Toplumsal Cinsiyet
Eşitliği Politikaları Fıtrat Düzenine Açılmış Bir
Savaştır
Giriş
Avrupa Birliği ne üye olmak , her derde deva olarak
sunulmakta ve AB uyum yasaları çerçevesinde ne varsa ülkeye transfer
edilmektedir. AB uyum yasaları çerçevesinde övünülerek ithal edilen bir kavram
ve bir politika da, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) politikasıdır. Geçen
yazıda 2000 yılından bu yana Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikaları (TCEP)
kapsamında ithal edilen yasal mevzuat üzerinde genel olarak durulmuştur. Burada
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramının felsefi temelleri üzerinde durulacaktır.
Kâinatta Her Şey Çift/Eş Olarak
Yaratılmıştır
Kâinatta her şey belli bir kanuniyete göre çift ve eş
(zevc, parity) olarak yaratılmıştır. Kur an da bu anlamı ifade eden kavram,
zevc olup isim ve fiil olarak yaklaşık 70 yerde geçmektedir. Ragib el
İsfahani ye göre kendi cinsinden bir diğeri ile bulunana zevc denir. Bu,
insan, hayvan, bitki ve diğer varlıklardan olabilir. Zevcler birbirlerinin
benzeri olabileceği gibi tam zıdları da olabilirler. Zevciyet, erkeklik-
dişilik ikiliği olabileceği gibi, başka ikilikler de olabilir. Eşya; cevher,
araz, madde, suret gibi ikiliklerin sentezinden ibarettir. Hiçbir şey, bu
ikiliğe dayalı terkibin dışında kalamaz Türler, cinsler, sınıflar da birer
zevciyat oluştururlar. (1,2)
Kâinatta her şeyin çift/eş (zevc) olması, Kur an a göre
insanların öğüt alıp düşünmesi için Allah tarafında vazedilen genel bir
kanuniyettir:
Ve biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki öğüt
alıp-düşünürsünüz. (51/49)
Yerin bitirmekte olduklarından, kendi nefislerinden ve
daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) yücedir.
(36/36)
Yasın suresinin 36. Ayetinde, zevç (eş, çift) yaratılma
ile ilgili üç sınıflama yapılmaktadır:
Arzın Bitirdiklerinde
İnsan Nefsinde
İnsanların Bilmediklerinde
Bu sınıftaki çiftler kendi aralarında aşağıdaki gibi alt
gruplara ayrılabilir:
Arzın bitirdiklerindeki Zıd Çiftler:
Karakter açısından zıd benzer çiftler/eşler
(Metaller-ametaller(Metal olmayanlar), Biyolojik Açıdan Zıd Eşler (Bitki ve
hayvanların dişi ve erkek türleri), Elektrik Ve Manyetikte Zıd Eşler
(Birbirinin zıddı olan elektrik yükleri, Manyetik zıd kutuplar), Topraktaki
ölüm ve hayat olayları (Analiz-Sentez olayları).
İnsanların Bilmediklerindeki Eşler/Zevcler
Kur an ın nazil olduğu ve hitap ettiği o anki toplumu göz
önüne aldığımızda, o çağdakilerin bilmediği/bilemediği fakat zamanla insanların
keşfedeceği/keşfedebileceği eşlerin/çiftlerin varlığı söz konusudur. Her çağda
insanlar, kâinattaki birçok şeyi bilemezler. Ancak bugünkü bilinmezler, bir gün
bilinir, keşfedilir olacaktır. Bu nokta da, Kuran ın İnsanların
Bilmediklerindeki Eşler/Çiftler ifadesinin kıyamete kadar olan süreci ihtiva
ettiğini göz önüne almak gerekmektedir.
Kur an ın indiği çağdaki insanların bilmediği ve fakat
günümüzde bilinen birçok zevç (eş, çift) vardır. Parçacık fiziğinin bugün için
bulup ortaya çıkardığı, o gün için bilinmeyen elektron-pozitron, nötron-anti
nötron müon-anti müon gibi yığınla elemanter parçacık, bu sınıflama içerisinde
değerlendirilmelidir. Keza dönen tüm cisimlere etki eden Merkezkaç-merkezil
kuvvetler , uzaydaki ak ve kara delikler hep sonradan bulunmuş, keşfedilmiş
çiftlerdir. Schrodinger Denkleminin daima iki eş çözümü vardır. Bu denklemlerin
uygulandığı her alanda daima birbirinin zıddı (pozitif-negatif) çözümler
vermesi, kâinatta var olan her şeyin bir antisinin bulunduğunu göstermektedir.
Zıt işaretli yükler, parçacıklar birbirini çekerken; aynı
işaretli yükler, parçacıklar, birbirlerini itmektedirler. Pozitif yük pozitif
yükü, negatif yük negatif yükü iterken pozitif yük negatif olan yükü
çekmektedir. Zevc olan varlıklar arasında daima bir cazibe, çekim kuvveti
vardır. Zıdların birliği ilkesi, kâinatta bir denge ve sükûn halinin ortaya
çıkmasına sebebiyet vermektedir.
İnsan Nefsindeki Eşler/Çiftler
İnsanların kadın ve erkek olarak iki karşıt cins olarak var
olması da, zıdların birliği ilkesi ile ilgili ilahi kanuniyetin bir sonucudur:
Ey insanlar, sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da
eşini yaratan (4 Nisa 1)
Onda sükûn bulup-durulmanız için, size kendi
nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da,
O nun ayetlerindendir... ( 30 Rum 21)
Bu eş yaratılmanın yanı sıra insan bünyesinde de
birbirinin zıddı olan iki cephe/yapı (İyilik/melek ve kötülük/hayvan)
bulunmaktadır. Bu iki zıt cephe de yer alan karakterler/özellikler de,
birbirine zıddır (cesur-korkak, cömert-cimri ). Bu nedenle cinsiyet, tüm eşyaya
yaratılışla birlikte verilmiş bir özelliktir; sonradan kazanılmış bir özellik
değildir.
Cinsiyet ve Toplumsal
Cinsiyet
İnsan nesli için cinsiyet, eş (zevc) yaratılma kanuniyetinin
ortaya çıkardığı bir olgudur. Cinsiyet farklılığı, biyolojik bir gerçekliktir.
İnsan neslinde cinsiyet, anne babanın ya da doktorların belirlediği, planladığı
bir olgu değildir. İnsan iradesinden bağımsız ilahi hikmetin bir sonucudur.
İnsanların beyninde cinsiyet şeması adı verilen bir yapılanış/yazılım
bulunmaktadır (3,4). Cinsiyet şemaları, erkeklerin ve kadınların nasıl
davranması gerektiğiyle ilgili bilgi ve kurallardan oluşmaktadır. Dolayısıyla
cinsiyet farklılığı, kadın ve erkeğin anatomik, fizyolojik, genetik,
psikolojik, zihinsel ve beyin yapılarında farklılıklara sebebiyet vermektedir.
Kadınlarda sağ beyin lobu gelişkinken erkeklerde sol beyin lobu gelişkindir.
Sağ beyin lobu, duygusal zekâya; sol beyin lobu, sayısal zekâya göre organize
olmuştur. Loblar arasındaki çapraz bağlar, sayısal ve duygusal zekâların
geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Kadın ve erkek beyninin farklı olması, kadın ve erkeğin
psikolojisinde, zihinsel faaliyetlerinde, düşünme ve davranışlarında farklılıklara
sebebiyet vermektedir. Erkek ve Kadın, dinleme-konuşma, üzüntü-mutsuzluk,
motivasyon, ilgi- beğenilme, duygularda dalgalanma, para kullanma-sarf etme,
şikayet etme, geçmişi yaşama-unutma, risk alma-zorluklarla mücadele, sorun
çözme/sorun karşısında tavır, zaman kullanımı, sabır, güven duygusu, meslek
seçimi, ağlama, eleştirme-çekiştirme, empati, fonksiyonellik ve görünüş,
hastalıklar, beklenti gibi konularda çok ciddi farklılıklar göstermektedir (5).
Cinslerin beyin yapısından kaynaklanan belli alanlardaki
gelişme farklılıkları, onlara hayatta, doğal olarak, farklı rol ve
sorumluluklar yüklemektedir. Bu farklı rol ve sorumluluklar, evlilik ile
birlikte(aile hayatı) eşlerin birbirinin eksikliğini tamamlamasını,
bütünleşmesini, olgunlaşmasını ve mükemmelleşmesini sağlamaktadır (2 Bakara
suresi 187)
İnsan iki ana kaynaktan beslenmektedir:
Birincisi: Genetik yapımıza yerleştirilmiş olanlar,
İkincisi: Kesbi olan, sonradan kazanılmış olanlar.
Kesbi olan kaynak, insanın içinde doğup büyüdüğü
çevrenin, kültür-medeniyetin, değerlerin örf, adet, gelenek ve göreneklerin
etkisi ve ferdin okuyup öğrendiklerinin etkisinden oluşan iki bileşenli bir
kaynaktır.
Bugünkü bilimsel verilere göre insan genetik yapısından
gelen özellikler, insan davranışları üzerinde %40, içinde yaşanılan sosyal,
kültürel çevre %40, sonradan okunup öğrenilenler %20 oranında etkili olmaktadır
(5). Dolayısıyla bu dünyaya gelen bir çocuğun üzerinde genetik yapının dışında,
çevresel etkilerin (okunup öğrenilenler dahil) ağırlığı %60 dır. Hz.
Peygamberin fıtrat hadisi, bu durumu teyit etmektedir:
Hiçbir doğan çocuk yoktur ki, fıtrat üzere doğmuş
olmasın. Sonra onu annesi babası Yahudileştirir, Hıristiyanlaştırır veya
Mecusileştirir... (6)
Kâinatta olan her şeyin eş yaratılmış olmasını göz önüne
aldığımızda genetik yapımızda (İşletim sistemi- yazılım) birbirinin zıddı olan
ve insanı zıd istikametlere sevk etmeye çalışan iki ana yapı bulunmaktadır:
1-Fıtrat, 2 Heva.
Fıtrat insanın iyilik yönüne, saf ve temiz haline ilişkin
bir karar mekanizması iken; Heva, kötülük yönüne ilişkin bir karar
mekanizmasıdır. İnsan davranışları, bu iki mekanizmanın bileşke kuvvetinin
yönüne ve şiddetine bağlı olarak şekillenmektedir. Hz. Peygamberin yukarıdaki
hadisi, çocuğun dünyaya saf, temiz ve iyilik yönü baskın olarak geldiğini ve
fakat ilk çevresel ortam olan aile ortamının onu ifsad edebileceğini ifade
etmektedir. Aşağıdaki kudsi hadis, insan üzerinde etkili olan çevresel
etkenlerin aileden daha geniş olduğunu; içinde yaşadığı kültür ve medeniyeti,
sistemi de ihtiva ettiğini belirtmektedir:
5900- Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: Ben bütün
kullarımı hanif (=müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar
onlara gelip fıtri dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım
şeyleri haram kıldılar. Kendisine bir güç vermediğim şeyi bana şirk koşmalarını
emrettiler. (7)
Genetik etkilerle çevresel etkilerden dolayı cinsiyet
farklılığı, cinsiyet rolünde farklılaşmaya neden olmaktadır. Cinsiyet
farklılığı doğumdan hemen sonra çocuklarda etkisini göstermekte, kız ve erkek
çocukların pek çok davranışı, cinsiyete bağlı olarak şekillenmektedir. Bu
konuda yapılan pek çok araştırma, biyolojik olarak meydana gelen cinsiyet
farklılığının, cinslerin farklı düşünme, tutum, tavır ve davranış göstermesine
neden olduğunu ortaya koymaktadır(8,9).
Batı dünyası, genel olarak, fıtrat farklılığının cinslere
yüklediği bazı ana fonksiyon ve rol farklılığını kabul etmemekte; her şeyin
sonradan çevresel etkilerle şekillendirildiğini öngörmektedir. Böylece genetik
kodlamadan gelen %40 lık etkiyi yok saymaktadır. Bu amaçla cinsiyet (sex)
kavramından ayrı olarak toplumsal cinsiyet (gender) kavramını üretmiştir.
Cinsiyet (sex), kadın ve erkek arasındaki doğuştan gelen biyolojik farklılığı
(genetik/kesbi olan) ifade ederken; toplumsal cinsiyet (gender) kadın ve erkeğe
toplumun yüklediği (çevresel etkiler) anlamı; ondan beklentilerini, rol ve
görev tanımlarını içermektedir (3, 4).
Toplumsal cinsiyet, 2011 İstanbul Sözleşmesi nde şu
şekilde tanımlanmaktadır:
Madde 3 Tanımlar: Toplum tarafından kadın ve erkeğe
yüklenen ve sosyal olarak kurgulanan roller, davranışlar ve eylemler anlamına
gelir
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün (KSGM) toplumsal
cinsiyete ilişkin yaptığı çalışmalarda toplumsal cinsiyet kavramı, şu şekilde
tanımlanmaktadır:
Toplumsal cinsiyet kavramı kadın ve erkekler arasındaki
ilişkiler ve rol dağılımının biyolojik farklılıklar tarafından değil; siyasi,
sosyal ve ekonomik yapılanmalar tarafından belirlendiğini ifade eder. Diğer bir
deyişle, kadın ve erkek arasındaki biyolojik farklılık dışında onlara atfedilen
tüm farklılıkların ve onların yüklendikleri tüm rollerin ve ilişkilerin sosyal
olarak yapılandırılmış olduğunu ifade eder. Dolayısıyla bu rollerin ve
ilişkilerin değiştirilebilir ve eşitlikçi bir biçimde yeniden
yapılandırılabilir olmasını öngörür. Toplumsal cinsiyet bakış açısı biyolojik
olanla sosyal ve kültürel olan arasındaki farkı anlamak ve dönüştürülebilir
olanı (sosyal kültürel yapılanmalar) dönüştürmek için çaba harcamak olarak
tanımlanabilir. (3, 10, 11)
Bu tanımlardan görülebileceği gibi yaratılıştan gelen
cinsiyetler arası genetik yapı farklılığının günlük hayatta cinsler arasında
hiçbir rol farkına sebebiyet vermemesi öngörülmekte, fıtratın insan düşüncesi
ve davranışları üzerindeki etkisi yok sayılmaktadır. Aksi durum toplumsal
cinsiyet teorisyenleri tarafından, cinsiyet ayrımcılığı yapmak olarak
nitelendirilmektedir.
Yönetimler buna mani olucu tedbirleri almak zorundadır.
Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliği felsefesine aykırı dinlerin,
mezheplerin, örf, adet, gelenek, görenek ve törelerin etkisi yok edilmelidir.
İstanbul Sözleşmesi 2011 in Madde 12 nin 1. ve 5. fıkralarında bu durum açıkça
belirtilmektedir:
1-Taraf Devletler, kadınların aşağı bir cins olduğu veya
erkekler ile kadınlar için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan
önyargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü uygulamaları yok etmek
amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının
değiştirilmesi için gerekli tedbirleri alır.
5-Taraf Devletler, kültür, örf ve adet, din, gelenek veya
sözde namus un bu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin bir
gerekçesi olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.
Madde 12 nin 5. Fıkrasında yer alan şiddet kavramı,
sözleşme metninde, özellikle psikolojik şiddet kavramı gerektiği gibi
açıklanmamaktadır. Kur an ve sünnetin öngördüğü, özellikle kadın erkeğe tavsiye
ettiği/emrettiği bir kısım tutum tavır ve davranışlar, İstanbul sözleşmesi
2011 de şiddet olarak kabul edilmektedir.
İstanbul Sözleşmesi 2011 in Suçların kabul edilemez
gerekçeleri; sözde namus adına işlenen suçlar da dâhil adlı Madde 42 nin hem
kendinde hem de 1. fıkrasında namus kavramının başına sözde ifadesi eklenerek
namus kavramı itibarsızlaştırılmaktadır:
Madde 42-1: Taraf Devletler, bu Sözleşme kapsamında yer
alan şiddet eylemlerinden herhangi birinin gerçekleşmesini takiben başlatılan
cezai işlemlerde kültür, örf ve adet, gelenek veya sözde namus un bu
eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilmemesini sağlamak üzere gereken yasal
veya diğer tedbirleri alır. Bunlar arasına, özellikle, mağdurun, kültürel,
dinî, toplumsal ya da geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını
ve âdetlerini ihlal ettiği iddiaları da dâhildir.
Gerek madde 12 ve gerekse madde 42, İslam ın çok önemli
bir görev olarak iman edenlere yüklediği iyiliği emredip kötülükten alı
koyma /tebliğ faaliyeti, psikolojik şiddet kavramında yorumlanıp, cezai
işlemlere tabi tutulmasına imkân vermektedir.
İstanbul sözleşmesi 2011 de partner kavramını
kullanarak (Madde 59-1.ve 2.; Madde 3-b ; Madde 36-3. ; Madde 46-a fıkraları)
dost hayatını, nikahsız beraberliği; cinsel yönelim kavramını kullanarak
da(Madde 4-3. fıkra) eşcinselliği meşrulaştırmaktadır.
Sonuç: Bu gidiş Nereye
Bizim toplumsal yapımızla, kültür ve medeniyet
değerlerimizle uyuşmayan hatta çatışan toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ve
buna dayalı politikalar, uygulamaya girdiğinde, toplumsal yapıda derin yaralar
açılacaktır. Ayrıca AB uyum yasalarında yer alan bazı maddeler ile İstanbul
sözleşmesi 2011, AB nin doğrudan Türkiye ye müdahale etmesine imkân
vermektedir.
Batının benimsediği politikalar, kendi toplumsal yapısını
altüst etmekte ve bunalım toplumu meydana getirmektedir. Batı dünyası insan
neslini kendine yabancılaştırıp bunalıma sürüklerken Türkiye nin bu kervana
katılması üzücüdür. Bu nedenle fıtratın %40 etkisinin öngördüğü cinsiyet rolü
ile çevresel etkilerin(sonradan kazanımların) öngördüğü cinsiyet rolü arasında
farklılaşma, çatışma olmamalıdır. Fıtratın öngördüğü cinsiyet rolünü, çevresel
etkiler desteklemeli ve beslemelidir. Herhangi bir çatışma, insan ruhunda
çatışmaya ve bunalıma sebebiyet vermektedir.
Batı dünyasının bugünkü bunalımının temel nedeni budur.
Türkiye yi yönetenlerin bu gerçeği görüp hatalı yoldan
bir an önce dönmeleri hem kendilerinin hem de ülkenin yararına olacaktır.
Kaynaklar
1- Öztürk y. N., Kuran ın Temel Kavramları, Yeni Boyut
yayınları, İstanbul, 1991, s: 707-714.
2- Yazır E., M,.H., Hak Dini Kuran Dili, Azim dağıtım,
İstanbul, c:6, 415-416
3- Şahin M., Gültekin M., Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine
dayalı Politika Uygulayan Ülkelerde Kadın Ve Aile(İzlanda, Finlandiya, Norveç,
İsveç, Türkiye), SEKAM, Aile Akademisi, İstanbul, 2014.
4- Dökmen, Y. Z., Toplumsal Cinsiyet/Sosyal Psikolojik
Açıklamalar, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010.
5 Tarhan, N., Son Sığınak Aile, Nesil yayınları,
İstanbul, 2010.
6- Müslim, Bab no: 6
7- Müslim, Cennet 63, (2865).
8- Bee, H., Boyd, D. (2009), Çocuk Gelişim Psikolojosi,
Kaknüs Yayınları, İstanbul.
9- Karaçay, B. (2013) Erkek Beyni Kadın Beyni, Bilim ve
Teknik Dergisi, Şubat, sayı:543
10- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü(KSGM),
http://www.kadininstatusu.gov.tr/tr/19131/Uluslararasi-Belgeler
11- Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme ve Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü nün Rolü, 2006-Aralık,
(http://www.kadininstatusu.gov.tr/upload/kadininstatusu.gov.tr/mce/eski_site/Pdf/butceleme.pdf)