Gazetede bir yabancı firmanın Türkiye temsilcisinin söylediği ve başlığa çıkartılan şu sözleri dikkatimi çekti:
"Kimse gitmez.. Türkiye büyük pazar.. Herkese ekmek var."
Bu sözleri okuyunca sevinmemiz mi yoksa yerinmemiz mi gerektiğini düşündüm.. Meseleye yabancıların ülkemize gelişi ve bu pazardan pay kapma yarışı olarak bakıldığında kimileri sevinebilir, kimileri de yerinebilir. Sık sık dile getirilen yarısına kadar dolu bardağın dolu ya da boş kısmına bakmakla ilgili misalde olduğu gibi olaya ülkemizde yabancıların yatırım yaptığı noktasından bakınca iyimser, buna karşılık ülkemizin herkese yetecek bir pazar olarak algılanmasına bakınca da üzülmek gerekir.
Elbette yabancılar her ülkeye gidebilir ve oralarda yatırım yapabilir. Yatırım üretim demek, iş demektir. Ancak, yatırımı kendi ülkelerinde ya da bir başka ülkede yapıp oralarda ürettikleri ürünleri sizin ülkeniz pazarında satışa sunuyorlarsa o zaman ülkeniz pazar olmaktan öte hiçbir anlam ifade etmez.
Hele hele "Türkiye büyük bir pazar, herkese ekmek var" yaklaşımı yabancıların ülkemize bakış açılarını yansıtması bakımıından önemlidir. Elbette yabancı firmaların ülkemizi karlı bir pazar olarak görmeleri onlar açısından müsbettir ama bizim açımızdan böyle bir değerlendirmeye bakarak övünmemiz mümkün olmaz.. Esas olan pazar olmak değil, üreten ve pazarlayan bir ülke olmaktır.
Bunu söylerken sınırlarımızı tüm dünyaya kapatalım, her ihtiyacımızı kendimiz karşılmayalım diyor değiliz. Zaten böyle bir düşünce dünya şartlarına da uygun değildir. Her ülkenin bir başkasına ihtiyacı vardır.. Hatta en gelişmiş ülke bile gelişmemiş ülkelerden birşeyler almak mecburiyetindedir.. Önemli olan aldıklarımız ile sattıklarımızın birbirini dengeleyip dengelemiyor oluşudur. Bir yandan ihracatımızın rekor kırması ile övünürken, ithalatımızda kırdığımız rekorları da görmek durumudayız.. Her yıl dış ticaret açığımızın büyümekte olduğunu bilmeye, böyle devam ettiği sürece halkımızın açlığa ve yokluğa mahkumiyetinin süreceğini unutmamalıyız.
Ülkemizi herkese ekmek çıkan konumdan kurtarmak, bizim sırtımızdan birileri ekmek yerken bizler de başkalarının sırtından ekmek yiyebilecek konuma gelmek durumundayız.
Yıllarca ülkemizin Avrupa ile Asya arasında köprü vazifesi yaptığını tekrarladık ve bununla övündük.. Şöyle bir durup düşünmedik köprü olmanın iyi mi yoksa kötü mü olduğunu. Yıllar önce bir açık oturumda dinlediğimiz bir diplomatımız, köprü olmakla övünmenin fazla bir anlamı olmadığını, parayı verenin o köprüden rahatlıkla geçebileceğini söylemişti.. Bu bakımdan ülkemizin verimli bir pazar olması da yabancılar için iyi olabilir ama bizler için sefalet anlamına gelir. Ülkemizi üreten ve satan bir ülke konumuna getirmek durumundayız. Sadece başkalarının ürettiklerini tüketen bir ülke olmak günümüz dünyasında borçlu bir ülke olmak, ekonomik bağımsızlığını yitirmek, ekonomik bağımsızlığını yitiren bir ülkenin siyasi bağımsızlığının da tehilekeye girmesi demektir.
Pazar olmaktan kurtulduğumuz ölçüde güçlü, güçlü olduğumuz ölçüde de lider ülke olabiliriz. Uydu değil lider ülke olmak istiyor ve bu ideali paylaşıyorsak pazar olmakla övünemeyiz.
Bu bakımdan yabancıların birtakım nitelendirmelerini iyi değerlendirmek durumundayız.