TÜSİAD'ın İslâm Dini'nin öğretilmesine karşı çıkışı ile ilgili tartışmalar

Abone Ol

Bilindiği gibi bu tür tartışmalar Tanzimat tan bu yana sürmektedir.

Bu konuda müsbet menfi beyanlar yapılmaktadır. Ayrıntılara girmeden bu tartışmaları özetlemekte yarar görüyorum:

Birinci Cihan Harbi nden önce, Abdullah Cevdet, ifrata kaçan bir iddiada bulunarak, "Milletimizin İslâm dininden tamamen uzaklaşması gerektiğini ileri sürmüştü."

Bu iddiaya merhum Mehmed Âkif Ersoy, sert bir cevab vermiş, cevabını şu mısralarda dile getirmiştir:

"Hele ilânı zamanında o mel un harbin,

Bize efkarı umumiyesi lazım garbin,

O da Allah ı bırakmakla olur herzesini,

Halka iman gibi telkin ile dinin sesini,

Susturan abtalın idrakine bol bol tükürün..."

İstiklâl Savaşı ndan sonra düzenlenen 1923 Anayasası nda, "Milletin dini İslâm dır" hükmü yer almış, bilâhare kabul edilen, lâiklik ilkesiyle bu hüküm yasadan çıkartılmıştır.

Cumhuriyetin kurucusu Kemal Atatürk, Cumhurbaşkanı iken, TBMM de verdiği demeçlerde:

"-Bizim milletimiz din ve dil gibi iki kuvvetli fazilete sahiptir. Hiçbir kuvvet bu faziletleri, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.Hepimiz müsaviyiz ve dinimizin ahkâmını mütesaviyen öğrenmeye mecburuz, her ferd dinini diyanetini öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da MEKTEP tir" şeklinde beyanlarda bulunmuş, bu beyanların gereği olarak, Anayasalarımızda, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI-DİN EĞİTİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ ve VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ gibi Anayasal kuruluşlar yer almıştır.

Ayrıca "Diyanet İşleri Başkanlığı nın, genel idâre içinde yer almasına ilişkin Anayasa nın 136 ncı maddesinin, değiştirilmesi bile yasaklanmış. Siyasî Partiler Kanunu nun 89 uncu maddesi ile, Diyanet İşleri Başkanlığı nın statüsüne özel bir koruma getirilmiştir.

Bu münasebetle, TÜSİAD ın aksi görüşü ileri süren talebleri kanun dışıdır. Partilerin bile kapatılma sebebidir.

Hatta Atatürk devrinde Konya da, "İlâhiyat Fakültesi ve bir çok illerde İmam-Hatip okulları açılmıştır."

Ama İnönü döneminde tek parti uygulamaları, yasalarla başlatılmış olan din eğitim ve öğretimini, tamamen yok farzetmiş, bunun neticesi olarak, camilerde cuma namazı kıldıracak, cenazeleri kaldıracak bilgili ve tecrübeli din görevlisi bulmak çok müşkül olduğu gibi, memleketin her tarafında İslâm a aykırı hurafelerle dolu tarikatlar türemiştir.

Eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan merhum Ahmed Hamdi Akseki hocaefendi, İnönü döneminin son başbakanlarından Şemseddin Günaltay ı ikna ederek aydın din adamı yetiştirilmesi için İlâhiyat Fakülteleri nin ve İmam-Hatip okullarının yeniden açılmasına vesile olmuştur.

Ama yasaların tesbit ettiği hükümlere rağmen, sık sık vukua gelen darbeler ve iktidar değişiklikleri sebebiyle din eğitim ve öğreniminin bazen önü açılarak, bazen kısıtlanıp yasaklanarak, âlâ küllihal bu uygulamalar devam etmektedir.

Şimdi ortaya bir de din hizmetlerinin ve din eğitim ve öğretiminin Avrupa Birliği prensiplerine intibak ettirilmesi gibi bir eğilim çıkmıştır.

Bu cümleden olarak mevcud iktidar tarafından ilân edilen bir takım tamimlerle, liste halinde bir çok dinî kavram ve terimlerin kullanılmasına yasak konulmuştur.

TBMM Millî Eğitim Komisyonu Başkanın nın son beyanatına nazaran ise, mevcud statükonun ABkriterleri paralelinde değiştirilmesi için, harekete geçildiği anlaşılmıştır. Konu netlik kazandıktan sonra üzerindeki görüşlerimizi ayrıca arz etmeye çalışacağız.

Görülüyor ki, TÜSİAD ın son açıklamaları, konunun tarihî gelişimi ve milletimizin ve kanunlarımızın genel hükümleri ve milletimizin temel tercihleri ve vazgeçilmez karakter ve inancı asla hesaba katılmaksızın rastgele ortaya atılan kafa karıştırmaktan ibaret teklif ve temennilerden ibarettir.

Kimse Hrant Dink cenazesinden esinlenerek, bu milletin çoğunluğunun Ermeniliğe özendiği veya kendini Hrant Dink olma eğilimine kapılacağı düşüncesine kaptırmasın.

Mustafa Kemal Paşa nın kesin olarak beyan ettiği gibi, milletimiz din ve dil gibi iki kuvvetli fazilete maliktir. Hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından bu faziletleri asla söküp atma gücüne sahip değildir.

İstiklâl Marşı şâirimiz merhum Mehmed Âkif Ersoy, aynı zamanda kanun hükmünde olan bu marşın mısralarında, işaret etmek istediğimiz ezelî ve ebedî gerçekleri dile getiriyor ve:

"Ruhumun Senden ilâhi şudur ancak emeli,

Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli,

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli"

diyor ve teyit ediyor:

Hakkıdır Hakk a tapan milletimin istiklâl,

Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet...