Türkiye'nin "El Bab'ı Kıbrıs" yeni Girit olmasın

Abone Ol

Güney Kıbrıs Rum Lideri Nikos Anastasiades ve KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında 1 Aralık’ta varılan mutabakat gereği, 9-11 Ocak  tarihlerinde her iki lider arasında görüşmeler yapılacak ve 11 Ocak’ta mülkiyet konusundaki haritalar üzerinde müzakereler yapıldıktan sonra, 12 Ocak’ta iki tarafın ve garantör devletler: Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın da katılımıyla toprak, mülkiyet, nüfus, yönetim ve güç paylaşımı, garantörlük, Kıbrıs’ta Türk askerinin varlığı  ve Kıbrıs’ı ilgilendiren uluslararası anlaşmalardaki değişiklikler gibi konuları havi konferansın  yapılacak olması Kıbrıs’ı yeniden gündeme getirmiştir.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile temin edilen huzur ve barışın yeniden ortadan kaldırılmasına yönelik “birleşik Kıbrıs” konusundaki müzakerelerde gelinen nokta, yeni diplomatik oyunlarla, Kıbrıs’ta yelpazenin Kıbrıslı Türklerin aleyhine daraltılması ve yeni bir bunalım potansiyelinin ortaya çıkmasıyla netameli bir durumun zuhuru söz konusu olacaktır. Bu nedenle, 12 Ocak  konferansı KKTC için tarihi bir dönüm noktası oluşturmaktadır.

Nitekim 12 Ocak’ta  Cenevre’de sadece  Kıbrıs’ta Rumların lehine verilmesi düşünülen tavizlerle ilgili önemli kararların müzakere konusu yapılması kuvvetle muhtemel olacaktır. Böylece, Kıbrıs konusunun  salt Rumların lehine  alınacak hayati  kararlarla çözüme kavuşturulması amaçlanmaktadır.

Kıbrıs konusunda müzakereleri yürüten Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiades’in ortaya koydukları çabalar  her iki tarafı da memnun edebilecek bir çözüme yönelik olmaktan çok, Kıbrıs Rum Kesimi’ne verilebilecek en üst düzey tavizlilerle sorunun çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Bu tür bir yaklaşım, ciddiyetten uzak ve teslimiyetçi bir politikadan başka bir şey değildir.

Uluslararası arenada soyutlanan KKTC’nin çözüm yolunda hangi yolu ihtiyar ederse etsin, tek taraflı taviz ve çözümlerle ileride yeniden 1974 öncesi sorunlu bir durumla karşı karşıya kalması kaçınılmaz olacaktır.

12 Ocak Cenevre Konferansı, Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiades’in çözüm yolunda uzlaşmaya vardıkları konular, Nelson Ledsky ve Kofi Annan tarafından Kıbrıs’ta sorunun çözümü için ortaya konulan ve dikte ettirilmeye çalışılan haritalardan anlaşılacağı üzere, çözüm yolunun  daha da vahim bir ivmeyi göstermesi bakımından hayati öneme sahiptir.

AK Parti Hükümeti’nin tavizkâr bir çözüme yeşil ışık yakmasının gerisinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne şimdiye kadar kabul edilmemesinde bir kambur olarak gösterilmeye çalışılan Kıbrıs konusunun bir an önce çözüme kavuşturulmasının yatmakta olduğu akla gelebilir.

Avrupa Birliği’nin de Türkiye’yi tek yanlı çözüme zorlaması da, Mustafa Akıncı’yı daha fazla cesaretlendirmiş ve Rum yanlısı tek taraflı çözüme itmiştir. Son olarak AB Konseyi’nin Kıbrıs ile ilgili kararda, 12 Ocak’ta Cenevre’de yapılacak Kıbrıs Konferansı’na katılmaya hazır olduğunu belirtmesi Kıbrıs konusunun ulaştığı boyutu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Türkiye, Kıbrıs konusunu yıllardan beri sadece Birleşmiş Milletler nezdinde yürütürken, son yıllarda ABD, AB ve İsrail’in müdahil tutum sergilemeleri dikkat çekicidir.

Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiades’in AB Konseyi’ne yaptığı Kıbrıs’ta çözümle ilgili müzakereler konusundaki sunumdan sonra, Avrupa Konseyi yaptığı açıklamada: “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için devam eden süreci destekleyeceğimizi ve Kıbrıs’ın da Avrupa Birliği’mizin üyesi olduğunu ve olmaya devam edeceğini dikkate alarak, 12 Ocak 2017’de Kıbrıs’la ilgili Cenevre Konferansı’na katılmaya hazırız” ifadesiyle üstü örtük olarak Kıbrıs Rum Kesimi’ne destek mesajı vermiştir.

El Bab konusunda Türkiye’nin güvenliği için çok hassas davranan AK Parti Hükümeti, Doğu Akdeniz’in ve Türkiye’nin güvenliği açısından hayati öneme haiz KKTC konusunda 12 Ocak 2017 tarihinde nasıl bir adım atacağını şimdiden kestirmek zor olmasa gerek.