TARİH boyunca büyük medeniyetler kurmuş, insanlığa hizmet
etmişiz. Organize olmayı bilen bir topluluğuz. Asırlarca insanlığa hak ve
adaletin ne olduğunu öğretmişiz. Dünyada en geniş plânda devlet kurma ve
yönetme geleneğine sahibiz. Bu özelliği bize; plân, program ve disiplin
anlayışını içinde barındıran İslâm dini kazandırmıştır.
Bu durumu çok iyi bilen düşmanlarımız bizi İslâm dan ve
Kur an dan uzaklaştırabilmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiler.
Nitekim, daha 1878 yılında İngiltere Lordlar Kamarası nda bir milletvekili
eline Kur an-ı Kerim i alıp göstere göstere şöyle demişti:
-Müslümanların elinden bu kitabı almadıkça onlarla baş
edebilmemiz mümkün değildir.
Osmanlı, İslâmî gayret ve hassasiyetini kaybetmeye
başladığı zaman zayıflamaya yüz tuttu. Elindeki hazineden daha kıymetli olan
orijinal değerlerinden vazgeçmesi, Batılı düşünce ve hayat tarzını çözüm olarak
görmesi ve yabancılaşmaya başlaması Osmanlı nın yıkılışı ile sonuçlandı.
Yakın Tarih Ansiklopedisi nin 3. cilt ve 62. sayfasında
önemli bir belgeye yer veriliyor. Lozan da İngiltere adına Türkiye ile
arabuluculuk görevini üstlenen Mısır Hahambaşı Haim Nahum un İngiltere
Dışişleri Bakanı Lord Curzon a söylediği şu sözler her şeyi anlatmaya yetiyor:
-Siz Türkiye nin mülk-ü tamamiyetini kabul edin; ben
onlara İslâmiyeti ve İslâm temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt
ediyorum.
Batı nın Osmanlı ya düşmanlığının asıl sebebi İslam ı
temsil ediyor olmasıdır. Halkı İslâm dan uzaklaştırabilirse Türkiye nin güç ve
dinamizmini yok edeceğini hesap ediyor.
İNGİLİZLERİN SİNSİ PLANI
Osmanlı Devleti ni yıkmayı kendisinin varlık sebebi
olarak gören İngiltere, bu hedefine ulaşabilmek için sinsi bir plân uyguladı.
Haim Nahum, Lozan Antlaşması ndan sonra Türkiye nin manevî olarak çökertilmesi
konusunda, doktrin haline getirdiği 9 maddelik bir plânı İngiltere ye sundu. Bu
maddelerden biri de Türkiye yi dininden uzaklaştırmak tı.
İngiltere, bu sinsi plân gereği tarih boyu ifsat edici
özellikleri ile tanınmış olan Siyonistleri İslâm dünyası ve Türkiye nin başına
musallat etti. Onları İslâm dünyasının göbeği durumundaki Filistin bölgesine
yerleştirdi.
Lozan Antlaşması imzalanıp Türkiye yi yıkma plânı
uygulanmaya başlandığı zaman, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon şöyle demişti:
-İşte, asıl bundan sonradır ki, Osmanlılar eski safvet
ve şevketlerine bir daha asla kavuşamayacaklardır. Zira biz onların maneviyat
ve ruh cephelerini öldürmüş bulunuyoruz.
Bundan sonra, İslâm dünyasında casusluk ve misyonerlik
faaliyetlerine başladılar. İnsanları İslâm dan soğutmak için kitaplar yazdırıp
İslâm âlemine yaydılar. İngiliz Casusu Hampher in İslâm ı Nasıl Yıkabiliriz
adlı kitabı bunlar arasındadır.
İngiltere eski Dışişleri bakanlarından Loyd George
hatıralarında İngiltere nin Osmanlı ile mücadelesindeki asıl sebebi şöyle
anlatır:
-İngiltere İmparatorluğu için Türkiye ile savaşın özel
bir önemi vardır. Osmanlı halifesi İslâm dünyasının başı idi ve İngiltere
İmparatorluğu içinde her yerden, çok Müslüman vardı.
Tarih boyunca en büyük zaferleri İslâmî hassasiyetlerimiz
sebebiyle kazandık. Türkiye nin yeniden ayağa kalkıp insanlığın öncüsü olması
yine İslâmî ölçülere tavizsiz uymamızla gerçekleşecektir.
BUGÜN NE YAPMALIYIZ
Tarihini bilmeyen milletler başka toplumların avı
olurlar. Özellikle yöneticilerimizin dikkatini çekmek istiyorum. Yaşadığımız
olayları anlık değerlendirerek bir karara varmayın! Fotoğrafın tamamını görün!
Geleceğe dair plânlarımızı olayların dünü ve bugününü dikkate alarak yapın.
Düşmanlarımız bugün de niyet ve plânlarından vazgeçmiş değildir. Değişen
şartları dikkate alarak aynı plânı devam ettiriyorlar.
Düşmanlarımız Türkiye nin manevî cephesini yıkarak
ülkemizi çökertmek istiyorlar. İslâm ın
aşılmaz bir kale olduğunu biliyor, halkı İslâm dan soğutmaya çalışıyorlar.
İslâmî konularda halkı bilgilendirip yabancılaşma konusunda cemaati uyaracak en
önemli kurum Diyanet İşleri Başkanlığımızdır. DİB, en küçük yerleşim
birimlerine kadar organize olmuştur. Hizmetinin de, yaygınlığı ile mütenasip
şekilde olmasından daha tabiî bir şey olamaz.
DİB, 81 ilde Türkiye de Dinî Hayat başlıklı bir
araştırma yaptırdı. Ortaya çıkan sonuçlar ürpertici. En temel konularda bile o
kadar çok bilgi eksikliğimiz var ki! Bu eksikliği gidermek kimin görevi
Elbette DİB in.
Söz konusu araştırmaya göre, Türkiye de kendisini
Müslüman olarak ifade edenlerin oranı yüzde 99.2 dir. Gayrı müslimlerin oranı
ise binde 4. Her gün azınlık haklarından söz edenler, lütfen çoğunluğun
haklarını da ihmal etmesinler.
Bir avuç ateist, Din dersi seçmeli ders haline gelsin
diyerek imza kampanyası başlattı. Hükümet, cemaati olmayan yerlerdeki
kiliseleri bile restore etmek için astronomik harcamalar yapıyor. İslâmiyet
konusunda hâkim çoğunluğu cahil bırakmaya hakkımız var mı
Diyanet mensubu kardeşlerim! Türkiye yi manevî alanda
çökertmek isteyen düşmanlarımızın hesaplarını çok iyi biliniz! Yüklendiğiniz
görev bir emanettir. Bu görevi mutlaka birinci ve en önemli bir göreviniz
olarak görünüz. İslâm ı olduğu gibi anlatın, Allah ın bazı buyruklarını
gizlemeyiniz. Bu, manevî bir sorumluluktur. İslâm ı yaşayarak örnek olun ki
sözleriniz tesirli olsun! İslâm ı, azameti ile mütenasip bir şekilde temsil
ediniz!