Bismillahirrahmanirrahim;
ELHAMDÜLİLLAH Müslüman’ız! Müslüman, oturup kalktığı yeri bilen, ferasetiyle dostunu, düşmanını tanıyan insandır. Bu, fert olarak böyle olduğu gibi, cemaat olarak da böyle olmalıdır.
Kimlik problemi yaşayan, hedefini gözetmeyen toplumlarda muazzam bir savrulma yaşanıyor. Hem de uzun süre. “Bir uykuya daldık ki, cehennemde uyandık” dedirtecek ölçüde.
Örnekler çok. AB ile münasebetlerimiz 1959’da başladı. 57 sene önce. AB bu süre içinde hep emir verici oldu, ev ödevleri yaptırdı, Türkiye’yi her fırsatta küçümsedi. Tıynetlerinin gereğini yaptılar; suç yöneticilerimizde! Avrupa karşısında aşağılık kompleksine kapıldılar. Avrupa dendiği zaman akan sular durdu.
Başbakanlık düzeyinde görev yapmış yöneticilerden bir tek Erbakan Hoca feraset ve basiretiyle hakikati gördü. Bayraklarındaki 12 yıldız, İsa’nın (A.S.) 12 havarisini temsil ediyordu. Ortak Pazar, AET, AT ve bugünkü ismiyle AB aslı değiştirilmiş Hıristiyanlığın dayatmasıydı. Erbakan Hoca AB’nin “Hıristiyan Kulübü” olduğunu en net teşhis eden liderdi.
Eğitimimizdeki “millilik” ve “hedef” yoksunluğuna bakın ki, NATO 67; BM 71; Vatikan’ın desteğiyle faaliyet gösteren FETÖ koskoca ülkeyi 50 sene aldatabildi. Yöneticilerimiz, tehlikenin büyüklüğünü ancak darbe girişimiyle fark edebildiler. Bu ne ferasetsizlik, ne basiretsizlikti!
Son haftalarda AB’nin emir veren, boyun eğdiren, terörü destekleyen, ezan sesini susturmaya çalışan, sığınmacıları insan yerine koymayan tutumu Hükümet’i uyandırdı. “Yeter artık Türkiye’yi aşağıladığınız!” deme noktasına geldiler.
BİR YANLIŞTAN DİĞERİNE
AB’NİN, Türkiye’den teslimiyetçi politikalar izlemesini istemesi Cumhurbaşkanı’nı isyan ettirdi: “Varsa yoksa AB dememeliyiz. Mesela Şanghay Beşlisi’nde niye olmayalım? Orada yer almak AB konusunda daha rahat hareket etmemizi sağlar” (Star, 20.11.2016).
Bu sözler Hükümet’te de yankısını buldu. Aynı üslupla AB’ye ateş püskürmeye, Şanghay’a gönderme yapmaya başladılar. Hükümet içinde AB’de kararlı olanlar da vardı. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “AB çökmüyor. Tam aksine büyük bir başarı hikâyesi. Huzur ve refah içinde yaşıyor” derken; Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfekçi de, “Sabırla AB’nin kapısını bekleyen ülkeyiz” (26.11.2016) diyerek kafa karışıklıklarını anlatıyorlardı.
Cumhurbaşkanı Hükümet’e moral pompalıyordu: “Kendimize yeni yol arkadaşı buluruz” (Sabah, 27.11.2016).
Hükümet’in, AB’nin baskı ve yaptırımlarını geç de olsa fark etmesi, kafaları karışık da olsa bir gelişmedir. AB ekonomik bir kuruluşken; Şanghay, güvenliği amaçlıyordu. Şanghay AB’nin alternatifi olamazdı. Belki konjonktürel olarak hataya düşüyorlardı. AB’nin görüşmeleri askıya alma kararı karşısında, çılgın âşık misali nazlanıyorlardı: “Biz de sığınmacılara kapıları açarız.”
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu yapılması gerekeni hatırlattı: “Hükümet’ten sınırları açmasını değil, ‘AB Bakanlığı’nı kapattık; kendi normlarımıza döneceğiz’ demelerini beklerdik. Medeniyet Projesi dedikleri AB şimdi büyük hasmımız haline geldi” (26.11.2016). “AB Uyum Yasaları askıya alınsın” diyenler de vardı.
TÜRKİYE YERİNİ BİLMELİ
BİR yanlıştan diğerine koşmak çözüm olamaz. Rusya fırsat buldukça, tek kutuplu dünyadan yakınıyor; doğu bloğunu canlandırmaya çalışıyordu. AB zulmüne karşı Şanghay’a sığınmak ne büyük garabetti!
Rusya tarihte iyi bir sınav vermiş değildi. Bugün Halep’te, Şam’da yapmakta oldukları katliamlarını hep birlikte izliyoruz. Suriye’nin Tartus Limanı’nda donanma üssü kurması oraya yerleşmek istemesindendir. Rusya da AB gibi sömürgecidir.
Hükümet, niçin D-8’i hedefine ulaştırma ve “İslam Birliği’ni Kurma Projesi”ne sahip çıkmamaktadır? Bu, Türkiye ve İslam dünyasının zorunlu istikametidir. “Hepiniz topluca Allah’ın kopmaz ipi olan İslam’a sımsıkı sarılın, parçalanıp dağılmayın” (Al-i İmran, 103). “Şüphesiz siz tek ümmetsiniz” (Enbiya, 92).
Müslümanlar namazda Allah’ın evi olan kıbleye (Kâbe’ye) yönelirler. “Yönünü Mescid-i Haram’a çevir” (Bakara, 149). Namaz dışında da istikametimizi bozmayacağız. Müslümanlar olarak aynı hedefe yöneleceğiz. Kıblesini Kâbe yapan Müslümanların nüfusu 2 milyarken; 28 Avrupa ülkesininkiyse yarım milyar. Dinleri, mezhepleri, dilleri, amaçları farklı olan AB içinde olmayı düşünenler; dini, tarihi, kültürel bağları aynı olan Müslüman kardeşleriyle birlik olmayı niçin düşünemiyorlar?
İslam Birliği mücadelesinin öncüsü Erbakan Hoca anlatıyor: “AB’nin temeli Hıristiyan medeniyetine dayanmaktadır. Bizim medeniyetimiz ise, İslam’ın asırlar boyu insanlığa saadet getiren ve hakkı üstün tutan ulvi prensiplerine dayanmaktadır. Bizim medeniyetimizi bırakıp da Hıristiyan medeniyetini benimsemeye kalkışmak en büyük şuursuzluktur ve asla kabul edilemez” (Davam, Sh. 119).