Türkiyede medya zihniyeti

Abone Ol

Türkiye’de medya tarihi üzerine çalışma yapacak olan bizden sonraki nesiller, kuşkusuz demokrasimizin paspas edildiği, insan onurunun ayaklar altına alındığı, din ve vicdan hürriyetinin törpülendiği 28 Şubat sürecinin, “Karanlık bir dönem” olarak kayıtlara geçtiğini göreceklerdir.

Seçilmiş ve meşru bir hükümeti alaşağı edebilmek için, militarist iradenin ortaya koyduğu anti demokratik tavra çanak tutan, bu iradenin borazanlığına soyunan, 5’li çetenin beyanatlarıyla manşetlerini süsleyerek kamuoyunun zihinlerini dönüştürebilmek ve kendi arzuladıkları “rantiyer ve hortumcu” bir iradeyi işbaşına getirebilmek için çaba gösteren medyanın yaptıkları bu ülkenin geçmişinde tarihi bir leke olarak, kıyamete kadar duracaktır. Demokrasi, her dönemde aynı ilkelerin, aynı ülkülerin, aynı hedeflerin ortaya konulduğu rejimin adıyken, bugünlerde geçmişi kınalı bu medya zihniyetinin demokratik erdemden bahseden tavrı ise gülünç bir anekdot olarak karşımızda durmaktadır. Ne yani Demokrasiyi savunmak, demokrasi hakkında görüş bildirmek, demokrasiyi tutup kaldırmak, bu medya zihniyetinin eline mi kaldı

Geçtiğimiz hafta, 28 Şubat ile ilgili izlediğim haberler içinde beni en çok etkileyenlerin başında, “İkna Odaları”nda militarizmin uşağı olmayı içine sindiren bağımsız editöryal güç olması gereken üniversite yönetiminin takındığı tavır geldi.

Üniversitelerde “İkna Odaları” kurarak, artık rüştünü ispat etmiş başörtülü kızlarımıza, “Başını açmalısın” telkini yapan, bugün CHP saflarında siyaset yapmayı sürdüren Prof. Dr. Nur Serter ve avenesinin, “Ahtapot kollarının” bugün bile toplumsal dönüşüm yönünde zihinlerimize müdahale etmeye çalışması, gerçekten çok acı. Değişen hiçbir şey yok aslında!

Türkiye, o dönemde gerçekten karanlık bir dehlize ve karanlık bir koridora sokuldu. Din ve vicdan hürriyeti askıya alındı… Militarist iradeden yargısı, medyası, işadamları brifingler alarak, toplumun yeniden dizayn edilmesi noktasında kendilerince bir dünya görüşünü insanlara enjekte etmeye çalıştılar. Fadime-Emire-Müslüm madrabazlıkları üçgeninde televizyon ekranlarında teatral bir oyunun kirli bir parçası, haber kılıfıyla zihinlere sokuşturuldu. Her akşam nerede ortaya çıkacağı belli olmayan Aczmendilerin yürüyüşleri toplumun algılarını değiştirmek için televizyon haberlerinde özel olarak kurgulandı.

Toplum, militarizmin istediği bir kıvama getirildi… Sincan’da yürüyen tanklarla da, “Her an darbe yapılabilir, kendinizi hazır edin” mesajıyla, insanların zihinlerinde bir rıza üretme mekanizması oluşturuldu. Yaşadığımız orta oyunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin en başarılı hükümeti Refah-Yol’un görevden alınarak, yerine uyduruk Mesut Yılmaz Başbakanlığındaki yeni hükümetin işbaşına getirilmesi suretiyle son buldu.

Bu orta oyununda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de fonksiyonu büyük olmuştu. 28 Şubat sürecinde, demokrasinin askıya alınmasına özellikle seyirci kalan Demirel, kendisine sunulan listeye itibar etmeyip, Mesut Yılmaz’a hükümet kurma görevini, altın tepsi içinde sunmuştu.

Ve arkasından gelen, vurgunlar, banka hortumları, talanlar, içi boşaltılan kurumlar…

Ne yazık ki, Türk insanının hafızası çok zayıf… Yaşadığımız bu çetin süreci, bugün bile doğru argümanlarla algılayabilen ve gardını buna göre alabilen insanımızın sayısı çok az.

Rıza üreten, güce itaati zorlayan, demokrasiyi kendince yorumlayan medya zihniyeti var oldukça, bu ülkede fazla bir şey değişmeyecek gibi.