Tutarlılık ve İnandırıcılık

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Müslüman ve mümin bir kimse, aklına geleni, hoşuna gideni yapan kimse değildir. Bir mümin, hayatı iman ve cihat olarak gördükten sonra, son derece tutarlı, akıllı, inandırıcı, mantıklı, sistemli ve güvenilir olur. Böylelikle İslam’ca bir kişiliğe, yüce bir ahlâka sahip, samimi bir şekilde, İslam’ı yaşayarak insanları Hakk’a çağırır. Hak-batıl mücadelesinde başarılı olmak için şu esaslar önemlidir: 1. Öğren ki inanabilesin, 2. İnan ki inandırabilesin, 3. Yaşa ki yaşatabilesin, 4. Karşılık bekleme ki karşılık bulasın, 5. Nefsini Allah’a bırak ki haddi aşmayasın. Kur’an; kitabı başkasına okuduğu halde kendisini unutanları kınıyor. Bakara 44: “Siz kitabı, okuduğunuz halde, içindeki ilahi hükümleri şahsen uygulamayı bir kenara bırakıp unutarak, insanlara Allah’a itaati, iyiliği, insanlığı ve hayra vesile olacak şeyleri mi emrederek önderlik ediyorsunuz? Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?” Bu bütün inananlara; “ne diyorsunuz, ne yapıyorsunuz” ikazıdır. Bir mümin; fert ve topluma uygulamasıyla, yaşantısı ve ahlakıyla nasihat eder. Bir Müslüman, bir şeyi emir ve tavsiye etmek istediğinde, işe kendi nefsinden başlar ve önce kendisini ıslah eder. Bir münkerden de sakındırmak istediğinde önce kendisi ondan sakınır. Hak-batıl mücadelesinde hakkın kapısını tutmuş Milli Görüşçüler, İslam’ın nurunu fert ve topluma telkin ve teklif ederken, herkesten fazla, tutarlı ve inandırıcı olmak zorundadırlar. Erbakan Hoca’mız, bunun için; “Şuurlanacağız, çelikleşeceğiz ve üretim yapacağız” telkininde bulunmuştur.

ÖRNEKLİK

Hak bir davayı yürüten kadroların itibar edeceği ve bunları yaşayarak başkalarına örnek olacağı edepler vardır. Bu edeplere dikkat ederek, mükemmel bir örnekliği ortaya koymak, tutarlı ve inandırıcı olmanın temel şartıdır. Bu edepler şunlardır: a. Haklara saygılı olmak; her insanın doğuştan ve sonradan kazandığı hakları vardır. İnsana sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşan her dava insanının bu haklara hürmet etmesi gerekir. Buna kul hakkı denir. Mahir bir ustanın sanatına, muttaki bir âlimin ilmine, tecrübe ehlinin tecrübesine, emek verenin emeğine hürmet etmeyen bir âdemin kimseye bir faydası olmaz. Bunlara hürmetsizliğin vebalı ağır ve hesabı da çetin olur. b. Kamu haklarına saygılı olmak; insanlar birlikte yaşamak zorunda olan sosyal varlılardır. Böyle olunca karşılıklı ödevler ve haklar gündeme gelir. Bazı şeyler ortak kullanılır. Ortak kullanılan her şeyde toplumun hakkı olur. Bunlar toprak, hava, su, olduğu gibi, toplumun hizmetini gören kurumlar da olabilir. Bütün bu müşterek olarak kullanılan şeylere hürmet etmek, tutarlı ve inandırıcı olmanın önemli edeplerindendir. c. İyi komşuluk; iyi komşuluk ilişkileri, İslam’ın nurunu gönüllere nakşetmenin en etkili edeplerindendir. Bunun için Peygamberimiz; “komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur. Burada komsunun dinine ve zihniyetine bakılmaz. d. Temiz bir çevre; çevre Allah’ın insanlara bir emanetidir. Onu temiz tutmak, inancın gereğidir. Çünkü temizlik imandan sayılmıştır. Çevre üzerinde başkalarının da hakkı vardır. Müslüman her konuda olduğu gibi çevre temizliği konusunda da başkalarına örnek olabilen kimsedir. e. İslam’ı yaşayan şuurlu bir Müslüman olmak; bu İslam’ın gönülleri fethetmesinde önemli bir edeptir.

Müslümanlar; inandıkları İslam’ın mükemmelliğini, yaşayarak göstermekle mükelleftirler. Bu da sözden ziyade ahlakla, yaşantı ile insani ilişkilerle olabilecek bir şeydir. Nitekim tarihte İslam’ın bu güzel ilişkilerle yayıldığını görüyoruz. Bir fikir adamı şöyle diyor: “Müslüman, sen İslam’ı öyle yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.” Bugün Türkiye’de İslam’ın adil düzeni, dünyada da yeni bir saadet düzeni hâkim değilse, bunun bütün vebali ben Müslüman’ım diyenlerdedir. Çünkü günümüz Müslümanları, İslam’ın cihat farzını terk etmişler, batılın bozuk düzenlerine rıza gösterme gafletine düşmüşlerdir.

SELAM YURDU 

Allah, insanları selam yurduna çağırmaktadır. Selam yurdu; İslam’ın din ve düzen olarak yaşandığı, Kur’an’ın, sünnetin ve salim fıkhın ciddiye alındığı kara parçalarıdır. Rabbimiz buyuruyor: Yunus 25: “Allah kullarını selam, esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir.” İnsanları Allah’ın yolu İslam’a davet eden, barışa yönelik işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyen bir kimseden daha güzel sözlü bir kimse yoktur. Her bir Milli Görüşçü, böyle olmanın kıymetini bilmeli, karanlıklar içinde bocalayan insanlığa hak yolu gösterecek aydınlık olmalıdır. Buna da sadece Kur’an’ın rehberliği, Peygamberimizin örnekliği ile ulaşılabilir.

ISLAH İÇİN

Fert ve toplumu İslam’la ıslah etmeye çalışan her bir Milli Görüşçü doktor gibi olmalıdır. Batılın her türlüsü, kalbe, maddi ve manevi hayata zarar veren bir hastalıktır. Bu hastalığı teşhis eden ve tedavisini bilen her bir Milli Görüşçü ıslah doktorudur. Bir Milli Görüşçü, itfaiyeci gibi, cankurtaran gibi, asker ve polis gibi olmalıdır. Her dava adamı, Allah eri, askeri ve polisidir. İnsanlığı, fert ve toplumu zulümlerden, kötülüklerden kurtarmak için cihat eder. Müslüman topluluklar, bu şuurda olursa ABD ve İsrail, insanlığa ve Müslümanlara zulüm yapamaz. Her bir Milli Görüşçü; öğretmen, vaiz, müezzin, hatip, mürşit, psikolog ve pedagog gibi olmalıdır. İnsanlara Adil Düzen’i telkin ve teklif etmelidir. Aşçı ve garson gibi, terzi gibi, şoför gibi, çiftçi, ziraatçı gibi olmalıdır. Toprağa attığı tohumun, diktiği fidanın, ektiği ekinin sabırla ürüne dönüşmesi için gayretini eksik etmemelidir. Bir Milli Görüşçünün en temel görevi “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya” kurmak için mücadele etmektir. Adil Düzen, İslam Birliği, Yeni Bir Saadet Dünyası, Milli Görüş’le kurulur ve at sahibine göre kişner. Selam hidayete tabi olanlara…