Türkiye?nin düzeyi siyasetin düzeyi

Abone Ol

Yüksek düzeyli bir gerilimden geçiyoruz. Düzey, neyin

yansıması, neden böyle

Düşüncenin, sanatın, inceliğin, bilgeliğin devrede

olmadığı bir zamandayız. İnsanların okuma, bilgilenme -öyle söyleniyor- ve

dünyayı bilmenin yaygın gelişkin olduğu bir dönemdeyiz. Bugünün insanı dünün insanının

çok önünde. Bugünün insanının okuryazar olması bütün sorunların çözüleceği,

giderileceği, bir ülkenin buna bağlı kalkınacağı, gelişeceği var sayılıyor.

Bütün ölçü okuma ve yazmaya odaklı. Yanı üç yüz beş yüz sözcük arasında bir

hayatın varlığı. Bugünlerde daha az ve hatta daha yabancı. Çünkü sosyal medya

ve yabancı dil tutkusu yüzünden söz konusu edilen sözcük sayısının da bir

anlamı ve karşılığı yok. Türkiye de hemen her şey birbiriyle orantılı, yani

paralel. Paralel derken birden bu sözcüğün irkilticiliği akla geliyor. Bakın

ki, sözcüklerin bile nasıl birden anlam kayması ve değer yitimi yaşadığı

görülüyor. Böyle olunca bu ve benzeri birçok sözcük ve kavram ürkücü konuma

geliyor.

Türkiye nin siyasal düzeyi ve yaşananlar Türkiye nin

varmış olduğu düzeyi gösteriyor.

Militarizm ve terörün bu kadar yoğun olduğu bir zamanda

hayatın hemen bütün alanlarına yansıyan bir nobranlık var. Öfke patlamaları,

karşılıklı salvolar ile yaşanmaya çalışıyor. Gerilim ve öfke tırmandıkça şiddet

de karşılık buluyor.

Toplumun önünde yer alanlar daha çok belirleyici oluyor.

Tabiî bu yeni zamanda güç artık başka merkezlerde.

Küresel güç insanların ruhlarına üflüyor, kitleler

ayaklanıyor. Gücü kim elinde bulunduruyorsa sözün sahibi oluyor.

Siyasal güç ve erk şimdi daha çok belirleyici. Onları

besleyen manevilikler devre dışı.

Bir de şehirlerin veya merkezlerin belli kültürleri ve

düzeyleri bulunuyor. Büyük medeniyetin büyük kent merkezleri böyle. Bu anlamda

merkez ile taşra oluşu bir tanımlama.

Osmanlı Devleti nin ve İslâm medeniyetinin belli bir

dönemin merkezliğini yapan bir İstanbul var. İstanbullu olmak, İstanbul,

kültür, ahlâk ve adabını yaşamak bir özellik. Bir İstanbullu olmak ayrıcalığı

var. İstanbul beyefendisi ve hanımefendisi deyimlerinin oluş ve varlığı boşa olmasa

gerek. Çünkü her davranışı inceliklidir bu kültürün.

Yabancılıkların hayatımıza girmesiyle dengeler değişti.

Kültür terbiyesine dâhil olmamış olanların da bu büyük kültüre dâhil olmasıyla

belli bir oluşu yaşamadan söz sahibi olması bir olumsuzluk. Bir taraftan Batı

kültürünün getirdikleri, gelenek ve ahlakları, olumsuzlukları tırmandırıyor.

Köy, yani yaban kültürünün belli bir terbiyeden geçmeden dâhil olması da

olumsuzlukları artırıyor. Sonradan görme deyimi bu anlamda sanırım boşa olmasa

gerek.

Türkiye siyaseti hemen her şeyi tanımlıyor aslında.

Bir insan belli bir makamdan olmayıversin, belli bir gücü

elinden kaçırmayıversin. En kritik zamanlarda insanların tutumu hemen kendini

gösteriyor.

İnsanlar güç ve çıkara odaklı ne yazık ki. Değerlerin hiç

mi hiçbir anlamı yok.

Sanat, edebiyat, edep ve düşüncenin de devreden çıkması

insanları daha da olumsuzluklara itiyor. Çünkü bu da insanın belli bir oluş ve

terbiye alanını oluşturur. En belirgin olanı da budur.

Medeniyetimiz incelikleri olan bir kültüre sahip. Şiirin,

sözün, bilgeliklerin belirgin olduğu bir hayat.

Tabiî ki peygamber ahlâkı, inceliği, güzelliği hemen

hepsinin temelini oluşturur. Güzel ahlâkın öncüsü, sözcüsü ve merkezi olan bir

sünnet anlayışı. Kaba sözlerden kaçınan, incitmeyen, insanları en hassas

noktalarından yakalayan ve bunun üzerine inşa olunan bir hayat. Müslüman ın

hayatı önce edep iledir, sonra incelikler iledir. İncitmeyen, itmeyen ve

yormayan bir hayat anlayışı. Müslüman ca ve zarif yaşama ve yaşatma anlayışı.