Anadolu’da çok bilinen ve kullanılan bir söz vardır; “Dimyat’a bulgura giderken evdeki pirinçten olma” denir…
Aslında bu benzetme dahi içimizi ürpertiyor.
Ama maalesef gelinen nokta tam da burası.
Hiç üzerimize vazife değilken ve hatta bizim Suriye’nin parçalanmamasını sağlamak için çaba sarf etmemiz gerekirken olmadık hülyalara daldık.
En baştan Suriye konusuna dönmeye gerek yok, yapılan hataları ise sıralamak lüzumsuz.
Zira özellikle Millî Görüşçüler ve Millî Görüş camiasını farklı niyetlerle de olsa takip edenler Suriye konusunda burasının duruşunu biliyor.
Bu camiaya olmadık hakaretler ve iftira atanları da biliyor.
Geldiğimiz nokta ise Suriye’nin büyük bir bölümüne hükmeden İsrail gerçeği ve en az İsrail kadar da toprak işgal eden PYD/PKK gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bunları biz söylemiyoruz artık Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilâtı gibi ülkemizin güvenliğinden sorumlu en üst makamlar neredeyse günlük dile getiriyorlar.
Siyasi olarak da Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan aşağı doğru sayın sayabildiklerinizi.
Dün oldukça sert bir açıklama yapan Cumhur İttifakı’nın ortağı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "SDG/YPG'nin İsrail'in tetikçisi, imkânsız hayallere itilen kuklası olmak yerine Suriye'nin 10 Mart mutabakatına müzahir bir parçası olması herkesin ortak menfaatinedir" diyerek aynı cümleler içinde hem İsrail hem de SDG/YPG tehlikesine dikkat çekti.
Sayın Bahçeli haksız da değil.
Dün yine Millî Savunma Bakanlığı’nın basın toplantısı günüydü.
Bakanlık adına yapılan açıklama ise çok kritikti.
Millî Savunma Bakanlığı, yılın son basın bilgilendirme toplantısında terörle mücadele, sınır güvenliği ve savunma sanayii başta olmak üzere birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ilişkin “tek devlet, tek ordu” vurgusu yapılırken, Şam yönetiminin somut adım atması halinde Türkiye’nin iş birliğine hazır olduğu mesajı verildi. Bakanlık, sahadaki operasyonel faaliyetlerin ise sınır içinde ve sınır ötesinde kesintisiz şekilde sürdüğünü bildirdi.
Yani Türkiye gerekirse Suriye topraklarında bir nevi savaşa girmeyi göze almış durumda.
Durumun vahameti herhalde anlaşılıyor.
Peki bütün bunlar sabahtan akşama olan gelişmeler mi?
Asla değil.
Millî Gazete’yi takip eden herkes adım adım gelen bu devasa tehlikeyi takip etme imkânına sahip oldu.
Olayın sadece küçük bir parçasını gören insanlar ise zaman zaman Millî Gazete’ye olmadık eleştirilerde bulundu.
Millî Gazete, “Suriye’de ilk kazanan PKK oldu” dediği gün birçok insan düğün yapıyordu.
Tabii ki o hengamede gelen tehlike fark edilmedi.
İsrail ise öylesine sessiz ve hızlı ilerledi ki, Suriye’nin başkenti Şam’a gelince fark edildi.
“Bugünden sonra ne yapılabiliriz”e gelecek olursak… İnanın işimiz çok ama çok zor.
Pekâlâ dün ya da önceki gün ne yapılabilirdi?
İnanın çok ama çok şey yapılabilirdi.