Bismillâhirrahmanirrahîm!
ÜLKEMİZ, bir haftadır Saadet Partisi’nin 19 Nisan 2026 günü Ankara’da gerçekleştirdiği “Türkiye Divanı”nı konuşuyor. Heyecanı, disiplini, organize gücü ve kamuoyuna verdiği mesajlarla ses getiren bir program oldu. Halkımız hamaset ve algı operasyonlarını aşarak, ülkede asıl hizmet kervanını yürütecek kadroların Saadet Partisi’yle temsil edilen Millî Görüş kadroları olduğunun farkına varmaya başladı.
Teşkilât disiplinine sahip olan Saadet kadrolarının samimiyet, fedakârlık sahibi ve Türkiye’nin sorunlarını, çözüm yollarını çok iyi bilen insanlar olduğunu halkımız gördü. Kendi varlıklarını devam ettirmekten başka amacı olmayanları tanıdı. Devlet kurumlarında yaşanan yolsuzluk, rüşvet ve partizanlık iddiaları vatandaşı bıktırdı. Nice belediyede yaşananlar, Türkiye’de çürümenin geldiği noktayı açığa çıkardı.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, divanda şöyle sordu: “Siz hiç Millî Görüşçü bakan, milletvekili ve belediye başkanının usulsüzlük yaptığını gördünüz mü?” Herkes hafızasını yoklasın veya araştırsın! Bir tek rüşvet, haksızlık ve yolsuzlukla anılan bakan, milletvekili ve belediye başkanı bulamazsınız! Çünkü; Millî Görüşçü, kamu malında “tüyü bitmedik yetim”in hakkı olduğunu bilen insandır.
Millî Görüş kadroları kendine tevdi edilen görevin “emanet” olduğunu çok iyi bilir. Görevini ibadet şuuruyla yapar. “Emanet”i korumakta azami dikkat gösterir. Çünkü “emanete hıyanet münafıklık alâmetidir”. Emanete gözü ve kendi öz malı gibi sahip çıkar. Yemez; yedirmez. Çalmaz; çaldırmaz. Kamu malını rantiyeciye, haramzadeye ve hırsıza peşkeş çekmez.
NASIL YANKILANDI?
“TÜRKİYE Divanı” ses getiren bir toplantı oldu. Siyasi gündemi hareketlendirdi. Sosyal mecraların gündemi haline geldi. Medya, bu dönemde Saadet Partisi’nin, siyasetin güçlü aktörü haline geldiğini yazdı. Millî Görüş hareketinin sahaya nüfuz yeteneğinin yüksek olduğu ortaya çıktı. Saadet Partisi’nin teşkilât disiplini, organize gücü ve kamuoyunda karşılığı olan mesajları olduğu konusu konuşulmaya başladı.
1992’den beri yakından tanıdığım, aile fertleriyle birlikte topyekûn Millî Görüş çalışmalarının içinde yer alan Adanalı Cuma Şahin kardeşim, Türkiye Divanı’na katıldı ve izlenimlerini şöyle aktardı:
“Bu divanda; zalim köle düzenini yerle bir etmenin işaret fişeğinin atıldığına; mazlum bırakılmış emekçi, köylü, çiftçi, asgari ücretli, emekli, işsiz gençlerin; el birliği etmiş tüm garibanların ayağa kalktığına şahit oldum. Bu köle düzenini, ‘Yıkarsa garipler yıkar’; buna şahit oldum.” (19 Nisan 2026 tarihli paylaşımı)
Toplantıyı salondan takip eden gazeteci Muharrem Coşkun da şu değerlendirmeyi yaptı: “Genel Başkan Arıkan’ın mesajları net ve dengeliydi. Davette medya ayrımı yapılmaması güzeldi.” (19 Nisan 2026)
Salonun içi ve dışında genel koordinasyon üyesi olarak görev yapan Saadet Partisi Gençlik Kolları Denizli Şubesi Başkanı Ahmet Yesevi Çelik, coşkulu divanı şu sözlerle analiz etti: “Salonun içinde ve dışında 2.500 genç aktif olarak görev yaptı. Salonun içindeki ve dışındaki büyük aksiyona ve Millî Görüş erlerinin nabız atışlarına şahit olduk.”
5G’NİN TANITIMI
“TÜRKİYE Divanı”nın yapıldığı müstesna günde beklenmeyen bir sürpriz yaşandı. Hükûmet, daha o tarihten 20 gün önce, gösterişli lansmanlar, milyon dolarlık reklâmlar eşliğinde 5G altyapısını tanıtmış ve şu iddiada bulunmuştu: “Kalabalık alanlarda yaşanan bağlantı sorunları ortadan kalkacak.” Peki, öyle mi oldu? İsterseniz işin bu tarafını, Saadet lideri Mahmut Arıkan’ın 22 Nisan 2026 günü TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmasından takip edelim:
“Türkiye Divanı’mızda; on binler bir araya geldiğinde… Salonlar yetmeyip caddeler dolduğunda… Başkentte ne oldu biliyor musunuz? Telefonlar yine sağlıklı çalışmadı. İnternet gerektiren işlemler işkenceye dönüştü. Basın mensupları haberlerini geçemedi. Vatandaşlarımız yakınlarıyla sağlıklı iletişim kuramadılar. Bu mudur 20 gün önce törenle ilân edilen 5G. Bir afette, bir depremde bu şebeke ne hale gelir?”
Saadet Partisi; son toplantısında, siyaseti dizayn edebilecek, Türkiye’de, dünyada oyun kurabilecek potansiyele sahip olduğunu gösterdi. Buradan, hem her kademedeki Saadet kadrolarına, hem de halkımıza hatırlatıyorum. Haçlı-Siyonist ittifakının Gazze’deki, İran’daki tavırları apaçık gösterdi ki, Türkiye’mizin düşmanı çoktur. Sömürgeci odaklar Türkiye’yi hazmedemiyor; diş biliyorlar.
Türkiye, Türkiye’de yaşayan insanlar tarafından yönetilmelidir. Millîlik, özgürlük ve bağımsızlık da budur. Yabancıların mıknatıs alanına giren Türkiye’deki yöneticilere karşı “çok şuurlu” davranmak zorundayız. İş birlikçiler, “Erbakan Hoca gibi birkaç asırda zor gelebilecek bir dehanın bile Türkiye’ye hizmetini” engellediler. Bugün yine aynı tuzağa düşmeyelim!