Planlanan ve beklenen Erdoğan-Trump görüşmesi gerçekleşti.
Cumhurbaşkanımızın görüşmeden önce açıkladığına göre çantasında şu dosyalar vardı:
Amerika’nın terör örgütlerine silah desteğinin durdurulması
Barzani’nin bağımsızlık referandumu
Güney sınırlarımızın emniyeti ve terör örgütleri
DEAŞ ile mücadelede işbirliği
Rusya’dan alınması düşünülen S-400 füzeleri konusu
FETÖ elebaşı ve elemanlarının iadesi
Cumhurbaşkanlığı korumalarının ve eski bakanın yargılanması konusu
Arakan Müslümanlarına yapılan zulümler
Diğer konular
Görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Görüşmede, bölgesel meselelerin çözümü için işbirliğinin geliştirilmesi ve tüm terör örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi hususlarında mutabık kalınmıştır.
İki lider, 25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin gerçekleştirmeyi planladığı referanduma karşı olduklarını ifade ederek, bu tür bir adımın ciddi sonuçları olacağını vurgulamışlardır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Bu açıklamadan anlaşıldığına göre çantada bulunan dosyaların sadece birisinde, yani Barzani’nin referandum girişimine tepki konusunda mutabık kalınmış.
Aslına bakılırsa, görüşme başlamadan önce aynı iki devlet yetkilileri de Barzani’nin referandum girişimi konusunda aynı şeyleri söylüyorlardı.
Bir iki cümle ile açıyoruz:
Bilindiği gibi İsrail, bağımsız Kürdistan’ın kurulması amacıyla yapılacak referandumu desteklemekte olduğunu açıkladı. İsrail destekler de Amerika desteklemez olur mu? Olmaz elbet. Zaten Amerika referanduma karşı değil, zamanlamasına karşıdır. Yani demek istemektedir ki:
“Ortam şu an olgunlaşmadı, ‘ikna’ edilecek devletler var, biraz bekleyin, sonra bağımsızlığınızı ilan edin.”
Peki, Türkiye’nin görüşü nedir?
Türkiye’nin, Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden önce açıkladığı bu bölgede üç tane kırmızı çizgisi vardı:
1- Irak’ın toprak bütünlüğü ihlal edilmemeli.
2- Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir devlet kurulmamalı.
3- Musul, Kerkük ve Süleymaniye’nin statüsü asla bozulmamalı.
Köprülerin altından çok sular aktı. 15 yıl geçti.
Cumhurbaşkanı, Trump zirvesinden önce Amerika’da çıktığı bir TV kanalında bu konuda aynen şunları ifade etti:
“Barzani’nin bağımsızlık referandumu konusunu biraz detay almak lazım. Şu anda bunu Irak’ın birinci derecede kendi iç meselesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Yani Irak, kendi içinde eğer böyle bir eyaleti bu şekilde bölünme ile neticelendiriyorsa, bu onun iç sorunudur, bizi ilgilendirmez. Bunun dışında bizim sınırlarımıza yönelik herhangi bir şeyin düşünülmesi veya konuşulması, o zaten bizim üniter yapımızla alakalıdır ki böyle bir şeyden taviz vermek mümkün değildir.”
Bu sözlerle Musul’un veya Kerkük’ün, ya da Süleymaniye’nin de içinde bulunduğu bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması, Irak’ın iç işi olarak kabul edilmekle, Türkiye her üç kırmızı çizgisinden vazgeçmiş gibi gözükmektedir. Bu bir politika değişikliği midir, yoksa öylesine söylenmiş sözler midir? Bir Cumhurbaşkanı bu ifadeleri kullanıyorsa, Türkiye’nin o bölgede kırmızı çizgileri olan dış politikasının tamamen değiştiği anlamına gelir.
Bu sözler şu anlama da gelebilir:
“Bağımsızlık ilanı Irak’ın iç işidir. Bizim sınırlarımız ihlal edilmedikçe bu bizi ilgilendirmez.”
Bu yönü ile de, kırmızı çizgilerimiz sınır çizgilerimize kadar geri çekilmiş demektir.
Trump görüşmesinden önce üç tane kocaman taviz anlamına gelen bu açıklamanın yapılması ile, Amerika’ya şu mesaj verilmek istenmiş olabilir:
“Bağımsızlık referandumu konusunda bizim sınırlarımız ihlal edilmedikçe itirazımız olmayacak. Kırmızı çizgilerimizi geri çekiyoruz. Ancak Irak bu konuda itiraz etmektedir. Irak’ı ‘ikna’ etmeniz gerek.”
Bu yönü ile de Türkiye ve Amerika’nın bağımsız Kürdistan konusunda aynı görüşlere geldiği, ya da getirildiği, görüşmede de bunun deklere edildiği anlaşılıyor.
Tabii, bir de İran faktörü var, onun iknasının mümkün olup olmadığını zaman gösterecek.
Peki, Türkiye yetkililerinin Barzani’ye yönelik bunca tehdit dolu sözleri ve sınırımızda TSK tarafından yapılan tatbikatlar neyin nesi?
Yöneticiler tarafından söylenen sözler kamuoyunun heyecanını yatıştırmaya yönelik, TSK’nın tatbikatları da sınırlarımızı güvenceye almak maksatlı olduğu anlaşılmaktadır.
Peki, Cumhurbaşkanımızın çantasındaki diğer konular?
Onlar ya görüşülemedi, ya da görüşüldü ama mutabakat sağlanamadı, bundan dolayı açıklamaya dâhil edilemedi demektir.
Bu zirvenin verilen tavizler dışında hiçbir soruna çözüm getirmediğini söylemek yanlış olmaz.
Görüşme öncesi ve sonrası, gerek liderlerin, gerek her iki devletin “dost”luğu ve müttefikliği özellikle vurgulandı.
Irak’ın işgalinden bugüne kadar hep vurgulanan dostluk ve müttefiklik söylemlerine rağmen, her konuda Amerika’nın, Türkiye’den hep istediğini, ama vermediğini, dost değil, adeta düşman olduğunu gösteriyor.
Zaten hem kutsal kitabımız, hem de tarih böyle demiyor mu?
Şimdi birileri açıklamalı:
Böyle sık sık zirvelere gidip görüşmeler yaptıktan sonra samimi pozlarda resimler çektirmek, devletimize ve milletimize ne faydalar sağladı veya sağlıyor?
Şahsen bizim onurumuza dokunuyor.
HALİMİZE BAKIN
Dost sandık bu sömürgeci devleti,
Yurda getirdik kendi kolumuzda.
Sopayı yedik, görün rezaleti,
Bizim bacak alçıda, kol omuzda!