Bilgi çağında yaşıyoruz. Bilgi olmadan bir şey yapmak mümkün değildir. Bilginiz yoksa, bir şekilde iktidar olsanız bile, muktedir olamazsınız. Sadece muktedir olamamakla kalmaz, sizden iyi bilenlerin oyuncağı hâline dönüşürsünüz. Bugünlerde ülkemizde olan maalesef budur.
Türkiye nin, ülkemizin, ülkemizdeki siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların ana kaynağı işte bu çağın olmazsa olmaz gereksinimi olan bilginin olmaması, yani bilgisizlik ve buna dayalı olan beceriksizlik tir. Kur an boşuna Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu (Zümer, 39/9) buyurmamış.
Bir bilgin diyor ki; Bir şeyi ölçüp sayılarla ifade edebiliyorsanız onu biliyorsunuz demektir.
Sayılarla ifade edemediğiniz hiçbir bilgi, tam olarak ilim değildir.
Müsbet ilim, sayılarla ifade edilen ve sonra tahkik edilen ilimdir. Yarın güneşin hangi dakikada batacağını hesap ediyor, ertesi günü onu tahkik edebiliyorsanız, o müsbet ilim dir. İnsanlık tarihinde Sümerler ve Babilliler arasında bunlar gözlemlere dayanılarak tesbit edildi ve Irak için cetveller yapılarak bilinir oldu.
Müslümanlar namaz vakitlerini ve oruç gibi diğer ibadetleri yeryüzünün her tarafında bilebilmek, Allah a en iyi şekilde amel edebilmek için trigonometrik hesabı geliştirdiler ve hesapladılar... Daha sonra Batılılar Amerika yı o hesaplarla keşfettiler... Bugün Ay a ve uzaya o hesaplarla gidilebiliyor...
Ölçmeler başlangıçta geometride yapılabildi ve o ilim gelişti...
Sonra fizikte çalışmalar yapılabildi ve o ilim gelişti...
Sonra kimyada yapıldı ve o ilim gelişti...
Sonra bitkilerde, sonra hayvanlarda ve diğer canlılarda ölçmeler yapılabildi ve biyoloji ilmi gelişti...
Bugün psikolojide ve sosyolojide ölçme ve saymalar yapabilmek için çalışılmakta, onlar da olabildiğince müsbet ilme doğru götürülmektedir.
EKONOMİDE de ölçme ve hesap alanında hayli yol alınmıştır.
Ekonomideki arz ve talep kanunları, fizikteki Newton kanunları kadar geçerli olmaya başlamıştır.
Türkiye yi sömürenlerin hesabı var
Batı dünyası, ya da bu zalim sömürü sermayesi işte bu ölçme ve hesaplama kanunları ndan yararlanarak dünyayı sömürme çabası içindedir. Ülkemizde de bu hesaplara dayalı sömürü mekanizması işlemektedir. Son yıllardaki uygulamaları örnekleyerek meseleye açıklık kazandırmaya çalışalım.
Nasıl yapıyor, nasıl hesaplıyor ve Türkiye yi nasıl sömürüyorlar
BİRİNCİ HESAP: 2002 yılında bir Batılı sermayedar 100 doları Türkiye ye getirmiştir. O tarihlerde dolar 1600 TL idi. Bunu TL ye sattı ve aldığı para ile tahvil satın aldı. Vasat faiz oranını % 20 olarak alabiliriz. Parası birinci sene 1.20 oldu. İkinci sene 1.44 ve üçüncü sene 1.728 kat artacaktır. Yani, 100 dolar 160 YTL iken 276 YTL olacaktır. 2006 da dolar 1.30 YTL ye kadar düşmüştür. Yani, 2003 yılındaki 100 dolar şimdi 213 dolar olmuş; AK Parti Ekonomisi üç sene içinde dolara % 113 kazandırmıştır.
İKİNCİ HESAP: Eğer biz doları alıp Türkiye de işletmiş, 300 dolar yapmış, 113 ünü onlara vermiş ve 87 doları da ülkemize kazandırmış isek, sorun yoktur; 300 doların 213 ünü onlara vermiş oluruz, ülkemizde de 87 dolar kalmış olur. Bu para Türkiye de nasıl kalır Ya ülkede dolar olarak kalır, bu da bizim 13 dolarlık dolar açığımız var demektir. Çünkü bizim 2002 yılında 100 dolara ihtiyacımız vardı. 87 doları kazandık. Demek ki dolarda % 13 civarında artış bekleriz, bu da ülke ekonomisi için yararlıdır, zaralı değildir. Demek ki, 2002 de ülkemize giren dolar çıkıp gitse bizi bir miktar sarsar ama, sonra o kalan dolar üç sene sonra 250 dolar olur ve artık ülke dışına da çıkmaz.
ÜÇÜNCÜ HESAP: Bu gelen 100 dolara 113 dolar değil de, ancak 100 dolar kazandırdıksa, o zaman 13 dolar zarar ettik ve bu zarar kadar borçlandık demek olur. Demek ki, 100 doların kazandırıp kazandırmadığını anlamak için basit bir hesap yapmak yeterlidir. Üç senelik artan borcu hesaplarız, dış kaynaklı yatırımları düşeriz, kalan miktar kadar zarar ettik demektir. Türkiye de dış kaynaklı yatırım olmamıştır. Dış borcumuz da % 100 e yakın artmıştır. Biz 100 dolara 113 dolar değil, sadece 13 dolar kazandırmışız. 100 doların zararı 100 dolar kadardır. Bu da ülke dışına çıkarsa ekonomimiz allak bullak olur. Korkulan budur.
İşte mühendisler veya sosyal mühendisler böyle hesaplar yaparlar ve hesaplarını da tuttururlar.
DÖRDÜNCÜ HESAP: Şimdi Batılı spekülatörler dolarlarını çekip Türkiye de kriz yaratmak istiyorlar. Dolar pahalanınca kârı düşmektedir. 1.30 ile değil de, 1.50 ile alıp giderse, kârı düşerse, o zaman kârı 113 dolar değil de 85 dolar olmaktadır.
İşte, Türkiye deki kıyamet bundan kopmaktadır!
HESAP ortada: MERKEZ BANKASI dış sermayenin işte bu 100 dolarının kârını 213 dolarda tutmak, ülkeyi 100 dolar zarara sokmak için çırpınmaktadır!..
Merkez Bankası yeni başkanının ve yeni yönetiminin ilk önemli marifeti işte bu olmaktadır!..