Türkiye kurtarılabilir mi?

Abone Ol

SORU: Türkiye kurtarılabilir mi

İkinci Meşrutiyet’te Prens Sabahaddin “Türkiye Nasıl

Kurtarılabilir ” isminde bir kitap yazmıştı. Aradan yüz sene geçti, ülkemiz ve

devletimiz hâlâ krizler içinde. Osmanlı Devleti battı… Cumhuriyet’in sonu ne

olacak Ülkemiz gerçekten parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya mıdır .. Kuzey

İrak’ta ADB ve İsrail tarafından kurulan Kürdistan, Türkiye’nin bir kısmını

yutacak mıdır Doğu ve güneydoğu bölgemize Ermeni nüfusu getirilecek midir ..

Kripto Yahudiler, Kripto Haçlar, Pakraduniler Türkiye’yi parçalamak konusunda

başarılı olabilecek midir ..

1923’te kurulan Cumhuriyet bir İslam Cumhuriyeti idi, sonra

çeşitli boyalara boyandı… Tekrar İslam’a dönmek isteyenler var. Sadece İslam’ı

istemekle olmuyor, yanında bilgi ve irade gerekiyor. Tarih boyunca, çeşitli

coğrafyalarda İslam’ın çeşitli uygulamaları olmuş; bizim coğrafyamızda altı yüz

yıllık bir Osmanlı İslam uygulaması hayata geçirilmiş, sonra çok büyük tarihi

arızalar ve kazalar meydana gelmiş. Dehşet verici kopukluklar… Cahiliyet

karanlıkları… Yabancılaşma…

Büyük sosyologlar, düşünürler, tarih felsefecileri sağlıklı

toplumlar ile hasta toplumları inceleyen kitaplar yazmışlar. Bu günkü Türkiye

toplumu sağlıklı mıdır, hasta mıdır .. Önce sağlıklı toplumun, sağlıklı

devletin, sağlıklı düzenin birkaç özelliğinden bahsedelim:

*Devamlılık çizgisinde olmak. Birkaç misal vereyim:

Japonya’da bugünkü hanedanın başlangıcı bilinmiyor. Öteki ucu tarihin

karanlıklarında kayboluyor, orada akıl almaz bir devamlılık görülüyor. Bizde bu

yok. Osmanlı Devleti 1922’de batıyor, 23’te Cumhuriyet kuruluyor; bazıları

Cumhuriyet’ten önceki tarihi inkâr ediyor. Devamlılık derin ve sağlam temel

demektir, kopukluk temelsizlik…

*Sağlıklı toplumlarda çeşitlilikler vardır ama toplumsal

barış ve mutabakat içinde... Bugünkü hâlimize bakıyoruz: Dehşetli bir kaos ve

anarşi. Moiz Kohen Tekin Alp’in Türkçülüğü tutmamış, eski sistemdeki

“milletler” felsefesi de yıkılmış, kopukluk ve kaos son haddine gelmiş.

*Lisan meselesi: Yaşadığımız ülkenin ismi Türkiye, Türkçe

büyük çoğunluğun anadili. Anadili Türkçe olmayan unsurların kültür dili yine

Türkçe. Alfabe devrimi ve lisanı sadeleştirip arılaştırma gayretleri, yazılı ve

edebî Türkçenin belini kırmış. O kadar korkunç bir kopukluk olmuş ki, halkın ve

gençliğin yüzde doksan dokuzu atalarının Türkçe mezar kitabelerini okuyamayacak

hale gelmiş. Adam Hukuk Fakültesini bitirmiş, 1927’de İstanbul’da basılmış

Türkçe Ömer Seyfettin Hikâyeleri kitabını veriyorsunuz, Çince veya Tibetçe bir

kitapmış gibi bakakalıyor. Dil faciası o kadar vahim ki, İstanbul Büyük Şehir

Belediyesi Ord. Prof. Ali Fuat Başgil 1960’larda yazdığı “Gençlerle Başbaşa”

kitabını bastırıp bedava dağıttı. Kitapta iki metin var: Birincisi bundan elli

sene önce yazılmış Türkçe metin, ikincisi bu Türkçe metnin bugünkü Türkçe’ye

tercümesi. Böyle bir rezalet ve kepazelik hangi ülkenin, hangi halkın, hangi

toplumun başına gelmiştir

*Dinî Durum: Bugün Türkiye’de dindarlar da, dinsizler de

mütemadiyen din diye bağırıyor. Çoğunluk dindar… Bir takım derin ve gizli

güçler bu çoğunluğu paramparça etmişler. Divide et Imperia böl, parçala ve

hükmet. Osmanlı Devleti zamanında Müslümanların yüzde doksanı Ehl-i Sünnet ve

Cemaat mezhebine mensuptu; başta bir Halife vardı, Ümmet birliği vardı… Şu anda

Ümmet birliği yok, en azından Ehl-i Sünnet Müslümanlarının kendisine itaat ve

biat ettikleri bir halife yok… Dolunayı kırpmışlar, bir sürü yıldız yapmışlar…

Saymadım ama belki de binden fazla irili ufaklı, hepsi de birbirinden kopuk,

bağımsız, kendi başına buyruk cemaat, tarikat, hizip, fırka, grup, sekt… Tam

bir tavaif-i müluk manzarası. Türkiye millî kimliğinin birinci ve en güçlü

faktörü İslam ve Müslümanların durumu bu. Bu memlekette sağlıklı bir yapı var

mı yok mu cevabı siz veriniz. İşin en kötü tarafı ülkenin, halkın, devletin

selâmeti, necatı, i’tilası için çare ve çözüm üreten gerçekten ziyâlı büyük

düşünür de hemen hemen kalmamış.

Bendeniz Prens Sabahaddinci değilim ama o devleti ve ülkeyi

kurtarmak için kitaplar yazmış; bütün fikirlerine katılmasam bile kendisine

değer veririm.

Bendeniz müslümanım ama İslamcı değilim, ülkemizde şu anda

sürü sepet İslamcılık cereyanı var, İslam edebiyatı yapıyorlar ama dişe dokunur

teklifleri, çareleri, çözümleri yok.

Ülkemizde solcu ve Marksist de boldur, Sovyetler Birliği

dağılmış, Marksizm iflas etmiş, onlar bildiklerini okuyorlar. Bir sürü hayal ve

ütopya.

Bendeniz Türküm fakat Türkçü değilim. Türklük bir

realitedir, Türkçülük bir ideoloji… İslam’a aykırı düşmemek şartıyla

Türklüğümle iftihar ederim. Birkaç sene önce yazmıştım, Türkler kurtulmak ve

yücelmek istiyorlarsa Ahmed Yesevî (kaddesallahu sirrehu) Hazretleri’nin

yolundan gitmelidir.

*Eğitim meselesi: Türkiye’nin gizli düşmanları, derin

güçleri eğitim sistemimizi çökerttiler. Bugünkü Kemalist Tevhid-i Tedrisat

eğitimi de köy olmaz kasaba olmaz. Müslüman bir vatandaş olduğum için, Tevhid-i

Tedrisat eğitiminin kaldırılmasını, yerine Osmanlı usûlü Tevhidî eğitimin

getirilmesini isterim. Madem ki Türkiye millî kimliğinin ve millî kültürünün en

temel ve birinci faktörü İslamdır, eğitim sistemi İslamî olmalıdır. Talibanın,

Vehhabîlerin, Selefîlerin İslamı mı Hayır, Osmanlı islamı. Okullarımız Sultan

Abdülhamid Han zamanındaki Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultanî) gibi

olmalıdır. Öyle İslam okulları ki, genel ve çağdaş kültürle ilgili tedrisatı

İngiltere’deki Eton Koleji’nden üstün olacaktır. Maalesef böyle bir şeyi

bugünkü Türkiye’de ne tatlısu İslamcıları, ne Kemalistler, ne de Ehl-i Sünnet

Müslümanları gerçekleştirebilir.

Geçen sene “Konya’da Mevlana Celaleddin Rumî İslam Mektebini

Ziyaret” adıyla bir yazı yazmıştım. Eğitim ve mektep konusunda ne demek

istediğimi anlamak isteyenler o yazımı okuyabilirler.

Türkiye kurtarılabilir mi .. Nasıl kurtarılabilir .. Bu

konuda fazla bir ümit var mıdır .. Kurtuluşun çare ve çözümleri nelerdir .. Bu

konularda klasikleşmiş, ciddi kitaplar okunmalıdır, bunlardan biri de İbn-i

Haldun’un Mukaddimesi’dir.

Yirminci asrın büyük tarih felsefecisi Arnold Jr. Toynbee

“Tarih Üzerine Bir Etüd” adlı muhalled (kalıcı) eserinin Ispartalılar bölümünde

şu cümleyi sarf ediyor: “Eflatun’un ideal Cumhuriyet’ine realitede (uygulamada)

en fazla yaklaşabilmiş sistem Osmanlı Devleti’dir.”

Bugün seviye o kadar düşmüştür ki, bir takım aydın

müsveddeleri veya karikatürleri, Osmanlı Devleti’ni hayalî düzmece harem

hikâyeleriyle anlamaya ve anlatmaya çalışıyor. Hatta Kemalist bir profesör

padişahlara veled-i zina yani piç demek densizliğini ve terbiyesizliğini

irtikâp etti. Bu kafalarla Türkiye’nin bugünkü durumunu anlamak ve geleceğe ait

ıslah plan ve projeleri yapmak ne mümkün.

Dikkat!

BİR dostum haber verdi: Eski yazılarımdan birini almışlar,

altına bana ait olmayan bir bölüm ilave etmişler. Aziz Nesin’i övmüşler, merhum

Erbakan’ı yermişler… Bendeniz Allaha, Peygambere (Salat ve selam olsun ona)

Kur’ana iman eden bir Müslümanım. Aziz Nesin gibi agresif bir ateisti övmem

mümkün değildir. Yazılarımda isim vermem. Tenkitlerim anonimdir. Bana ait

olmayan ekleme yazıları, cümle veya paragrafları benimmiş gibi göstermek ahlaka

ve dürüstlüğe sığmaz. Muhterem okuyucularımdan ve vatandaşlarımdan rica

ediyorum: Yazılarımın orijinal metinleri Millî Gazete web sitesinde

bulunmaktadır. Bir tereddütleri olduğu zaman oradan arasınlar, ilave veya

tahrif olduğu takdirde meydana çıkacaktır.