyip duruyor. Sen hâlâ bunlar ‘benim müttefikim, benim stratejik ortağım’ diyerek adam aldatmaya çalışıyorsun! Deli misin sen be, deli misin?”  

ABD’nin Türkiye’ye karşı tavrı yeni değil. Türkiye’yi tehdide 2001’de başladı. Çünkü “haritaları değiştirilecek” denilen 22 ülke arasında Türkiye de vardı. Milli Görüşçüler hükümeti her fırsatta uyardı. Fakat onlar kendilerini ABD’ye o kadar kaptırmışlardı ki; uyarıcıları “komplo teorisi üretmekle” suçluyorlardı. Daha 12 gün önce bir “bakan”, “ABD ile ipler hiçbir zaman kopmayacak” diyebiliyordu.

     10 Ağustos’ta doların ateşi deprem oluştururcasına piyasaları alt üst etti. İşte o zaman Hükümet’in paçası tutuştu. Erdoğan, ABD’nin Türkiye’ye doğrudan ekonomik savaş açması karşısında, “Meydan okuyorum” türünden sözler etti. Bugün herkes ABD’ye karşı öfkeli! Bu tepki 2001’de topraklarımıza göz dikildiğinden beri gösterilmeliydi. Erbakan, “Âlim tehlikeyi gelirken bilir; cahil geldikten sonra” diyor.   Mademki bu kriz hepimizi tehdit ediyor; öyleyse konu milli bir mesele haline gelmiştir. Hep birlikte hareket etmek zorunluluğu vardır. ABD’ye karşı mücadelesinde sonuna kadar Hükümet’in destekçisiyiz.

EKONOMİK SEFERBERLİK

ABD Türkiye’ye ekonomik savaş ilan edince, Cumhurbaşkanı şöyle demişti: “Yastığın altında doları, avrosu, altını olan varsa, gitsin Türk lirası ile bankalarımızda bozdursun.” Dolara boykot, ekonomik savaşı kazanabilmek için yerinde bir tedbirdi. Ancak, halkın Hükümet’e olan güveninin “tam” olabilmesi için bundan önce bazı adımlar atılmalıydı.

Dövizi Türk parasına çevirme çağrısı önce de yapılmıştı. Dolar 2,5 liraya yükselince uzmanlar uyarmıştı: “Doların ateşi yükseliyor; tedbir alınsın.” Zamanın ekonomi bakanı, “Dolara dokunmayın, tabii halinde bırakın, rayına oturacaktır” türünden açıklamalar yaptı. Bugün doların geldiği nokta ortada!

Erdoğan’ın sözlerinin halkta tam karşılığını bulabilmesi için önde gelen yöneticiler ve milletvekilleri malvarlıklarını açıklamalı. Bu durumda halk, “yöneticilerimde döviz yok; bende de olmamalı” diyerek her fedakârlığı yapmaktan çekinmeyecektir. O zaman ekonomik savaşı kazanmanın destanlık örneğini yaşayacağız.

Türkiye, artık “söz”le problemlerini çözemeyeceğini görmeli. Bugünkü kriz, ülke fertlerinin tek yumruk olmasıyla çözülür. Biz çözeceğiz; yabancılar değil. Cumhurbaşkanı TBMM’yi olağan üstü toplantıya davet etmeli. Siyasi parti liderleriyle “Acil Kriz Toplantısı” yapmalı.

ABD’nin yaptırımlarına, “yaptırım”la cevap verilmeli. Türkiye’deki ABD askeri üslerinin kapatılması gibi! “Ekonomik” yaptırımların cevabı “ekonomik” olmalı. ABD mallarının Türkiye’ye girişinin durdurulması gibi!

Cumhurbaşkanı, bütün siyasi partilere ve vatandaşlara “eşit mesafede” olmalı. Kimseye yakıştırmalarda bulunmamalı. Toplumsal barış için suçluların cezalarını ancak adil mahkemeler vermeli.