Türkiye - İsrail Yakınlaşması ve Stockholm Sendromu

Abone Ol

“Stockholm Sendromu” kendisini 6 gün boyunca rehin alan banka soyguncusuna âşık olan bir kadın üzerinden literatüre girmişti. Biz de şimdi bu sendromun pençesindeyiz. Cellâdımızla gönül ilişkisi içindeyiz. Öyle ki, onun için Osmanlı’yı tarihin dışına ittiler. O güvende yaşasın diye Ortadoğu’yu bütün halklar için yarı-açık cezaevine çevirdiler. Mavi Marmara’da 9 vatandaşımızı pervasızca katletmesine ses çıkarmadılar. İşte şimdi böyle bir yapı ile anlaşıyoruz. Buna sendrom değil de ne denir

Terör, terörist, eli kanlı devlet, bebek katili gibi onlarca olumsuz sıfatı kullandığımız bir ülkeyi, “dost, müttefik” olarak kabul etmeye kimse derin akıl, stratejik açılım gibi anlamlar yüklemeye çalışmasın. Bu olsa olsa 2. Mahmut’un dediği gibi “denize düşünce yılana sarılmaktır”. Peki, sahi denize neden düştük Sebebi belli; içinde bulunduğumuz cendereden çıkış için anlaşmayı tek yol olarak telkin edenler bizi bu sona güzelce! hazırladılar. J. Kerry’nin “Çok memnunuz. Olumlu bir adım” açıklaması akıl hocasının kim olduğu konusunda yeterince fikir vermiyor mu

Türkiye’den Gazze’ye giden insani yardımlar için önce Aşdod’a uğranacak, “otorite”den izin alınacakmış. Bu yardımlar denetimlerin ardından Gazze’ye girebilecekmiş. Bu da ablukanın kalkması olacakmış öyle mi Hayır, bu şarta evet demek, ambargoya, ablukaya resmen onay vermektir. Dün dündür ama bugün artık yarındır. Bugün altına imza attığınız metinler, yarınları ipotek altına alır ve atanlara da koskoca bir tarihin vebalini yükler.

Brexit AB’nin Sonu mu

İngiltere’nin 23 Haziran’daki AB referandumu ardından, bir kere daha AB’yi tartışmaya başladık. İngilizlerin %52’sinin AB’ye “Hayır” demiş olması ve kampanya süresinde Türkiye üzerinden tartışmaların yürütülmesi, ilgiyi fazlasıyla “Brexit” referandumuna çevirmemize sebep oldu. 

Peki, bu sonucu nasıl okumalıyız Aslında İngilizlerin kararı çok da şaşırtıcı olmadı. Ortak para Euro’yu kullanmıyorlar. Schengen bölgesi dışındalar. Bir de AB’nin fakir ve borçlu ülkelerini finanse etmek gibi tartışmalar sürekli  gündemlerinde olunca işi ayrılığa kadar getirdiler. 

Batıda bir devlet ile vatandaşlık ilişkisi yaşayan bir birey, bir anlamda karşılıklı sözleşmeye imza atmıştır. Aslında bu referandumda İngilizler ödedikleri vergilerin hesabını sordular. Peki, Türkiye neden referanduma malzeme yapıldı Çünkü İngilizler 78 milyonluk Türkiye AB üyesi olursa yeni bir mülteci akını ile karşı karşıya kalırız diye korktular. O yüzden Cameron “Korkmayın Türkiye 3000 yılına kadar AB üyesi olamaz” demişti. 

Bundan sonra AB için yolun sonu mu AB için siyasi açıdan bir sıkıntı oluşturacağı ortada ancak bu bir son mu emin değilim. Neden Çünkü İngilizler AB’nin ilk adımı olan “Kömür-Çelik Birliği”nden beri zaten mesafeli bir ilişki yürütüyorlar. Ancak bundan sonra İskoçya, İrlanda gibi AB vatandaşlığı için kendilerine katlanan ülkeleri nasıl ikna edebilirler bilmiyorum.

AB’nin, İngiltere’nin ne yaptığından çok ben ülke olarak nerede duruyorum sorusunun cevabıyla ilgiliyim. Bugün İngiltere’nin “Hayır”ının Türkiye için pozitif etki yapacağını düşünen bir hükümet işbaşında. Türkiye, AB ile olan ilişkilerini iki eşit olarak yürütemediği müddetçe “sığıntı” olmaktan kurtulamaz. Türkiye’nin çıkış yolu AB’ye eklemlenmek değil, tüm insanlığı kuşatıcı yeni bir çözüm sunmaktır.