Türkiye ile İran arasında ayrışmaların yaşandığı bir
dönemde, Başbakan Davutoğlu nun geçtiğimiz hafta İran a gerçekleştirdiği
ziyaret, iki ülke arasındaki siyasi, sosyal ve ekonomik eksenli dengelerin
yeniden şekillenmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu ziyaret, Türkiye
ile ABD arasında yaşanan YPG ve PYD politikasındaki ayrışma göz önüne
alındığında önemli bir hamle niteliği taşıdığı söylenebilir.
Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir
düzlemde devam edebilmesi açısından rasyonel düşünmeye engel oluşturan
ayrıştırıcı politikalardan çok, örtüşme noktalarını ön plana çıkarmaya yönelik
politikaların desteklenmesi iki ülke arasındaki belirsizliklerin ortadan kalkmasını
sağlayacak önemli hamlelerin başında yer almaktadır.
Bu ziyaretin, tam da ABD nin, Türkiye ile Suriye
arasındaki mevcut 911 Km lik sınırın 700 Km sinin PYD nin silahlı gücü YPG
tarafından kontrol altında tutulmasına yönelik ısrarcı politikasının ileride
Türkiye açısından telafisi mümkün olmayacak bir denkleme yol açacağının hesaba
katıldığı bir döneme denk gelmesi önemli bir adım niteliğinde olsa gerek. Şu da
bir gerçek ki, ABD, stratejik müttefiki Türkiye nin, YPG ve PYD konusundaki
ısrarcı tutumuna rağmen, geri adım atmaktan kaçınması aslında Suriye
Kürtlerinin çıkarlarının korunmasından çok, kendi ve İsrail çıkarlarının Kuzey
Suriye Kürtleri vasıtasıyla güvence altına alınmasına yönelik bir hamle olsa
gerek.
Kuzey Suriye de, Türkiye nin manevra gücünü azaltmaya
yönelik bu tutum karşısında, Başbakan Davutoğlu nun ani İran ziyareti daha da
önem kazanmıştır. Nitekim Başbakan Davutoğlu nun, İran Cumhurbaşkanı Ruhani nin
Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada;
Bölgenin kaderini bölge dışı aktörlere bırakamayız şeklindeki ifadesi
Suriye deki olası gelişmeler konusundaki kaygılarının bir tezahürüdür. ABD nin,
Kuzey Suriye de tek başına alternatif arayışlar içerisine girmesi ve PYD-YPG
konusunda Türkiye ile arasındaki görüş ayrılıklarının iyice derinleşmesi,
Türkiye yi ister istemez yeni arayışların içerisine sevk etmiştir. Kuzey
Suriye de sözde istikrar adına PYD ve silahlı kanadı YPG vasıtasıyla
oluşturulmaya çalışılan güvenli bölgede PYD nin, yeni yayılmacı politikalarla
beslenmesi ile istikrarsızlığın ve huzursuzluğun yeniden tırmanması ve
Türkiye ye yeni göç dalgasının başlaması ve Kuzey Suriye yi yeni bir kaosa
sürüklemesi kaçınılmaz olacaktır.
Kuzey Suriye de önemli ölçekte alan hâkimiyetine kavuşan
PYD ise, el altından güçlü şekilde PKK eylemlerine lojistik destek vermek
suretiyle Türkiye yi kendi politikalarını kabule zorlamaya çalışmaktadır.
Nitekim PKK nın, Cizre, Silopi, İdil ve Nusaybin de direnmesini sağlayabilecek
en güçlü lojistik desteği sağlayarak, Türkiye yi bir açmazın içerisine sokarak
Kuzey Suriye de PYD li bir çözüme teşne olmasını (istekli olmasını) sağlamaya
çalışmıştır. PKK nın Güneydoğu da ilk kez bu kadar kapsamlı direnme noktalarını
oluşturarak Türkiye üzerinde baskı dozajını artırmak ve Kuzey Suriye benzeri
siyasi çözüme zorlamak için en güçlü silahlı güç denemesi yoluna gitmesi bu
politikanın bir sonucu olsa gerek. YPG ile PKK arasındaki ilişki-sonuç
bağlantısına odaklı Güneydoğu daki silahlı savaşın kırsaldan şehir savaşına
dönüştürülmesi projesi, Türkiye nin Suriye politikasını akamete (başarısızlığa)
uğratmaya yönelik ve Türkiye yi bölge politikasından tamamen devre dışı
bırakacak dış güdümlü bir üst aklın işi olsa gerek.
İşte bu noktada, Türkiye ile İran arasında donma
noktasına gelen siyasi ilişkiler, yalnızca görüşmelerle sınırlı kalırsa, Suriye
ve Irak ta ileride telafisi mümkün olmayan gelişmeler meydana gelebilir. Bu da,
her iki ülkenin zararına olabilecek sonuçlar doğurabilecektir.
Şimdiye kadar, Amerika nın çıkarları için kendi çıkarlarını
göz ardı eden Türkiye nin, bundan böyle aynı tutumda ısrarlı olup olmayacağını
ve İran ve diğer bölge ülkeleriyle nasıl bir politika izleyeceğini zaman
gösterecektir.
Sonuç olarak, Türkiye siz İran, İran sız Türkiye, bölge
politikalarının yanlış mecralara akmasına neden olabilir. İki ülkenin güç
birliği içerisinde olması, dış güdümlü planları devre dışı bırakmaya
yetebilecek güçte olsa gerek.