TURŞULUK HIYAR DEĞİLİZ

Abone Ol

Ne olduklarını, ne olmadıklarıyla anlatma sanatı:

TURŞULUK HIYAR DEĞİLİZ

Birkaç gün önce idi. Gazetelerin haber manşetlerini aynı kelimeler oluşturuyordu.

Bahçeli dedi ki: MHP bostan korkuluğu değildir.

Bütün gazeteleri karıştırdım. Hem de birkaç gün önceki sayılarını da didik didik ettim. Acaba MHP’ye bostan korkuluğudur, diyen mi olmuştu Ya da MHP Lideri çok sık çıktığı bir yurt gezisinden dönerken, bostandaki korkuluğun levhasına MHP yazıldığını mı görmüştü İyi ama mevsim kış.

Meseleyi anlamaya çalışıyorum.

MHP bostan korkuluğu değildir!

Bostan nerede var veya neresidir Buraya bir açıklık getirmeliydi Sayın Bahçeli.

Vatan vardı, Turan vardı, Ergenekon filan vardı MHP’nin literatüründe. Bunu herkes bilir. Bostan nerden geldi

Bahçeli, neden bahçe korkuluğu demedi; eğer kendini çağrıştıracak yeşilli bir kelime arıyorsa Bahçe korkuluğu olmaz mı Ama bahçenin bir kenarında bostan olabilir değil mi

Yok eğer maksat MHP’nin ne olduğu anlatılmak isteniyorsa, neden ne olmadığı anlatılmakla başlanıyor söze MHP’ye sadece bostan korkuluğu olmamak yetecek mi

Ortada yahut kenarda bir yerlerde bostan varsa, illa korkuluğu olmak mecburiyeti var mıdır Birilerinin MHP’ye böyle bir görev vermek istemesini hissedince Bahçeli Bey, bir itirazı mı seslendiriyor

MHP bostan korkuluğu değildir!

MHP’nin ne olduğunu da yazmasını beklerken gazetelerin, ne yazdıklarını gördüm, biliyor musunuz

AKP’lileri yazmışlar. Hem de en ünlü, en sağlam, en çelik bir AKP’linin ağzından yazmışlar.

Hüseyin Çelik diyor ki: Şamar oğlanı değiliz!

Hey, onlar da ne olmadıklarını anlatarak başlamışlar söze.

Şamar oğlanı değilseler, şamar oğlanının yanlarında durdukları asilzade oğlanı mıdırlar

AKP’lilere kim şamar oğlanı muamelesi yapmış veya yapmaya kalkmış ki, isyan eder gibi haykırmış sözcüleri.

Şamar oğlanı değiliz!

Şamar kızı da mı var memlekette Dayak yiyen kadınlar alınmasınlar diye mi böyle konuşuyor Hüseyin Çelik Bey

MHP bostan korkuluğu değiliz, diyor;

AKP şamar oğlanı değiliz, diyor...

Söz CHP’de. Acaba onlar ne olmadıklarını söyleyecekler.

Zurnanın zırt dediği yer, değiliz, olabilir mi Ya da kendi söküğünü dikemeyen terzi biz değiliz...

Acaba siyasi partilere yön veren araştırma şirketlerinin bir oyunu mudur bu durum

Yani onlar adı geçen partilere gelip, millet birinizin bostan korkuluğu, birinizin de şamar oğlanı olduğunu düşünüyor, demişlermidir. Neden olmasın Onların da rantı bu işlerde.

Bahçeli’nin itirazı naturel, organik... Cemrenin düştüğü şu günlerde toprağı çağrıştırıyor. Kavun, karpuz, hırtlak, şalak filan... Ama AKP sözcüsüne ne demeli Şamar oğlanı şatolu, malikhaneli feodal düzenlerde üretilmiş bir sınıftır, diyor sosyologlar. AKP sözcüsü neden sahip çıkıyor ki...

Yoksa bizim haberimiz yokken, AKP AB’ye mi girdi Orada kendilerine böyle bir rol mü verdiler

İnsan yine de sevineceği bir küçük nokta, bir küçük ihtimal aramadan duramıyor. Şamar oğlanı olmadıklarına göre, her halde esas oğlan filandırlar.

Lâkin MHP’nin de, AKP’nin de bu söylenenlere sahip olma durumları gözardı edilebilinecek gibi değil.

Baston korkuluğu değilim.

Yani olabilirdim de...

Şamar oğlanı değilim.

Yani olabilirdim ama değilim işte.

Gerek Bahçeli Bey’in, gerek AKP’li Hüseyin Çelik Bey’in bu itirazları olmama ihtimallerini tamamen ortadan kaldırmıyor, dersek herhalde yanlış demiş olmayız.

İster misiniz yarın MHP ve AKP konuşkanlarına demeç hazırlayan firmalar yeni yeni sloganlar tutuştursunlar ellerine.

İskele babası değiliz.

Karpuz kabuğu değiliz.

Kapı mandalı değiliz.

Dolap beygiri değiliz.

Siyasetçilerimiz siyasetlerini nasıl da güzel anlatıyorlar. Araştırınca Hüseyin Çelik Bey’in söylediklerinin tamamına eriştim. Bakın nerden gelmiş şamar oğlanlığı

“Eskiden anayasal kuruluşlar, hükümete tokat atardı ama AKP kimsenin şamar oğlanı değil, kendisini şamar oğlanına da çevirtmez.”

Eskiden kelimesine dikkat,

Anayasal kuruluşlar, tanımına dikkat,

Hükümete tokat atardı, fiiline dikkat!

Anayasal kuruluşlar hükümete tokat atarken, siz nerede idiniz Göreviniz susarak ve pusarak bu günleri beklemek mi idi

Bir ülkede anayasa varsa, yasalar varsa, yasalarla kurulmuş kurumlar varsa, yasaları uygulayan kurumlar varsa, eskiden ya da şimdi veya gelecekte, hükümete tokat atmak, ne demektir

Anayasa’da mı yazılıdır, hangi yasada yazılıdır

AKP kendine özel tavrından dolayı mı tokat yemiyor ve kendisini tokat atılamayan olarak tarif ediyor

Gelecekte AKP gibi olmayanlar şamar oğlanı mı olacaklar AKP, hükümetlere tokat atmayı suç kapsamında görmediğine göre...

AKP, gemisini kurtaran ya da kendini dövdürmeyen kaptan mı

Hem anayasal kuruluş olacak, hem de tokatçı olacak...

Fakat AKP var diye, yahut onlar gidene kadar bu görevini askıya alacak... Aman ne güzel!

Anayasal kuruluşlardan tokat yemeyen, AKP hükümeti ise, bu şamaroğlanı olmamakla mı anlatılır

Muhalefet bostan korkuluğu olmamakla övünürken, iktidar şamaroğlanı olmamakla övünüyor.

Duyduk, duymadık demeyin

FATİH TERİ Mİ,STADIN ZEMİNİ

Şehir evlerinin çatılarının kırmızı kiremitlerle kaplandığı o geçmiş yıllarda, evinin nafakasını, aman yetiş damımız akıyor, diyen mahallelinin verdikleriyle sağlayan usta,  karşısına oturttuğu oğluna öğüt veriyordu:

– Ben artık yaşlandım. İşimi yaparken zorlanıyorum. Eve ekmek getirmek artık senin işin. Biliyorsun ki, bu şehirde yağmurlar ancak bir mevsimlik. Yıl, o bir mevsime bakmakta.

Gayri büyüdüğüne karar verilen çocuk, gözleriyle sorar:

– İşimi nasıl yapacağım

– Kolay, der babası. Ben nasıl yapıyorsam öyle.

Çok kere babasıyla dama çıkmış ve onun işini nasıl yaptığını görmüş çocuğun merakı giderilecek gibi değil.

– Benim gördüğümden farklı mı yapıyordun

Baba usta gülümsüyor;

– Yarın bana avukatın oğlunun babasına geldiği gibi gelme.

– Avukatın oğlu mu

– Evet, evet! Müjde demiş babasına. Senin otuz yıldır sonuçlandıramadığın davayı bugün bitiriverdim.

– Babası çok sevinmiştir genç avukatın bu başarısı dolayısıyla...

Baba usta gülümser.

– Hayır sevinmemiş adamcağız. Üstelik hatasını da anlamış.

Hatası neymiş, der gibi bakadursun çocuk, baba anlatmaya devam ediyor:

– Oğlunu önceden ikaz etmemesi... İşte ben, sana bunu yapıyorum.

– Ha anladım, dedi çocuk. Dava ne kadar sürerse, ücret o kadar gelir. Biten davanın parası da biter.

– Evet, aynen böyle, dedi baba usta, doğru anlamışsın. Peki Sen ne yapacaksın

Tam bu sırada, dam aktarmacılığı ustalığına aday çocuk, babasına cevap vereceği sırada, televizyon yorumcuları bastı evin içini, kara çerçeveli dikdörtgen ekranlardan.

– Saha çok bozuktu.

– Bozuk saha dolayısıyla oynayamadık.

Yorumculara baktı baba usta. Öteki takım nerde oynadı

Yorumcular baba ustanın bakışlarından rahatsız. Bizim konumuz, bizim takım.

Çocuğuna döndü adam:

– Saha tamirciliği de dam aktarmacılığı gibidir. Evlerin her yağmurda akacak odaları nasıl farklı oluyorsa, neticesi iyi olmayan her maçtan sonra da saha kabahati farklı olacaktır.

Artık iyice anladım, senden devir alacağım ustalığı, diyor çocuk, ama baba usta emin değil hâlâ.

– Bana, doktorun oğlu doktor çocuğun babasına koşup gelmesi gibi gelme bir gün.

– Doktor çocuk hasta mı olmuş Babasına tedavi için mi gelmiş

Bu kadar dolaşık ihtimal nerden geliyordu dam aktarmacısının oğlunun aklına.

– Hayır, hayır! Koşmuş gelmiş ve demiş ki: Baba! Senin otuz yıldır iyi edemediğin hastayı iyi ettim.

– İyi etmiş, aferin!

– Hayır, iyi etmemiş

– Ama iyi ettiğini sen söylemedin mi

Sonunda hastanın iyi olduğunda fakat geçim meselesinin iyi olmadığında anlaştılar.

Baba oğul sohbeti bittiğinde, damları aktaracak çocuk çoktan öğrenmişti, kırık kiremite yer değiştirip duracağını. Ekrana baktılar işte o noktada. Yorumcular çoktu, bir başka maç yorumlamaktaydılar.

– Çimenler ıslaktı.

– Yağmur her yere yağdı deyip geçemeyiz. Neticenin böyle olmasında çimenlerin ıslaklığının etkisi çok olmuştur.

– Yağmur da durdu durdu, maç saatinde yağdı.

Geçen hafta bu ülkede bunlar yaşandı.

YAVRUM MESUT ve ŞAPGALI BABA

Alo The Şapgalı Baba neredesin Bu kokularda ne yahu

- Hatanedeyim yavrum Mesut. Binaenaleyh bilmiyormuş gibi yapma. Kan kokusunu sen de tanırsın. Viyana’da fevkalade canın çekmemiş mi idi. Sonra tanklara bakarken filan...

- Sen kan kokusuna hasret kaldığın için mi gittin hastaneye yahu.

- Boynuma kadar kan gördüm ben yavrum Mesut. Binaenaleyh ziyaretçiye hasret kaldım. Gel fevkalade otur yanıma.

- Bulaşıcı bir durum olmasın The Şapgalı Baba. Ben çamura oturmam yahu.

- Doğru, seni Viyana’da steril yapmışlardı değil mi yavrum Mesut Binaenaleyh kurt kocayınca ziyaretçisi fevkalade azalırmış.

- Kemal Silivri’den bir çıkabilseydi, o da gelirdi yahu.

-Benim Kemal’im, benim bin Ali’m, benim mübarek Hüsnü’m, fevkalade geçmiş olsun dediler bana. Binaenaleyh çok mutlu oldum.

- Neden hep kapıya bakıyorsun The Şapgalı Baba Buradan çıkamazsın yahu.

- Neden çıkamayacakmışım Binaenaleyh İzak Şamir çıkamıyorsa kendi düşünsün. Fevkalade haberler var mı yavrum Mesut.

- Özal’ın saç telini savcılığa vermişler The Şapgalı Baba. Sen ne diyorsun yahu.

- Bizim saç telimiz yok, suç telimizi mi verecekler Binaenaleyh hastaneye canlı gelmek önemlidir. Canlı geldim, fevkalade canlandım.

- Seni iyi gördüm The Şapgalı Baba. Sen buradan da şapkalı gidersin yahu.

- Şu çukurdan bir çıkabilseydim, Binaenaleyh nereye gideceğimi fevkalade bilirdim yavrum Mesut. Dur, sen bari gitme!

TARİHTE MİZAH

Kestirmesi varken

Bilindiği gibi, ilk zamanlar çok disiplinli bir askeri kuvvet olan Yeniçerilik, sonra sonra pek çözülmüş, bozulmuştu. Yeniçeri Ocağı, mazbut zamanında, Osmanlı Devleti’ne yalnız askerlik alanında değil, bilim, siyaset, sanat alanında da büyük ve değerli kişiler yetiştirmişti. Bu büyük adamlardan biri de Ağa Hüseyin Paşa’dır. Yeniçeri erliğinden Yeniçeri ağalığına kadar yükselen Ağa Hüseyin Paşa; buradan da vezirliğe yükselmiş, fakat paşa olduktan sonra bile ağalık ünvanını bırakmamıştı. Bu sebepten ötürü tarihlerimizde de adı, (Ağa Hüseyin Paşa) şeklinde anılagelmiştir.

İkinci Mahmud, Yeniçeri ocağını kaldırmaya karar verdiği vakit, “Kaleyi içinden fethetmeyi” düşünmüş; kendisine en büyük destek ve yardımcı olarak, o zaman ocağın başında bulunan Hüseyin Ağa’yı seçmişti. Çok kanlı olaylar sonunda Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Tarihlerimizin, Vakay-ıHayriye (Hayırlı Olay) diye adlandırdıkları bu olayın tamamlandığından bir iki gün İkinci Mahmud, Hüseyin Ağa’yı çağırıp ondan kesin durumu öğrenmek istedi:

– Nasıl Hüseyin Diye sordu. Şu Yeniçeriler olacak it hergele yığınından, kıyıda köşede, belâsını bulmayan kimse kaldı mı ”

Ağa Hüseyin Paşa şu cevabı verdi:

– Hiç merak etmeyiniz, hepsi temizlendi padişahım; benden başkası kalmadı.”

Bu Ağa Hüseyin Paşa’nın, daha genç bir Yeniçeri eri iken, başından geçmiş sevimli bir anı vardır:

Genç Yeniçeri Hüseyin, bir gece adamakıllı içer; sokaklarda körkütük sarhoş dolaşıp nârâ atmaya başlar. Saatlerce sonra, bir yolunu bulup evinin kapısına varır, içeri giremeden oracıkta sızıp kalır. Tam o sırada, kol gezen çorbacıbaşılardan biri, onu görünce, başına dikilir; konuşmaya başlarlar:

– Ulan sen askersin. Asker bu kadar içer, bu hallere düşer mi

– Düşmez ama ağa; görüyorsun biz düştük işte.

– Vay kerata!.. Kalk düş önüme öyleyse; gideceğiz.

– Gidecek miyiz .. Nereye ..

– Ağa Kapısı’na!” (Yeniçeri Ağalığının Süleymaniye’deki makam binası.)

– Ağa Kapısı’na mı Hay Allah lâyığını versin senin yahu!.. Bende yürüyecek hal olsa, Ağa Kapısı’na gideceğime, nah şuracıktaki kendi kapıma giderdim...

Transfer değil ya...

Maç sonrası mahalle arkadaşı iki taraftar konuşuyorlardı:

– Fatih Hoca, Sabri’yi niye oynattı

Diğer çocuğun cevabını duyunca gülmedim. Çünkü sportif bir bilimsellik içeriyordu.

– Başkan’ın, takımı sabırlı oynat, mesajını, Sabrili oynat, şeklinde anlamış Fatih Hoca.

ŞEYTANI İZLEDİM

Şeytanı izledim, ne yaptığını gördüm;

Önce harama ayarladı duyuları..

İnsanlar daha çok daha çok ister iken,

O bunları tutup tutup vurdu yuları...

KÜRESEL SAVAŞLAR

Küresel savaşlar hep bebeklere ayarlı,

Tezgah kirli, tezgahtar kirli, hiç aksatmıyor.

Kara giysiler, kara ağıtlar, kara günler;

Tezgah kirli, tezgahtar kirli, hiç ak satmıyor!..

Ekrem Şama