Türkiye Hepimizin

Abone Ol

Siyasal tarafların kendileri için bir özne hâline getirdikleri sloganik ve kuru bir ifade: Türkiye bizim. En çok biz bu ülkeyi seviyoruz, biz canımızı veririz, ölürüz. Bu ülkeyi sahiplenenler karşıtları için bir yer belirliyorlar. İslâmcılar, dönemin koşulları ve durumuna göre İran veya Suudi Arabistan’a gönderilmek istenirdi ya da bir başka deyimle sürgün edilme duygusu ağır basardı. Komünistler veya solcular için Rusya ve Çin vardı bir zamanlar. Türklerin yurdu Orta Asya’dır oraya gitsinler. Kürtler bu civarda daha çok Mezopotamya bölgesine tayin edilir.

Sevgili Peygamberimiz, doğup büyüdüğü, kırk yaşına kadar yaşadığı bir şehri, manevi bir merkezi terk etmek zorunda kaldı. Benim çok da önemsediğim belki de belleğimde yer eden bu ayrığın hüznünü belirten, Kâbe’den ayrılış anında en önemli vurgusu: “Ey Kâbe senin çocukların beni istemiyor” demesi. Bu, Allah Elçisi için en zor bir durum olsa gerekti.

Eski adıyla Yesrib’e, yani Medine’ye göçtü orayı kendine ve Müslümanlara mekân kıldı. Bu mekân yepyeni ve özgündür. Her şeyiyle yeniden inşa edilmiş bir belde, bir şehir, İslâm devletinin ilk merkezidir Medine. İslâm medeniyetinin şehir kültürü bağlamında da özgündür. Buradan fetihler başladı, her fethedilen yer, belde Müslümanlar için yurt oldu. Ya da her Müslüman’ın adım attığı ve yerleştiği mekânlar yurdu oldu. Medine’ye yerleşen Müslümanlar nasıl ki Medineli kardeşleriyle bütün varlıklarını, mülklerini, arazilerini, evlerini bölüştü iseler, benzer durum tarih boyunca Müslümanlar için bir yol, yöntem ve bir üslup oldu.

Osmanlı Devleti’nin dağılması ve parçalanmasından sonra Müslümanlar bulundukları daracık coğrafyalarda bile birbirlerine tahammül edemez oldular. Anadolu’nun fethi Sultan Alpaslan’ın komutasında, bölgedeki Kürt aşiretlerin desteğiyle Büyük Bizans ordusu yenildi, Anadolu Müslümanlara yurt oldu. Kürtler bölgenin mukimidirler, Müslüman olduktan sonra Türk kardeşleriyle muhacir ve ensar konumunda idiler. Anadolu Müslümanların ortak yurdu oldu. Bu yurtta yaşayan Müslüman olmayan toplulukların hakları gözetildi. İslâm dininin esasları gereği. Topraklarına mülklerine müdahil olunmadı. Belki onlar da bir bakıma benzer duygu ile toprakları bölüştürdüler.

Büyük Osmanlı Devleti’nin dağılması sorunların başlangıcı oldu. İslâm milletinin mensupları, unsurları iyice harmanlandılar tarih süresince. Hangi kavmin ağrılığı nerede ise oraya yoğunlaştılar.

Unutulmaması gereken en önemli husus, Müslümanların yaşadığı hemen her belde, her mekân ortak mülktür. Müslümanların konukseverliği, kabullerinin altında yatan asıl duygu da budur. Bir Müslüman veya bir insan bir Müslüman’ın evine konuk olunca orada evinde gibi ağırlanır. Alınan selâmdan sonra, gelen konuk “merhaba” ile ağırlanır. Merhaba selâmı güven içindir. Gelene; rahat ol, sıkılma burası senin evindir denilir âdeta.

Müslümanların kavramları da özeldir bu bağlamda. Allah’ın selâmıyla selâmlamak, kabul edilmek ve merhaba ile onu rahata ve huzura erdirmek manevi bir görev ve bir bilinç.

Bu topraklarda yaşayan her insan bu mülkün sahibidir. Kimsenin kimseye bir üstünlüğü ve önceliği yoktur. Yabancılıklar veya yabancı ideolojiler, kavramlar İslâm milletini birbirinden ayırdı, kopardı, uçurumlar oluşturdu. Çanakkale müdafaasında İslâm milletinin birçok unsuru vardı. Cezayir’den, Yemen’den, Suriye’den, Balkanlardan, hemen her yerden. Babamın amcası Molla Ahmet Efendi Kiğı’dan gelip orada şehit olmuş, komşusu İsmail Ağa ise gazi olarak dönmüştü köyüne. Bu topraklarda ve bu mülkte kimsenin fazlalık hakkı yoktur. Hiçbir parti, dernek, siyasal ideoloji çevresi önceliği kendine tanıma hakkına sahip değildir, olmamalı. Çıkar önceliklerini düşünce önceliğine çevirmek tehlikelidir ve bir sapkınlıktır.

İktidar olan hemen her kurumda adaleti ve hakkı eşit dağıtmakla yükümlüdür. Çünkü sıkıştırıldığımız bu küçücük coğrafya hepimizindir. Müslüman’ın diğer Müslüman ile bağları ve aidiyetleri ne yazık ki kopuktur. Bunun yeniden inşası gereklidir.