Kıbrıs, kapitalizm ve "Adil Düzen"
"Tâ ki mal sizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın."
(Kur an; Haşr Sûresi, 7. âyet.)
Bu yazının daha baştan tasarladığım başlığı, "Kıbrıs Meselesi, vahşi kapitalizm ve tek çözüm Adil Düzen" olabilirdi, ancak uzun olmasın diye maruzatımı "Kıbrıs, kapitalizm ve Adil Düzen" şeklinde kısalttım. "Türkiye neden süper güç olmalı " üst başlığı ise nihayetinde çözüm olarak olması gerekeni ifade etmektedir.
"Kıbrıs Meselesi"ni vesile yaparak bir dizi yazı yazmaya niyetlendiğim gün, hükümetin Ercan Havaalanı ile Gazi Magosa Limanı nı bir yıllığına Rumlara açma sürprizi ile karşılaştık!
Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanı da yapılan teklifi medyadan öğrenmiş!
İnsanın hayattaki en önemli hatıralarından bir bölümü de "askerlik hatıraları"dır...
Kıbrıs benim askerlik kıta hizmetini yaptığım yerdir. 1978-79 yıllarında 28. Tümen Karargâhı nda görev yaptım. Ercan Havaalanı ile Gazi Magosa bizim sorumluluk bölgesinde bulunduğundan, genel olarak Kıbrıs ın tamamında ve özel olarak bu iki bölgede hizmetlerim ve askerlik hatıralarım vardır.
Kıbrıs taki görev ve hizmetlerden biri havaalanındaydı. Ankara dan her hafta Ercan Havaalanı na gelen askeri uçağı karşılamak, pilot ekibine mihmandarlık yapmak ve sonunda uğurlamak görevim sebebiyle sık sık havaalanına giderdim. Hafta sonları Kıbrıs ın diğer şehirlerindeki Kıbrıslı dostlarımı ziyarete gitmemişsem, Gazi Magosa daki sivil dostlarımı ziyaret eder veya Maraş bölgesindeki orduevine giderdim.
Yavru Vatan Kıbrıs, Anavatan olarak her Türk vatandaşını ilgilendirmekte. Ama genel olarak Kıbrıs, askerlik vesilesiyle de olsa bir süre yaşadığım ve hizmet ettiğim Ercan Havaalanı ve Gazi Magosa bölgelerini de kapsıyor ve doğrusu bu duygusal yönüyle beni de çok yakından ilgilendiriyor...
*
Asıl anlatacağım meseleye böyle bir giriş yaptıktan sonra, konunun daha iyi anlaşılması amacıyla farklı bir cephe açacağım. Tam da bu yazı dizisini yazmaya karar verdiğim gün, Millî Gazete mizin değerli yazarı, 1972 de MSP Genel Başkanı olarak tanıdığım, Muhterem Süleyman Arif Emre nin önemli bir yazısı yayımlandı. "Yüzde 2 azınlık, dünya genelinde servetin yüzde 85 ine sahip" başlığını taşıyan yazı, aslında yeryüzündeki zulüm düzeninin sona erdirilmesi için Türkiye nin neden süper güç olması gerektiğinin adeta gerekçe yazısı mahiyetinde. Yazının önemli bölümlerini tekrar hatırlayalım:
Yapılan bir istatistiğe göre, dünya nüfusunun % 2 oranındaki küçük bir azınlık, dünya genelindeki zenginliğin, % 85 ine sahip bulunuyormuş. Zenginlik oranında ABD zenginleri birinci sırada, Japon zenginleri ikinci sırada imiş... Bunun adı düpedüz "zulüm düzeni" ve düpedüz "vahşi kapitalizm"dir. Demek ki, % 2 oranındaki bir mutlu azınlık, dünyayı insafsızca sömürüyor. Dünyanın (dünya düzeninin) bugünkü yapılanmasına "köle düzeni" demek yerden göğe kadar haklı imiş. Paranın adeta putlaştırılması, faizin bir sömürü aracı olarak temel ekonomik politikaların vazgeçilmez unsuru sayılması, bu korkunç dengesizliğin itici faktörlerini teşkil ediyor...
Bu sebepten giderek dünyamız insanca yaşanacak bir gezegen olmaktan çıkıyor. Bu gelir grupları arasındaki uçurum ise terörün sürekli olarak yaygınlaşmasının en önemli sebebidir...
Oysaki insanlığın bu çıkmaz yoldan kurtuluşunun reçetesini yüce kitabımız göstermiştir.
Kur ân-ı Kerîm in 546 ıncı sahifesinde yer alan HAŞR Sûresi nin 7 nci âyeti kerimesinde, mealen: "Ta ki mal sizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın." denilmektedir.
Tabii ki bu âyeti kerimenin hayata geçirilmesi için, insanların çoğunluğunun da Allah a iman etmesi ve Hak ve adaleti sistemleştiren [Adil Düzen Projesi] diğer kuralların gözönünde tutulması icab eder. Zira adalet mülkün temelidir. Adalet gözetilmezse, "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar" atasözündeki karmaşa, kaos ve kavgalar kaçınılmaz olur. Anayasamızda da "Türkiye sosyal bir devlettir" ilkesi mevcut
Artık Anayasa hükümlerini bile kimse önemsemiyor. Kuralların önemsenmesi için, insanların kişisel olarak kendi içlerinde de Hakka ve adalete inanması, bağlanması gerekir ki, o insanlar, adaletin hayata geçirilmesi için düzenlenmiş olan kurum ve kuruluşların kağıt üzerinde kalmasını önleyip, toplumdaki dengeleri sağlayabilsin
Bu gerekçelere dayanarak diyoruz ki; Türkiye, kendi tarihine, karakterine ve kendi hak ve adalet anlayışına tarihi boyunca olduğu gibi, bundan sonra da sahip çıksın. Bundan sonra da gerek iç politikasında ve gerekse dış politikasında zalimlerden yana değil, mazlumlardan yana; ezenlerden yana değil, ezilenlerden yana hareket ederek, vahşi kapitalizmin herhangi bir fraksiyonuna, bu bir medeniyet projesidir diye iltifat etmesin.
Şayet vahşi kapitalizmin uyguladığı sistemler, birer medeniyet projesi olsaydı, dünya nüfusunun % 2 sini teşkil eden bir mutlu azınlık, dünyadaki zenginliklerin % 85 ine sahip olmaz. Geriye kalan % 98 oranındaki çoğunluk açlığa ve yoksulluğa mahkûm olmazdı.
*
Dünyayı sömüren vahşi kapitalizme göre "Kıbrıs Meselesi" ancak bu şekilde istismar edilerek kendi lehine kullanılıp değerlendirilebilir. Türkiye ise "Kıbrıs Meselesi"nin birinci derecede muhatabı, yani günümüzdeki "süper güçler" ile aşık atıyor. Türkiye, bu bölgede varlığını sürdürebilmek için "süper güç" olmak zorundadır ve "süper güç" olmaya giden yol "Adil Düzen"den geçmektedir...