Türkiye Saadet’li günlere gelirken: Doğru zamanı ve doğru yeri bilmek

Abone Ol

Dağıtılmış bir özel kütüphane damgalı bir kitap var elimde; kaldırım sahaflarından almıştım. 1939 yılında Ziya Şakir yazmış, Serteller Tanevi’nde naşretmiş. Cep kitapları ebadında ve fiatı 10 kuruş. (938’de buğday 4, pamuk 40, tütün 40, şeker 40 kuruştu. Bu da bir başka bilgidir.)

“İsmet İnönü’nün Hayatı” kitabın adı ve yazılma sebebidir.

Başarılar manzumesi olarak anlatılanların nihayetinde ise Başbakanlık yıllarının özeti verilmiş.

“Fakat, bu büyük işlere tam bir sükûnetle devam edileceği bir zamanda gerek Büyük Millet Meclisi içinde ve gerek meclis haricinde bir takım menfi cereyanlar başgösterdi.

Mecliste başlıyan bu muhalefet cereyanı, derhal harice de sirayet etmiş, asırlardanberi (din maskesi) altında halkı iğfal eden bir takım fesatçılar da bundan cesaret alarak muhtelif zamanlarda, muhtelif yerlerde isyanlar, ihtilâller, (mehdi) ler, yalancı peygamberler başgöstermişti.

Memlekete, her şeyden evvel sükûn vermek istiyen Başvekil Ismet Paşa, derhal şiddetle icraata başlıyarak (takriri sükûn) kanununu meclise kabul ettirdi. Hemen, (İstiklâl mahkemeleri) ni harekete getirdi. Memleketin ve milletin hürriyet, istiklâl ve istikbalini tehdit eden bu felâketlerin çarçabuk önüne geçti.”

Takriri sükur ve İstiklal Mahkemeleri’nin gerçek kurucusu ve doğru sahibi bu satırlarla, sonraları başka maksatlarla değiştirilerek yazılacak tarihin kaydına aldırılırken, son paragrafında da “Rejim” onun adına tescillendiriliyor.

“Türk milleti, (Atatürk rejimi) nin kurucusu ve en büyük koruyucusu olan (İsmet İnönü) ile yürüdükçe, daima büyük bir hâz ve saadet duyacak, onun Millî Şefliği ve kıymetli rehberliği sayesinde, terakki ve medeniyet yolunun en mesut merhalesine vậsıl olacaktır.”

2026’nın ilk altı ayında ülke gündemini meşgul eden konuların başında gelen ve hemen hemen herkesin bir şekilde fikir beyan ettiği, yol yordam gösterdiği CHP’nin son hallerinin çağrışımı üzerine alıntıladık bu bilgi kayıtlarını.

Anlatılan İsmet Paşa’yı ve partisini özleyenlerin ve hatta ‘’olursa’’ olacaklarını, hep kabul göreceklerini sananlarla, değişimi bizzat İsmet Paşa’nın 1965-1973 arasında gerçekleştirdiğini bilenlerin, inananların mücadelesi şeklinde anlamak da mümkün yaşanan bu politik ve CHP içi karmaşayı.

Saadet’li günlere hazırlanan bu Türkiye günlerinde Milli Görüş erleri tarihi ve coğrafyayı iyi bilir ve değerlendirir.

RECEP’İN KAHVESİNDE O AKŞAMÜSTÜ

Bahçeli’nin “Koordinatör olsun” dediğini duyan Recep’in kahvesinin müdavimleri, oyunlarını bıraktılar; tüplü televizyona doğru baktılar, birbirlerine baktılar, ocağa en yakın masada oturan konsolos beye baktılar. Konsolos bey de onlara baktı. Acaba önce kim soracaktı aklına düşeni? Vatandaş Ahmet, yeni müteahhit eski taşeron Nuri’yi fişekledi.

– Sen ne anladın Nuri?

– Ben daha koordinat demişlerdi, onu anlamaya çalışıyorum.

İşportacı Rahmi destek çıktı Nuri’ye.

– Konsolos bey, Nuri diyor ki: Bir zamanlar “Darbukatör Baryam” vardı. Koordinatör onun yerini mi alacak.

Ocaktaki Recep’in derdi, sohbete yön belirlemek.

– Burayı Anadolu saz evi mi sandın Rahmi?

“Bir darbukatör, saz orkestrasına koordinatör olabilir” diyerek Kahveci Recep’in itirazını düzelten Konsolos bey onaylanan bakışlarla doğrulanınca, Recep, çay taze isteyen var mı, anonsuyla konuyu kapatmaya çalıştı.

– Sayın Bahçeli, ortama koordinatör bulurken, zatını da tayin edici makama getirmiştir. Atanandan üstündür, atayan. Bu inceliği de görmek gerek.

Konsolos beyin bu diplomatik izahını en iyi anlayan galiba vatandaş Ahmet olmuştu.

– Sayın Bahçeli, mahkemelik olana da başkanım dedi. Yarın kime ne diyecek acaba?

Siyaset konuşmayalım diyerek vatandaş Ahmet’e müdahalesini Kahveci Recep’in, Eczacı bey önlemeye çalıştı.

– Belki de Sayın Bahçeli, eski bir hesabı kapatmaya çalışıyordur.

Eski hesap deyimini duyan kahve sakinleri, en başta İşportacı Rahmi, ceplerini şöyle bir yokladılar. Sonra Eczacı beye dikkat kesildiler.

– Sayın Bahçeli, ‘O caniyi ordan alacağız, F tipine getireceğiz’ demişti ya…

Evet dedi hafızalarına güvenenler. Evet, öyle demişti.

– F tipine getiremeyen ve fakat koordinatör yapan Sayın Bahçeli, içinde kalan o eski hesabı kapatmış olmayacak mı?

Eczacı beyin sorusuna cevabı Kahveci Recep verdi.

– Sen kendi tipine bak Eczacı bey. Tehlikeli harflerle konuşma. Adamı, Haziran Temmuz demezler, zemheri tipisinde kalmış gibi titretirler sonra.

Kahveci Recep’in uyarısı boşuna değildi. Sokaktan yansıyan polis otosunun ışıklarını görmüş olmalıydı. Dışarıdaki “Sağa yanaş!” anonsu kahvedekileri de düzene sokarken, “Türkiye mi eskidi, bizler mi yaşlandık” diye bir şarkıya başlayan Konsolos beye veda ederek çıktım oradan.

MEDO, BOP MUDUR?

“NATO, 1919 senesinde kurulmuştu. Hazırlık çalışmaları 1948’de başlamıştı. Bizi kimse bu hazırlık çalışmalarına davet etmemişti.”

“İngilizler NATO’ya direkt girmemizi istemiyorlardı. İkinci elden katılmamız onlar için daha avantajlıydı. Orta Doğu’da kendi çıkarlarını düşünüyorlardı. Bizi NATO’ya bir fonksiyonla sokmaya gayret ediyorlardı.”

“Bir Orta Doğu Paktı kurulsun, Amerika, Fransa, İngiltere Triumvirasının yönetiminde. Türkiye ve Doğu Akdeniz memleketleri, Medo adını alacak bu pakta katılsın. Medo'da NATO'ya bağlansın. Kombinezon buydu: Bir Atlantik camiası olsun, bir de Medo...

NATO'ya direkt olarak girmek, büyük devletlerle aynı seviyede üye olmak demekti. Türkiye'yi ikinci plânda üye şekline sokmak istiyordu İngiltere.”

Fransa’nın kendi iç problemlerinden ötürü yan çizdiği, Mısır’ın “Hayır” dediği “Medo” bugün hangi adı almıştır? Hayallerinden vaz geçmeyen İngiltere orda dururken, Orta Doğu’da hangi proje yürürlüğe konmuştur.

Nimet Arzık’ın Ekim–1966’da yazdığı makaleleri okuyunca, alıntıladım ve düşündüm, nerde o eski gazeteciler demekten de kendimi alamadım.