Tutucular Neyi Tutar, Yutucular Neyi Yutar?

Abone Ol

“Tutmak” fiili birden fazla anlamı haiz bir kelime. Tutum da oradan geliyor. Tutumlu olmak da, tutarlılık da. Mutaassıp ile tutucuyu genelde aynı anlamda kullanırız. Bir şeyi yere düşürmemek için koruma amaçlı kavramaya tutmak denildiğini biliyoruz. İnsan kâğıdı elinde tuttuğu gibi kâğıdı elinde tutmayı da aklında tutar.

Yaşamak umurumuzda olduğu kadar aklımızdadır. Yaşamayı aklından çıkaran ya demanstır ya Alzheimer ya da gaflettedir. Bir fikri, düşünceyi, kulübü desteklemeyi de çoğunlukla “tutmak” fiili ile ifade ediyoruz. “Hangi takımı tutuyorsun?” sorusunda öğrenilmek istenen şey gibi. Peşinden gitmek ve yönelmek anlamında da sıklıkla “tutmak” fiilini kullanırız. “Tuttuğun yol yol değil” örneğinde görüleceği üzere. İnsan, oruçluluk halini de en güzel “tutmak” fiiliyle ifade eder. Bir sözünün diğer sözüyle çelişmemesi durumuna boşuna tutarlılık demiyoruz. Bir şeyi pürdikkat kavramak için nefesimizi tutar yine yerli yersiz uluorta konuşmamak için dilimizi tutarız.

Mutaassıp kişi, sanıldığı gibi olmazsa olmaz saydığı değerleri ne pahasına olursa olsun hayatında ve de davranışlarında tutan kişi midir? İyimser bakışla buna evet desek bile gerçekte mutaassıp yani tutucu olan kişi doğru-yanlış olduğu konusunda hiç sağlamasını yapmadığı düşünce ve eylemleri salt bu zamana kadar böyle bildiği için kabul eden ve aksini aklından bile geçirmeyendir. Tutucunun tuttuğu şeyde dikkati değil, ısrarı vardır. Tuttuğu şeye tutunur o.

Tutuculuk sadece dini inançlara özgü bir şey değildir. Beşerî ideolojilerin, çağdaş doktrinlerin ve modern öğretilerin de tutucuları vardır. Benimsedikleri kavramların dışında hareket edenlere karşı hoşgörüde oldukça cimri davranırlar. Din dışı taassup din adına taassuptan daha önde gitmektedir. Asıl itibarıyla din taassuptan yana değildir, tutucu kişiler tutkuya dönüştürdükleri tutuculuklarını mensubu oldukları dine izafe ederler. Din, eline geçirdiğini ya da aklından geçeni sorgusuz sualsiz kabul et demez. Aklımıza giren şeylerin de bir gümrüğü vardır elbet.

Müslüman kişi tutucu ya da mutaassıp olmaz. Aklını ve idrakini sürekli açık tutar. Soru sormaktan korkmadığı gibi soruya muhatap olmaktan da çekinmez. Muhalif, karşıt fikirlerin söz hakkından hiç rahatsız olmadığı gibi çer çöp ne varsa din heybesine yerleştirmeyi de bir kazanım kabul etmez. Ağırlıklarını sorgulamayı bilir. Yeniliklerden de korkmaz, zira dünya üzerinde hiçbir yenilik yeni değildir. Her gün başka bir sabaha uyanırız. Bir yıkandığımız nehir diğerine uymaz. Yeni olan her şey geleceğin eski adayıdır. Yeni orijinalliği hiç bozulmayan aydınlık yani vahye dayanan hakikattir. O yeniliğin elbisesini giymez, yenilik onun elbisesini kuşanır.

Eskiler mi tutucudur, yeniler mi? Bunun tam tespitini yapmak mümkün değil elbette. Fakat her yaşın taassubunun farklı cihetlerde olduğu bir gerçektir. Muhafazakârlık ile tutuculuk arasında birebir akrabalık tesis edilemez. Çünkü muhafazakârlık emek verdiği değerlerin koruyuculuğunu yapmaktır. Tutuculuk ise kendine bir şekilde miras kalan birbiriyle çelişen birçok şeyi itirazsız kabul edip gece gündüz onun bekçiliğini yapmaktır. Muhafazakârlığın handikapları ayrı bir yazı konusudur. Günümüz genç kuşağın ihtiyar kuşağa göre çağdaş kavram ve doktrinler konusunda daha mutaassıp oldukları bir vakıadır. Dinsel tutuculuk ihtiyarlarda daha yaygın iken sorgulayıcı tahkiki inanç ve kabul gençlerde daha bir görünürlük arz etmektedir.

Akla ve doğaya uygun olan şeyin kutsalla mukareneti olduğu bir hakikat iken bu ünsiyeti görmezden gelip doğa dışı ve akıl dışı yorum ve yaşayışları kutsamaya kalkmak çok büyük bir aymazlık olsa gerektir. Tabiat Müslümandır, itminan bulmuş nefis ve istikamet kazanmış akıl da Müslümandırlar. Doğanın akışkanlığı uyumundadır. Aklın vahiyle buluşması da aynı kıvamda bir akışkanlığın sonucudur. Uyum zorlamasız, dayatmasız bir akarsuyun yatağını bulması gibidir. Tutmaya gelmez, gideceği yere gider, varacağı yere varır.

Akan dere, uçan kuş, esen rüzgâr eğitimini nereden almıştır acaba?