Türkiyede yaşanan başörtüsü sorunu bir tipolojik projedir!

Abone Ol

Yıllardır bir türlü çözülemeyen ya da çözülmek istenmeyen

bir başörtüsü sorunu yaşamaktayız. Aynı terör örgütü gibi birileri hep bir

şekilde yarayı kaşımaktadır.  On yıllık

AKP iktidarında hâlâ bu sorunu yaşamaktayız: “28 Şubat postmodern darbesinin

eğitim aygıtlarından biri olarak hafızalara kazınan üniversitelerdeki İkna

odası’ zulmü, Sivas’ta bir lisede hortladı. Açtığı dava ile başörtülü

avukatlara yönelik hukuksuz yasağın durdurulmasını sağlayan Av. Figen Şaştım,

Danıştay’ın aldığı kararın ardından başörtülü olarak duruşmaya girdiğini, ancak

hâkimin tutanak tutup kendisini tehdit ettiğini açıkladı.” Bu basına yansıyan

sadece iki haber. Özel sektörde başörtülü diye işe alınmayan, staj esnasında

başörtülü olduğu için baskı gören, mesleğini icra etmek için meslek odasına

başörtülü olduğu için kabul edilmeyen birçok mağdur kızımız bulunmaktadır.

 Bu duruma

gelebilmemiz için bizzat proje yürütülmüştür. ABD tarafından geliştirilen

Türkiye tipolojisini; ülkemizde yıllarca sessiz ve derinden

uygulamaktalar.  Ülkemiz insanını

“modernler, gelenekçiler ve aradakiler/ara tabaka” bloklara böldüler. Tipoloji;

insan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi olarak tanımlanmaktadır.

Tüketici kapitalizmi için “modernler” el üstünde tutulurken; “aradakiler”,

öteki iki katmanın özelliklerini taşırlar, yani İsa’ya da Musa’ya da

yaranamazlar. “Gelenekçiler, tüketici değerlerini reddettikleri için kötü

kişilerdir. Dikkat ederseniz medyada boy gösteren tesettürsüz yazarlar

çıktıkları televizyon programında modern görünüşleriyle İslami savunmakta ve

sosyal medya üzerinden hangi camide namaz kılacaklarına kadar

bildirmektedirler. Bir başka tesettürlü yazar kilisede çektirdiği fotoğrafı

sosyal medya üzerinden servis yapmaktadır. Birçok kızımıza bu yazarlar model

olmaktadır. Otel odasında porno izleyen, horozdan kurban olur diyen ilahiyat

profesöründen tutun da İslami yozlaşmış birçok köşe yazarını örnek

gösterebiliriz.

 Bir taraftan medya

üzerinden ameliyat yapılırken diğer taraftan Milli Görüş’ün üzerinde uygulanan

ameliyatlar, başörtülü kızlarımızın ikna odalarına alınmaları, filmlerde

başörtülü kadınları hizmetçi olarak gösterilmesi, zaman zaman özel sektörde

başörtüsü sorunu yaşanması; ABD İstihbarat Teşkilatı’nın üniversitelerle

beraber bilimsel bir proje yürütmesinden başka bir şey değildir. Zalimler, alt

edemeyeceğini anladıkları toplulukları, ya da yürüdükleri yollarda kendilerine

ayak bağı olan milletleri, önce birbirlerine karşı belli kesimleri

destekleyerek parçalara böler, diğer topluluğu alt ettiklerinde, döner ve bu

kez desteklediklerini alt etmeye koyulurlar. Amerika altımızı oymakta ve bizi

kobay olarak kullanmaktadır. CIA ajanı olan, Christopher Simpson editörlüğünde

“9 Bilim Adamı” adlı kitabında; Türkiye’nin Batılı kalıpta itaatkâr nesiller yetiştirecek

bir laboratuar ülke olduğunu yazmıştı. Türkiye’de Amerikan çıkarları

doğrultusunda çalışacak, politika, ekonomi, ordu, istihbarat ve akademik

alanlarda itaatkâr öncü bir tabaka yaratılması planlanmıştı. Sosyal bilimleri

finanse eden bir dizi vakıf ABD istihbaratının paravan kuruluşlarıydı. Amaç

Türk aydınını, içinde bulunduğu toplumla karşı karşıya getirmek ve toplumsal

bağlarını koparmaktı.

Peki, neden Bunun nedenini yıllar sonra Amerikan

istihbaratından Zalmay KHALİLZAD açıklıyor: “Amerika için gündemin ilk maddesi

enerji güvenliğidir. Bu açıdan Türkiye, İran Körfezi, Kafkasya ve Orta

Asya’daki önemli petrol ve gaz kaynaklarına yakınlığıyla eşiz bir konumdadır.”

Aslında yapılmak istenen; insanlar ferdi ibadetlerini yapsınlar ama cihat ruhunu

meydana getiren toplumsal ibadetlerden uzak dursunlar. Teslimiyetçi bir anlayış

geliştirilmiş ve bu teslimiyet içerisinde, İslami öğretilerin önemli kısmı göz

ardı edilmiş, ayet ve hadislerin büyük bir kısmı yok sayılmış, Hıristiyanlarla

dostluk kurma adına tek yanlı ve eksik din anlayışı ortaya çıkarılmıştır.

Bu din anlayışında “FAİZ DÜNYA GERÇEĞİ” olmuş, para

dinsizleştirilmiş, NATO ve BM’nin kararları meşru sayılmış, haham ve rahipler

oruçlu olmadıkları halde iftar sofralarına davet edilmiş ve davetler gelenekleştirilmiştir.

Oysa iftar sofraları sadece oruç tutanların davet edildiği İslam ibadetidir.

Dinler arası diyalog yaygınlaştırılacak, bütün insanlık dost kabul edilecek kim

ne yaparsa yapsın müttefik olarak görülecek ve teslimiyetçi anlayış din yerine

konulacaktır. “La ilahe, İllallah’da buluşulacak”, “Muhammed Resulullah”

gündeme getirilmeyecektir. Öngörülen İslam şekli “Protestan İslam” anlayışının

topluma benimsetilmesidir. Bütün çalışmalar bunun için yapılmaktadır. Oyunu

bozacak olan Saadet Partisi’dir. Oyunu bozacak olan Milli Görüş’e gönül veren

dava arkadaşlarımızdır. Bundan dolayıdır ki, geçmişte olduğu gibi gelecekte de

bütün oyunlar üzerimize oynanacaktır. Dik durmalıyız, bir olmalıyız ve uyanık

olmalıyız!