Türkiye seçmeni cezalı mı?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hiç Türkiye’de yaşanan seçimlerle, diğer ülkelerdekini karşılaştırdınız mı? Meselâ, yöneticilerimizin hayranı olduğu Avrupa’da, seçimler sakin ve medeni bir atmosferde yapılır. Herkes birbirinin görüşüne saygı gösterir. Kolay kolay sert ve kavga üslûbuna şahit olamazsınız. Adaylar TV’lerde karşılıklı tartışır; fikir ve projelerini halka anlatırlar. Başkanların kendini tanıtma platformu büyük ölçüde TV’lerdir.

Avrupa’daki seçimleri defalarca yerinde izledim. Halkı rahatsız edecek hiçbir tutuma izin verilmiyor. Onlar, adayların evlere gelip broşür dağıtmasına; kahve, pazar yeri konuşmalarına, meydan mitinglerine, cadde ve sokaklardaki heyheyli müzik yayınlarına yabancıdırlar. Çağın teknolojisi TV’ler onlara sonuna kadar açıktır.

Bizde devlet TV’leri hükümetin malıymış gibi kullanılır. Özel TV’ler çoğunlukla hükümetin güdümündedir; “sahibinin sesi” anlayışıyla yayın yaparlar. McKinsey olayında görüldüğü gibi, devleti yönetemeyen hükümet; halkı manipüle eden algı “yönetimi”  uzmanıdır. Trollerle birlikte çalışır. Oy alabilmek için istismar etmediği konu yoktur. Devletin, hükümetin, mahalli idarelerin imkânlarını yalnız kendi partisi için seferber eder. Köylere kadar araç göndererek, para vererek miting meydanlarına insan toplama yöntemini kullanır.

24 Haziran seçimleri akşamı seçim sonuçlarını TV’de değerlendiren insaflı gazeteci Celal Kazdağlı, tarafgir uygulamayı eleştirdi: “Anadolu Ajansı ve TRT AK Parti’nin yayın organı haline geldi. Erdoğan dışındaki liderleri hiç konuk etmedi. Devletin yayın organıymış gibi davranmadı. Seçimlere şaibe karışmıştır.”

SEÇİM KAVGA DEMEK Mİ?

Seçim milli iradeyi yansıtmalı. Herkesin fikir, proje ve çözümlerini serbestçe, özgürce ortaya koyabileceği bir atmosferde yapılmalı. Vatandaş, düğüne, bayrama gider gibi gitmeli seçime. Centilmenlik, olgunluk, diğerkâmlık duyguları gelişmeli. Seçim bitince sonuçlar herkesin içine sinmeli.

Türkiye halkı saygı, sevgi, hoşgörü, barış ve uzlaşıdan nasipsiz kaba insanlar mı? Hayır! Bencillik ve ihtiraslarıyla kibir kuleleri oluşturan sözde yöneticiler; Türkiye insanını ayrıştırmak, kutuplaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Fikirler, ölçüler, değerler üzerinden siyaset yapacak yerde; şahıslarını merkeze alıyorlar. İktidar ve ana muhalefet genel başkanlarının, “Sen attan düştün”; “sen merdivenden düştün”; “klozet”; “bahtsız bedevi” basitlikleriyle birbirine lâf yetiştirme ve müstehcenlikler üzerine kurdukları polemikler hâlâ hafızalarda.

Siyasi partiler birbirinin düşmanı değil; rakibidirler. Hafızalardaki tazeliği bakımından 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimlerinde kullanılan üslûbu hatırlayın! Halk, genel başkanların tavrına göre şekilleniyor. Halk siyasilerin kurbanı! Hitap ettikleriniz, bu ülkede birlikte yaşadığınız insanlar.

Tertemiz insanları “hain”; “düşman”; “terörist” yaftasını vuranlar kendilerini tarif etseler gerek! Hakaret, yalan, iftira ve kara propagandayı yöntem olarak seçenler kime hizmet ediyorlar? Temiz insanları iftira atanın iyi niyetinden söz edilemez. Hain, düşman ve teröristleri biliyorsanız, onları delilleriyle yargıya, güvenlik kuvvetlerine bildirin ki, ülke kötülüklerden temizlensin.

Türkiye insanı çilekeştir, fedakârdır, kadirşinastır, insan canlısıdır. Onlara rehberlik edilir, ıslahı için çalışılır, hizmet edilir.

TEMSİLDE ADALET ŞART

Seçimler önemlidir. Büyük masraflarla yapılır. Seçmenin tercihi sağlıklı olarak sandığa yansımalı. Âdil yapılmayan seçimler Türkiye’nin hayrına icraatlarla sonuçlanmıyor.

Seçimlere şaibe karışmamalı. Erbakan Hoca sık sık “Demokratur” denilen “halkın idareye alet edildiği” şaibeli bir sistemin uygulandığını anlatırdı: “Halkı aldatıp, çeşitli medya oyunlarıyla, çeşitli tertiplerle, halka, ‘Siz seçiyorsunuz, kendiniz getirdiniz’ dedirtmek suretiyle istediğini yaptırma kültür emperyalizminin geliştirdiği, bütün ülkelerde uyguladığı bir metottur. Türkiye gibi dünyanın en önemli ülkesinde de bu metot canla başla uygulanmaktadır.”

Türkiye’yi yönetmek vizyon işidir. Sömürgeci güçlerin direktifleriyle, içinden çıktığı ülkenin insanlarını kutuplaştıran, ülkeyi komşularıyla düşman haline getirenler milli bir siyaset anlayışından mahrumdurlar. Bu zihniyet temsilde adaleti de sağlayamaz. Bütün siyasi partiler, önümüzdeki seçimlere temsilde adaletin sağlandığı bir güvence içinde girebilmeli. Eşit tanıtım imkânına sahip olmalı. Adalet sistemimiz buna göre düzenlenmeli. 24 Haziran’da oruçlu şekilde miting meydanlarına mahkûm edildiğimiz “işkence” şeklini yeniden yaşamamalıyız. Türkiye seçmenine “cezalı” muamelesi yapılmamalı.

İthal kâğıda mahkûm edildiğimiz bir dönemde; broşür, tanıtma gazete ve kitapçığı gibi “dövizle kâğıt tüketimini hızlandıracak” uygulamalardan; önce hükümet ve diğer siyasi partiler uzak durmalıdır. Vergilerimizle varlığını sürdüren elimizin altındaki TV’ler bugün halka hizmet etmeyecekse, mahşerde mi hizmet edecek?

Siyasi partilerin TV’lerden âdil tanıtım yapmasını fırsat vermeyenlere soralım: “Türkiye seçmeni cezalı mı?”