Türkiye Kimsenin Babasının Çiftliği Değil!

Abone Ol

TAPU Kadastro Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, yabancılara toprak satış miktarı korkunç boyutlara ulaştı. 80 yılda yabancılara satılan toprakların miktarı 11 milyon m2 iken, son 10 yılda bu miktar 136 milyon m2’ye ulaşmış durumda. 10 sene içinde bu satışın 12 kat artması insana, “Nereye gidiyoruz, Türkiye sizin babanızın çiftliği mi ” dedirtiyor.

Bilindiği gibi, Hükümet Tapu Kadastro Kanunu’nda değişiklik yaparak, yabancılara toprak satışını 25 dönümden 300 dönüme çıkardığı gibi, Bakanlar Kurulu’na bu miktarı 2 katına çıkarma yetkisi vermişti. Yabancılara toprak satışının doludizgin devam etmesi bu yüzden!

Bu aymazlığın Türkiye’yi hangi noktaya götüreceğini hiç düşündünüz mü Hiç kimse “alıp da götürmüyorlar ya!” bahanesine sarılarak geleceğimizi tehlikeye atamaz. Ülkemizde gözü olanlar bizim tapulu arazilerimize bile göz dikerken, çiftlik misali yabancılara toprak satmak akıl kârı mı

“Filistin’in tapusu bizde” diyorsunuz ama, Vatikan’ın oyunlarından haberiniz var mı Papalık, hâlâ Osmanlı mülkü olan Kudüs için yeni hesaplar peşinde. Kutsal mekânları özel statü ile uluslararası güçlere teslim etmeyi teklif ediyor. Söz konusu “özel statü” talebi, Kudüs’ü işgal etme niyetinden başka hangi anlama gelir

Didim’in karşı sahilindeki Eşek ve Bulamaç adaları Kanunî döneminden beri (1549) Türkiye toprağı. 17. 7. 2012 günü bazı gazeteler, Fener Rum Patriği’nin burada yetkili olduğu gerekçesiyle Yunanistan’ın bu adalara bayrak astığını yazdı. Lozan ve Paris Antlaşmaları’nda da statü değişikliği yapılmadığı halde, Yunanistan bu adalara piknik için gidenlerden pasaport sormaya başladı. (Habertürk, 10. 5. 2012) Bu olaylar size bir şeyler anlatmıyor mu

SONU ESARET OLMASIN!

Bölgemiz ve Türkiye, çok ama çok hassas bir süreçten geçmektedir. Yöneticilerimiz daha dikkatli adımlar atmak zorundadır. Kendi gücümüzle kalkınmayı esas almalı, çok zaruri olmadıkça yabancılara borçlanmaktan azami derecede kaçınmalıyız. Çünkü borçlanmanın sonu toprak satışı ve esarettir.

Tapu Kadastro Kanunu’nda yapılan yeni değişikliğin Türkiye’ye yükleyeceği ağır faturayı çok iyi bilen bazı âkil kişiler köylüleri şöyle uyarmıştı: “Ne olur, dişinizi sıkın, yabancılara toprak satmayın. Yabancı bankalara borçlanmayın.”

Tekirdağ Valisi Ali Yerlikaya da arazi sahiplerini uyarmıştı: “Dünyanın ilk 4 zengini bölgede arsa topluyor. Toprağınıza sahip çıkın, yabancılara toprak satmayın. Valiniz olarak ben dahi 1 dekar arazi de bana verin, parası neyse alayım, desem, lütfen bana da vermeyin. Türkiye’nin Avrupa’ya açıldığı yerdeki çok stratejik öneme sahip topraklarınıza sahip çıkın.” (31. 8. 2012)

Yine, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar, 12. 12. 2012’de Meclis’te bir soru önergesini cevaplarken, kanunun yürürlüğe girdiği 18. 5. 2012’den sonraki 7 ay içinde yabancı uyruklu gerçek kişiler ve yabancı sermayeli şirketlere satılan taşınmaz ve tarım arazisinin hızla arttığını ortaya koyan açıklamalar yapmıştı.

Herkes şunu bilsin ki, Rodos adasının elimizden çıkması, İsrail’in bölgeye yerleşmesi hep aynı yöntemlerle gerçekleşti. Önce toprak satılıyor, sonra yabancılar oraya gelip yerleşiyor. Küresel güçler iki toplum arasında kavga ve çatışma çıkarıyor. Konu BM’ye götürülüyor. BM de İsrail ve Batılıların menfaatine uygun karar veriyor.

Milletvekilleri ne iş yapar Sorumluluk duygusuyla bu konuları araştırıp milletin hakkını arayacak merhum Adnan Kahveci, Bedri İncetahtacı gibi milletvekillerine ihtiyaç var.

İŞİ SIKI TUTMALIYIZ

Hiç kimse, “Biz toprak satışını sınırlandırdık. İlçe ve Türkiye genelinde yüzölçümümüzün yüzde 10’undan fazla toprak satılmayacak, bir şey olmaz” gibi bir savunma mekanizması geliştirmesin. 2012’deki Meclis yabancılara toprak satışını 12 kat artıran bir kanun çıkardı. Sizden sonra gelecek Meclis’in buna yeni ilâveler yapmayacağından emin misiniz

“Hiçbir şey olmaz” dersiniz ama olduktan sonra da iş işten geçer, geriye dönüşü olmaz. Çok hassasiyeti olan yabancılara toprak satışı konusunda çok titiz davranmak zorundayız.

Hatırlayın, Dünya Yahudi Kongresi adına Thedor Herzel, Osmanlı’nın 30 milyon altınlık borcunu silme karşılığında, Sultan Abdülhamit’e Filistin bölgesinde az bir toprak vermesini teklif etmişti. Sultan Abdülhamit Han da “Kanla alınan toprak parayla satılmaz” diyerek bu talebi geri çevirmişti. Osmanlı en zor döneminde bile vatan toprağını satışa çıkarmadı.

İstiklâl Marşı şairimiz, “Bastığın yerleri toprak’ diyerek geçme, tanı” diyerek bu toprakların şehit kanıyla sulandığını hatırlatır. “Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı” mısrasıyla da şehitlerin emanetine sahip çıkmaya davet eder.

Dünya kaynıyor. Bölgemizde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Bazı komşu ülkelerde iç savaş ve çatışmalar devam ediyor. Bölgenin merkez ülkesi Türkiyemiz üzerinde ciddi hesaplar var. İsrail’in güvenliğini korumak için ülkemizde üsler açıldığını biliyoruz. İsrail; Azerbaycan, Kuzey Irak, Güney Kıbrıs’ta yeni üsler kuruyor. Yeni koloni ve azınlıklar oluşturuyor.

Şurası açık ki, asıl büyük oyun Türkiye üzerinde oynanıyor. Bunun için, her an tedbirli olmak zorundayız. Bu atmosferde, Hükümet’ten yabancılara toprak satışını durduracak bir irade bekliyoruz.