İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarifi iki gün önce günübirlik bir ziyaret gerçekleştirdi. Birçok gündem maddesinin bir güne sıkıştırıldığı bu ziyaretin zamanlaması ve iki bakan arasındaki görüşme sonrasında gerçekleştirilen basın toplantısında verilen mesajlar oldukça dikkat çekiciydi.
Zarifi nin yeni dönem Türk-İran ilişkilerinin temel çerçevesini çizen ve yol haritasını ortaya koyan bu mesajlar, bana bir süre önce İran Dışişleri Bakanlığı nın SAM ı olarak da adlandırabileceğimiz IPIS da gerçekleştirilen Türkiye-İran ilişkilerindeki temel sorunlar, gelecek arayışları ve seçenekler bağlamındaki bir çalışmayı hatırlattı.
Bu çalışmada karşımıza çıkan üç seçenek, geçmişten günümüze ikili ilişkilerde yaşanan sorunları ve çözüm yollarını tek taraflı da olsa tespit etmesi açısından oldukça mühim.
İran ın süreçte inisiyatif almaya yönelik kendi duruşunu-perspektifini yansıtan bu çalışmaları, her şey bir tarafa Türkiye deki entelektüel boşluğu, cehaleti ve ilgisizliği ortaya koyması itibarıyla da önemli. Bu da bizi bir kez daha ilgi-bilgi-koordinasyon-kontrol/takip-sonuç noktasındaki içler acısı durumumuza götürüyor. Bir diğer ifadeyle (hoşumuza gitmeyecek olsa da), ilgi boyutuyla bile tartışmalı bir ülke-toplum gerçeğine...
Gerçi, içinde bulunduğumuz şu kaotik ortamda eleştirilerin dışında kayda değer bir katkı beklemek de zor. Ama bu bir mazeret olmamalı. Çünkü neredeyse son iki yüzyılımız hep kriz içinde ve bu dönemde yeni bir dünya imparatorluğu bile doğdu. Dolayısıyla, krizlerle yaşamayı öğrenmek ve ona göre yeni bir tarz-yönetim şekli geliştirmemiz artık kaçınılmaz.
Asıl konumuza tekrar dönecek olursak... Bu üç seçenek öncesi, ziyaretin zamanlaması ve Zarifi nin verdiği mesajlar üzerinde durmak istiyorum. Böylece, Türkiye-İran ilişkilerinde, en azından Tahran boyutuyla hangi seçeneğin ön planda tutulduğunu ve hangi sorunların çözümü noktasında ortak bir gündem oluşturulma gayreti içinde olunduğunu görmüş olacağız.
Zamanlama olarak karşımıza şu gelişmelerin çıktığına şahit oluyoruz: 1. Cenevre-2 ye doğru Suriye de yaşanan gelişmeler ve özellikle Kuzey Suriye boyutunun ve bu bağlamda Kürt Sorunu nun almaya başladığı yeni boyut (ve bunun İran tarafında yol açtığı kaygılar) ve çözüm noktasında Suriye de seçim süreci (burada Türkiye nin Esad noktasındaki duruşu kırılmaya çalışılıyor); 2. Bu sorunu da içinde ihtiva eden Irak taki olaylar (özellikle de Kuzey Irak ve El Kaide türü radikal yapılanmalar) ve Irak ın geleceğini çok yakından ilgilendiren seçimler (süreçte Sünni-Şii rekabeti-çatışma boyutu halen güncelliğini korurken, Türkiye nin burada ortaya koyacağı tavır İran ı da çok yakından ilgilendiriyor); 3. İran ın nükleer programı hakkındaki P5+1 müzakereleri; 4. 17 Aralık operasyonu ve burada İran ı da çok yakından ilgilendiren Halkbank ve Reza Zarrab olayı (bu gelişmelerde adı geçen İranlı işadamı Babek Zencani nin gözaltına alınması sonrası ziyaretin gerçekleşmiş olması oldukça dikkat çekici).
Gelelim Zarif in verdiği mesajlara... Onları da şu şekilde özetleyebiliriz: 1. Başbakan Erdoğan ın Tahran ziyareti ve iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi , tercihli ticaret ve diğer bazı alanlarda işbirliğini öngören anlaşmaların imzalanması hususu; 2. İki ülke arasında enerji, ulaştırma, ekonomi, ticaret, bilim, teknik, kültür ve diğer alanlardaki ilişkileri geliştirme ve derinleştirme arzusu; 3. Karşılıklı bağımlılığı arttırma ve daha güçlü siyasi ilişkilerin tesisi noktasında 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılması zorunluluğu ve iki ülke vatandaşlarının karşılıklı ziyaretlerini, ikametlerini kolaylaştıracak konsolosluk işlemlerinin geliştirilmesi; 4. Cumhurbaşkanı Ruhani nin Türkiye ye yapacağı ziyaret; 5. Üçüncü ülkelerin bu süreci sabote etme olasılıkları.
İki ülke halkının daha da yakınlaşmasını sağlayacak ortamın ve şartların mevcut olduğunu kaydeden Zarifi nin süreci sabote etmeye çalışabilecek üçüncü taraflara yönelik şu uyarısı da oldukça önemliydi: Umarım üçüncü ülkeler, İran ve Türkiye halklarının faydasına ve bölgenin istikrarına, barışına katkısı olan iki ülkenin ilişkilerine karışmaktan kaçınırlar ve daha da gelişmesi gereken bu ilişki devam eder.
Türkiye ve İran ın görüşlerini şeffaf ve açık bir şekilde ortaya koymasının, ortak noktalarda işbirliği yapmasının, görüş farklılığı olan konuları da sadakat, dostluk ve kardeşlikle ele almasının altını çizen Zarif in bu açıklamaları bizi tam da IPIS ta yapılan toplantıdaki üçüncü seçeneğe yöneltiyor...
Sabırla beklediğiniz bu üç seçeneğe gelince, onlar da şu şekilde karşımıza çıkıyorlar: 1. Çaldıranizm ; 2. Davutoğlu yaklaşımı ; 3. Büyük Selçuklu Modeli .
Şimdi bu da ne böyle son dakikada diye itiraz edebilirsiniz. Haklısınız da... Bir sonraki yazımda bunlar üzerinde daha detaylı duracağım, eğer olağanüstü gelişmeler yaşanmaz ise...