Türkiye Sorunlarını Niçin Çözemiyor?

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

YILAN hikâyesine dönen problemlerimiz niçin çözülemiyor, dersiniz? Alın; terör, FETÖ yapılanması, Suriye, AB ve benzerlerini. Avucumuza gelmiş fırsatların bile kaçırıldığı oluyor. Yöneticilerimizin yüzeyselliği insanı şaşırtıyor.

Türkiye’de terörün başlangıç yılı 1984. Aradan 32 sene geçmiş. Mücadele hâlâ sürüyor. Yöneticilerimiz kendilerine “Nerede hata ediyoruz?” sorusunu sormuyorlar mı?

Teröre tek çare imha ve caydırıcılık olarak görülüyor. Bu yöntem, başlangıçta çözüm görünse de, ilerleyen zamanlarda terörü yeniden dallandırıp budaklandırıyor. İşin ıslah, eğitim, izah, ikna, gönüllere dokunma boyutu ihmal ediliyor. Devlet yaşatmayı amaçlar. Şeyh Edebali’nin, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!” sözünün idrakine bir varabilsek!

Terörde çoğumuz tetik çekeni görüyor. Ya onlara silah ve lojistik destek sağlayanlar! İşte ileri görüşlülük burada! Araştırdığımızda karşımıza ABD, İsrail, AB çıkıyor. Yöneticilerimiz (!) onlara “dostumuz da dostumuz” (!) türküleri yakarak gezip dolaşıyorlar.

Kukla durumundaki terörist ölüyor; azmettiren, destek veren, planlayıp yöneten kuklacı kahvesini içerek karşıdan kıs kıs seyrediyor. Hem eğitimsiz vatandaşımızı öldürüyor, ülkemizi kamplaştırıyor; hem de Türkiye’yi güçsüzleştiriyorlar. Hükümet’in çözüm adına yaptığı, bataklıktaki sinekleri öldürmek. Bataklık yeni sinekler üretmeye devam ediyor. Yöneticilerimizde bataklığı kurutma cesareti yok.

Erbakan Hoca dünyadaki ifsadın kaynağı olarak “Siyonizm”i görür; “Siyonizm timsaha benzer. Üst çenesi AB; alt çenesi ABD; kuyruğu İsrail; gövdesiyse İslam ülkelerin işbirlikçi yöneticileridir” derdi.

NİÇİN GEÇ KAVRIYORUZ?

FETÖ, Hıristiyanlık ve Yahudiliği haşa İslam diniyle eşit gören Dinler Arası Diyalog, Ilımlı İslam projesini 1966’da başlattı. Problemi 50 sene sonra, bir darbe girişimi sonucu kavramak ne kadar acı!.. Kumpaslara maruz kalan Türkiye kimlerin elinde?

Gülen’in kırmadığı pot kalmadı. İslam akidesini değiştirmeye kalkıştı. Hoca (!) sıfatını kullanmasına rağmen siyasi lider gibi davrandı. 1997 Nisan’ında halkın seçtiği hükümete Hürriyet medyası aracılığıyla, “Beceremediniz, Artık Bırakın!” talimatı (!) verdi. FETÖ’nün nereden cesaret aldığı niçin sorgulanmadı?

TSK, emniyet, yargı, Milli Eğitim ve diğer devlet kurumlarına sızarlarken bir tek uyanık insan yok muydu? Milli Eğitim Bakanlığı tüm okullara yazı göndererek kütüphanelerindeki FETÖ bağlantılı yüzlerce ders kitabı, yardımcı kaynak, yayın, onlarca dergi, binlerce kitabın imha edilmesini istedi. Devlet kurumlarındaki bu derece denetimsizlik normal görülebilir mi?

Darbe girişimi sonrası herkes kabul etti ki; bu kumpas sürerken Erbakan Hoca “İslam’ı Ilımlılaştırma” tehlikesiyle ilgili uyarılarını sürdürüyordu. Ancak, onu düşmanları itibarsızlaştırıyor; sahte dostlarıysa “komplo teorisi üretmekle” suçluyordu.

Tabi ki, bu FETÖ’nün gücü değildi; küresel güçler onu piyon olarak kullanarak Türkiye’nin manevi gücünü kırıyordu.

Türkiye 3 aydır Gülen’i her yönüyle deşifre etti. Fakat onu kukla olarak kullanan ABD ve türevlerini teğet geçti. Bataklıktaki sineklerle uğraştı. Bataklığı kurutmak yürek ister.

FIRSATLARI KAÇIRDILAR

TÜRKİYE 6 sene önce, Beşşar Esad’ın, “Birleşmek de dâhil, Türkiye’yle her görüşmeye hazırız” kıvamında avucuna gelen fırsatı kaçırdı. ABD bu birlikten ürkmüştü. Yöneticilerimiz, “kadim dost” (!) dedikleri ABD’nin yanında yer alarak Suriye’yi sırtlanlara yem yaptı. Suriye; PYD, YPG, IŞİD gibi terör örgütlerinin yuvası haline geldi. ABD, bu örgütleri kullanarak Suriye’de at oynattı.

ABD; Suriye’de kullandığı PYD ve YPG’nin terör örgütü olmadığını (!) yaydı. TSK, sınırdaki terör örgütleri Türkiye’yi tehdit eder noktaya gelince Sınır Ötesi Operasyon’la Suriye’ye girdi. PYD, etkili olduğu sınırımız yakınındaki Tel Abyad’a ABD bayrakları asmaya başladı. Terör=ABD olduğu açıkça görüldü. Hükümet’in Suriye’de uyguladığı yanlış politika ABD’yi sınır komşumuz haline getiriyor. Yabancı hayranlığının acı sonu!..

Türkiye’nin 57 senedir AB kuyruğunda beklemesi skandal derecesinde facia. Bu uğurda AB’nin hakaretlerine katlandık. Dışişleri Bakanı bir Alman gazetesine yaptığı açıklamada, “Ne istediniz de yapmadık” şeklinde yakındı. Onlarsa, “Sizin Hıristiyanların arasında ne işiniz var?” diyerek Türkiye’yi küçümsüyorlardı.

Avusturya Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesi beklenen Alexander Van Ber Bellen, “Türkiye’nin AB üyeliğini konuşmak zaman kaybıdır. Hayal kurmayın; AB’ye giremeyeceksiniz” diyor. Yöneticilerimiz, “Bizim AB’nin kuyruğunda ne işimiz var?” diyecek yerde; AB Bakanlığı kurarak tek taraflı sevda modundalar.

Türkiye’nin yerinin neresi olduğunu öğrenmeye yöneticilerimizin ömrü yetmeyecek gibi. Fotoğrafın tamamını göremiyor; kuklayla uğraşmayı sürdürüyorlar. Sömürgeci güçler de burnumuzun dibine kadar yerleşiyor.

İyi ki, Milli Görüş ve Saadet Partisi var!

Şakir

TARIM