TÜRKİYE OLTADAKİ BALIK MI?

Abone Ol

AB’ye girme mücadelesi veren Türkiye, Avrupa’nın

Hıristiyan demokrat partilerince, şimdiye dek açıklanmayan ya da açıkça gündeme

getirilmeyen gerekçe veya gerekçelerle bekletiliyor. Oysa Türkiye, NATO üyesi

olarak, özellikle Sovyetlerin etkili olduğu soğuk savaş yıllarında, gücünün

üstünde bir orduyu silâhaltında tutarak, Batı’nın bekçiliğini yapmıştır. Bunun

yanı sıra, birkaç yıl önce Körfez Savaşı’nda yine ödünsüz bir tutumla, Batı’nın

yanında yer aldığımızda, AB üyeliğimiz destekleniyordu. AB’nin kapısında

bekletilmemize sebep olarak, insan hakları, hukuk ihlalleri ve demokratik

sistem açısından Avrupa standartlarında istenen düzeyi yakalayamadığımız,

Yunanistan’la Ege ve Kıbrıs anlaşmazlığında katı tutum içinde olduğumuz ileri

sürülüyordu. Bazı konularda eksiğimiz olmadığı söylenemez. Gerekçenin insan

hakları ve demokrasi ve benzer durumlar olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Avrupa

Birliği, 1963’teki irade beyanımıza sözde bu nedenle öncelik tanımazken;

demokrasi ve insan hakları konusunda bizden daha berbat durumda olan ülkelerin

yakın tarihindeki başvurusunu uygun görmüş, onları AB’ye aday göstermiştir. Bu durumda

ister istemez insanın aklına başka sebepler gelmektedir.     Bize karşı düşmanca tutumuyla öne çıkan

Alman Başbakanı Kohl’ün Almanya Hıristiyan Demokrat Partisi’nin lideri olması

olayın ardında bir başka sebep aramaya zorluyor.

 Aslında AB,

Türkiye’ye karşı ikiyüzlü davranmaktadır. İkiyüzlü davranmaya da devam

edecektir. Türkiye’ye, “Yunanistan ile sorunlarını çöz” diyor, ama Yunanistan’a

dönüp,  “PKK terörüne verdiğin desteği

çek” demiyor. Türkiye’ye, “Kıbrıs’ta ödün ver, askerini çek” diyor (…) ama Yunanistan’a

dönüp, “Yunan tanklarının ve subaylarının Kıbrıs’ta işi ne!” demiyor.  Türkiye’ye, “Demokrasini düzelt” diyor, ama

sıra aday olarak kabul ettiği ülkelere, örneğin Slovakya’ya gelince “Zaman

içinde düzelir” diyor.  Ayrıca şunu da

belirteyim ki, uluslararası antlaşmalara göre Kıbrıs’ın, Türkiye’nin üye

olmadığı bir uluslararası kuruluşa üye olması yasak, ama konu “kendisinden

olanların” çıkarları olduğunda AB, hukuk tanımıyor “Hıristiyan Kıbrıs’ı için

kolları sıvıyor.” Bunlardan anlaşılıyor ki, dışlanmamızın nedenlerinden birisi

din, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin Müslüman olması. Avrupalı Hıristiyan

demokratlara göre, “AB Hıristiyan kulübüdür, Müslümanlara yer yoktur.” Batı’nın

adil ve adaletli olduğunu düşünmek yapılacak en büyük hatadır. Batı’nın sömürgeci

olduğu, geçmişte nasılsa bugün de öyle olduğu Fransa’nın Mali’ye yapmış olduğu

operasyondan da anlaşılmaktadır. Batı’nın rahat yaşam sürmesi için Ortadoğu ve

Afrika’nın sömürülmesi gerekmektedir. Bu sömürüyü gerçekleştirirken; bu

halkların hep fakir kalması ve uyanmaması gerekmektedir. Biz son iki yüzyılı,

Batı medeniyetinin içinde yer alma ve ona benzemeyle geçirdik. Bu hayalleri

kurarken, kendi değerlerimizden uzaklaştık. Kendi medeniyetimizi unuttuk.

Stratejik ortağımız olan ABD için durum farklı mı

Rockefeller’in Eisenhower’a yazdığı 1956 tarihli, Başkan’a gizli mektubun bir

bölümünde Türkiye için şu sözleri söylüyordu: “Birinci gruba bizimle dost olan

ve bize uzun süreli, sağlam askeri paktlarla bağlanmış olan antikomünist

hükümetlerin iktidarda olduğu ülkeler girer. Bu ülkelerde yapılacak yardımlar

ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. Oltaya yakalanmış

balığın yeme ihtiyacı yoktur. Bu noktada dışişleri bakanlığı ile aynı

fikirdeyim, genişletilmiş iktisadi yardım, örneğin Türkiye’ye, bazı hallerde

düşünülenin tersi sonuçlar verebilir. Yani, bağımsızlık eğilimini artırıp,

mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Bu tip ülkelere -Türkiye gibi- doğrudan

doğruya iktisadi yardım da yapılabilir, ama bu ancak bize uygun ve bağlı hükümetleri

iktidarda tutacak ve bize düşman muhalifleri zararsız bırakacak biçim ve

miktarda olmalıdır.” Rockefeller ailesi, Amerika’daki Yahudi lobisinin başını

çeken bir ailedir. Bu aile de Rothschild ailesi gibi başlangıçta banka ve

finansman işine ağırlık verdi. Bu yüzden Amerika’da yıllardan beridir para

piyasalarında saltanat sürmektedirler. Hatta Amerika’da sermaye alanında 150

yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve

para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana

yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibidir. Ah Erbakan hocam! Sen

yıllarca söyledin ama biz anlayamadık! Türk halkını uyandıracak liderler

üzerinde bizzat operasyonlar yürütüldü. Ülkemizin başına sürekli terör belasını

musallat ettiler.  Merhum Erbakan hocamız

yıllarca bu tehlikeye işaret etmiş ve ömrü boyunca bunun mücadelesini yaptığı

için ABD için tehlikeli olarak görülmüş ve bertaraf edilmesi için operasyonlar

ve karalama kampanyaları yürütülmüştür.

1956 yılındaki ABD’nin Türkiye’ye bakışı “Oltadaki

Balık”, yıl 2013 Türkiye için değişen hiçbir şey olmamıştır. Türkiye takıldığı

oltadan kurtulamamıştır. Kurtulmanın bir tek yolu vardır. İçeride birliği

sağlamak ve Milli Görüş düşüncesinin iktidar olması ile yeniden büyük Türkiye’yi

kurup, yeni bir dünyanın temellerini atmaktır.

Başka çözüm aramak yanlıştır. Unutulmamalıdır ki ABD

“Ulusal Güvenliği” için her şeyi yapacaktır. Bugün stratejik ortak olmanız size

karşı bir operasyon yürütmeyeceğini göstermez. Soğuk savaş döneminden beri

ülkemiz insanı üzerinde değerlerinden uzaklaşabilmesi için bir ameliyat

yürütmektedir. Şunu asla unutmamak gerekir; Siyonistlerin bir planı varsa,

Rabb’imin de bir planı var ve insanın yaratılışına (fıtratına) uymayan bütün

sistemler er geç çökecektir.