Türkiyeyi Kıyametine Zorlamak!

Abone Ol

“Yeni Türkiye Cumhuriyeti Projesi Bitti mi ” başlıklı bir önceki yazımızda da altını çizdiğimiz üzere Türkiye’ye yönelik operasyonun ikinci sacayağı için de düğmeye basılmış durumda. Tüm müdahalelere ve açıklamalara rağmen dolar yükselmeye devam ediyor. Türkiye daha büyük bir tavize yanaşmadıkça tırmanma devam edecek gibi...

Bu noktada, “Türkiye’nin büyük güç olma hayalleri buraya kadarmış” diye yazan Kraliçe’nin gazetelerinden Financial Times’daki analiz daha bir önem kazanıyor. Eğer yazılanlar bir uyarı değil ise, bu vb. analizler daha önce alınmış bir infaz kararının ilanından başka bir önem arz etmiyor. Ve “Kraliçe’nin gazetesi” burada bir “tetikçi” rolü oynayarak, “kral çıplak” diyor.

“Kral çıplak”ın ne anlama geldiğinin birçok örneği Türk siyasi hayatında bolca var. Bunun en son örneği 2001’de yaşanmıştı. Sonrası malum. Dolayısıyla, Financial Times üzerinden verilen mesaj çok net: Ekonomik krizle gelen, daha büyük bir ekonomik krizle gider.

Daha önceki kriz de “Yeni Ortadoğu” yapılanması noktasında yaşanan anlaşmazlık üzerine çıkmış ve Türk dış politikası “Küresel İrade”nin dış politika hedefleri ile uyumlaştırılmaya çalışılmıştı. (Gerçi o da 1 Mart Duvarı’na çarpmıştı).

“Yeni Türkiye”ye meydan okuma mı

Dolayısıyla tarihsel hafızamız başta Türk siyasi hayatı olmak üzere, dış politikamızı da belli bir çizgiye çekmeye çalışan bir meydan okuma ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor! O yüzden fazlasıyla kritik bir süreç. Gelişmeler, zaman baskısıyla karşı karşıya bulunan, ekonomisi sıcak paraya bağımlı, kırılgan bir görünüm arz eden ülkeler açısından çok daha zor bir “tercih” sürecinin kapıda olduğuna işaret ediyor.

Her ne kadar ülkede zayıf bir koalisyon yapısı söz konusu olmasa da, ortaya çıkan “çok boyutlu karmaşık tablo”nun böyle bir algıya yol açacak mahiyette olması, esası itibarıyla “Yeni Türkiye”ye yönelik meydan okuma hedefinde olanları fazlasıyla cesaretlendirmişe benziyor.

Öyle bir cesaret ki, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ının ülkesine gerçekleştirdiği ziyaretten bile haberi olmayan bir “Sözcü”ye bile hep birlikte şahit olduk.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Harf,  Başbakan Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Babacan ve Maliye Bakanı Şimşek’in, ABD’ye yapmakta oldukları ziyaretten haberi olmadığını söyledi. Oysa Başbakan Davutoğlu ve beraberindeki heyet, BM ve uluslararası finans çevreleriyle görüşmelerinde bulunmak üzere gittiği New York’ta Goldman-Sachs bankasının doğrudan yatırımcılarıyla öğle yemeğindeydi. Ama bundan koskoca ABD’nin haberi yoktu.

Seçim sürecinde zorlu tercih!

“Ekonomik kriz” sopasının zamanlaması da oldukça dikkat çekici. Türkiye aynı zamanda iki önemli süreçte kritik bir aşamaya girmiş durumda. Birincisi 7 Haziran seçimleri, ikincisi ise “çözüm süreci”.

7 Haziran seçimleri, daha önceki seçimler gibi değil. Daha önceki seçimlerden çok daha fazla anlam ve öneme sahip. Bu seçimler, aynı zamanda ülkede yeni bir sistem (“başkanlık” ve belki de “federasyon”) ve yeni bir anayasa sürecinin de önünü açacak bir ön referandum boyutuyla “Yeni Türkiye” sürecinde “değişim”-”dönüşüm” için oldukça önemli. Dolayısıyla da Cumhuriyet tarihinin en kritik seçim dönemlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Ve tabi bir de iktidar olabilmek ya da iktidarı koruyabilmek her siyasi parti açısından önemli. Dolayısıyla, iktisadi bir kriz, iktidarda olan hiçbir partinin kabul edemeyeceği bir durum. Mevcut hükümet açısından önündeki en temel sorun da burada karşımıza çıkıyor. Bir tarafta “Yeni Türkiye”nin mimarı olabilmek, diğer tarafta ise “boyun eğmek”...

“Çözüm Süreci”nin burada seçimlere endekslenmiş olması da, dikkatlerden kaçmaması gereken bir başka “ayrıntı”. Dolayısıyla “Yeni Türkiye” açısından fazlasıyla kritik bir aşamaya daha girilmiş durumda.

Sınırda savaş tamtamlarının sesi yükselmeye başladığı bir ortamda, “Musul Senaryoları”nın bir kez daha havada uçuşuyor olması ve iç siyasetteki hareketlenme oldukça önemli. Türkiye’nin önündeki zor dönemi ve tercihi yazmaya devam edeceğiz...