Türkiyenin Gerçek Gündemi

Abone Ol

Ülkemizde, biri tartışılan, diğeri ise henüz yeterince tartışılmayan iki tane gündem var aslında. Tartışılanın aktüel/rutin gündem olduğunu ve ana gündemi perdelediğini belirtmekte yarar var. Gerçek gündem henüz tartışılmıyor. Ama bu durum, asıl gündemin hiç bir zaman tartışılmayacağı anlamına gelmez.

7 Haziranda yapılan seçim sonuçlarından hareketle; bir koalisyon hükümeti kurulacağı veya erken genel seçime gidileceği en çok konuşulan konular arasında bulunuyor. Detayda ise, koalisyonun hangi partiler arasında gerçekleşeceği ve muhtemel bir erken seçimin ne zaman yapılacağı konuları var. Birçok kişi her iki meselede de kendini fikri olgunluğa ermiş görüyor. Herkes kendi düşüncesini haklı çıkaracak, kendince yeterli malzemeye ulaştığını düşünüyor. Halbuki piyasada işler sanılanın aksine, adına reel politik dedikleri, ama üst akıl tarafından belirlenen politikalar çerçevesinde yürüyor. Yani, kastımız odur ki; koalisyon da olsa, tek başına iktidar da çıkarsalar millet namına, memleket yararına pek değişen bir şey olmaz.

Biz gelelim asıl gündeme; 300 yılı aşkın bir süreden beri dünya hâkimiyetini eline geçirmiş olan Batı, yolun sonuna gelmiş bulunuyor. Batı Sisteminin insanlığa saadet getirmediği ortada. İnsanlık ne Komunizmden hayır gördü ne Kapitalizmden. Ne de bunların türevlerinden insanlara hayır geldi.

Batı, her zaman "Kuvvet"ten yana oldu. Çoğulculuğu esas aldıklarını iddia ettikleri demokrasiyi de "Kuvvet"in emrine verdiler. Onun için dünyada hep güçlüler haklı kabul edildi. Milletler en çok bu yolla aldatıldılar. Tam da burada sormak lazım: Birçok olumsuzlukları bünyesinde barındıran Batı sisteminin Nemrutun, Firavunun ve Ebu Cehilin düzeninden ne farkı var Onlar da kuvveti Hak sebebi sayıyorlardı bunlar da. Unutulmamalıdır ki, Hakka dayanmayan sistemler er ya da geç çökmeye mahkûmdur. Yunanistanda başlayan kriz bir sistem krizidir. Bu kriz Batıyı sarmış durumda. Batı sistemi çöküyor. Şimdi cevabı aranan soru şu: Saadet düzenini kim veya kimler kuracak ve nasıl kurulacak Ayrıca kendimize şu soruyu da soralım: Yeni döneme hazır mıyız

Yeni dönemde genelde bütün Müslümanlara, özelde bize çok iş düşmektedir. Kendi ülkemize, İslam dünyasına ve tüm insanlığa Saadet getirecek düzeni kurmaya hazırlıklı olmalıyız. Sadece olumsuzlukları tespit etmek ve yanlışları söylemek meseleyi halletmiyor. Doğru olan nedir, nasıl uygulanır, ne sonuç verir Hem sistem geliştirme hem de geliştirilen sistemi tatbik etme, neticelerini takip etme sorumluluğunun bizde olduğunu unutmamamız lazım.

Bu şuura sahip olan herkesin şöyle bir silkinip kendine gelmesi gerekir. Nerede kalmıştık deyip işe koyulması, insanların dertleriyle dertlenmesi, sorunlarına çözüm bulması icap eder. Batıda sistem çökerken bile işgalleri ve sömürüyü devam ettiriyorlar. Bunların insanlığa Saadet getirme diye bir dertleri yok. Varsa yoksa kendileri. Daha doğrusu yüzde biri bile bulmayan azınlığın servetine servet katma telaşı! Dünyada mevcut olan doğal kaynaklar veya üretilen her ne varsa; bunların sadece, efendi kabul ettikleri mutlu azınlığın hakkı olduğunu düşünüyorlar. Kendisine bile hayrı olmayan bu hastalıklı anlayışın insanlığa fayda sağlaması mümkün mü

Sonuç olarak; aktüel gündemin yanı sıra asıl gündemimize de yeterince zaman ayırmamız ve üretim yapmamız gerekir. İnsanlık görevi olan bu çalışma ancak bizden beklenir.