Türkiye-İran İlişkilerinde "Tarihsel Kod" Sorunu...

Abone Ol

İran Cumhurbaşkanı Dr. Hasan Ruhani nin Türkiye ziyareti

beklenildiği gibi geçti desek, herhalde çok da yanılmış olmayız. Özetle,

büyük fırsatlar ve potansiyel işbirliği alanlarının halen küçük meselelere

takıldığı; özellikle de, dış politika boyutunda tarafların mevcut

pozisyonlarını koruduğu bir statüko durumu söz konusu...

Nitekim, ilgili basın açıklamalarında ön plana çıkan

Suriye , tebrik , teröristler , teröre destek veren ülkeler vurguları

oldukça önemli idi. Dolayısıyla, buradaki dış politika boyutu, önümüzdeki süreç

açısından hayati bir yere sahip.

Nedenlerine gelince...

***

Öncelikle, her iki devlet de tarihsel kodlarına dönüyor.

Dolayısıyla, önlerinde geçmişi ve geleceği itibarıyla birer imparatorluk

hedefi var. Günümüzdeki anlamı; önce bölgesel bir güç olabilmek; akabinde ise,

ilk on hatta beş içerisinde bir yer edinebilmek. Bu da, aynı coğrafyada iki

gücün kaçınılmaz rekabeti anlamına geliyor ki, şimdilerde bu Suriye ve Irak

demek. Mısır, Filistin ve Lübnan arka planda kalmakla birlikte, buralarda da

ortak bir politikadan, duruştan bahsedebilmek zor. İran ın, Körfez deki yeni

işbirliği arayışlarıyla da bu bölgede ayrışmanın daha da derinleşmesi

kaçınılmaz görünüyor...

Dün ise, bu rekabet/mücadele alanı Kafkasya da Yukarı

Karabağ idi. Nitekim, Türkiye bu savaşta Azerbaycan ın yanında yer alırken;

İran, jeopolitik gerekçelere / gerçeklere dayanarak Ermenistan a destek verme

yoluna gitmişti. Bu destek halen devam etmektedir.

Oysa bu savaş, iki ülkenin ortak bir geleceği şekillendirme

noktasında önemli bir kriz fırsatı ydı.

***

Bu arada, Orta Asya ve Güney Asya boyutunu da göz ardı

etmemek gerekiyor. Orta Asya devletlerinin küresel güç mücadelesinde ön plana

çıkan önemleri ile Afganistan 2014 süreci oldukça önemli bir yere sahip.

Bu noktada, Cumhurbaşkanı Ruhani nin ilk yurt dışı

ziyaretini ŞİÖ Devlet Başkanları Zirvesi gerekçesiyle de olsa Kırgızistan a

gerçekleştirmesi önemli. İran ın, ŞİÖ üzerinden bölgedeki nüfuz alanını

genişletmeye çalışırken, Türkiye ye yönelik üstü örtülü engellemelerde

bulunması da oldukça dikkat çekici...

Bu kapsamda, en azından Türk taşımacılarından her bir

sefer için tek yönde ortalama 750 dolar yakıt fark ücreti alınmasını izah

etmek zorlaşır. Umarız, bu resmi ziyarette bu küçük sorun çözülmüştür... Çünkü,

geçen yazımızda belirttiğimiz ve bu ziyarette de dile getirilen gaz

fiyatlarında indirim müjdesini halen alabilmiş değiliz...

***

Burada, bir diğer önemli sorun ise, İran ın yeni

konjonktüre hızlı adapte olma noktasında attığı adımlar...

İran ın Batı ya açılmaya başlaması ve ABD ile başlattığı

yeni süreç, hiç kuşkusuz Türkiye ile ilişkilerini de etkileme kapasitesine

sahip. Her ne kadar ortada ciddi bir sonuç olmasa da, sürecin başlatılması bile

İran ve Batı açısından önemli bir gelişme. İran ı kısmen de olsa rahatlatan bu

durumun kendisini bölge politikalarında hissettirmeye başladığı şimdiden

görülüyor. İran ın, ABD ye rağmen Afganistan da ve Irak ta artan etkinliği ile

Suriye deki pozisyonunu rahatlatan ve manevra alanını genişleten ABD politikası

ortada. Dolayısıyla, ABD-İran arasındaki örtülü mutabakat Türkiye nin

dikkatlerinden kaçmıyor.

Burada, iki ülke açısından önemli bir sınav daha ortaya

çıkmış vaziyette: Irak! Bu sorunda tarafların ortaya koyacağı tavır, hiç

kuşkusuz, önümüzdeki sürece yönelik ikili işbirliğiyle de ilgili önemli

sinyaller verecektir.

***

Toparlamak gerekirse... Söz konusu ziyaret kapsamında

tarafların verdiği mesaj; temkinlilik , savaşa varabilecek provokasyonlardan

uzak durmak, kontrollü rekabet/mücadele ve mümkün mertebe bu şartlarda

işbirliğini geliştirebilme yolları olarak karşımıza çıkıyor. Bu kapsamda da

yıllardır devam eden, bir türlü gerçekleşmeyen yakın işbirliği çağrıları

devam edecek gibi; Sayın Ruhani nin ziyareti, geleneksel komşuluk ilişkilerinin

ötesinde derin tarihi ve kültürel bağlara sahip olduğumuz İran la son dönemde

gelişme gösteren ilişkilerimizin daha da ileriye taşınmasına katkı

sağlayacaktır. örneğinde görüldüğü üzere...

İşte tam da bu noktada, çok uzaklara gitmeden her iki

ülkeye D-8 in varlığını hatırlatmak gerekiyor. Sayın Ruhani nin Türkiye

ziyaretinde gündeme gelen ve bizzat kendisi tarafından ifade edilen; özü

itibarıyla uygulanabildiği takdirde jeopolitik dengeleri alt üst edebilecek,

tarihin seyrini değiştirme kapasitesi taşıyan; Raylı sistemlerimizi

birleştirelim. Basra Körfezi ve Hazar Denizi ni Akdeniz ve Karadeniz e

bağlayalım çağrısı oldukça önemli bir yere sahip.

Tarihi İpekyolu nun günümüzdeki modern versiyonu olan bu

çağrının coğrafi alanının aynı zamanda iki ülkenin temel sacayaklarını

oluşturduğu D-8 ve ECO coğrafyasından geçtiğini de bir kez daha hatırlatalım...