“Demokrasi” kavramını özellikle seçişimizin bir nedeni var. Bu kavramın büyücülüğüne kapılan Müslümanların onu tapınma durumuna getirmeleri düşündürücü. Bunun üzerinde yoğunlaşmamızın nedenleri var elbette.
AK Parti iktidarının ilk yıllarında, Sayın Abdullah Gül başbakanken yazdığımız bir yazı vardı. Arşivlerde duruyor. Yazımız dikkat çekmeyi amaçlıyordu. ANAP liberalizmini ve modernizmini, parti gençliğini, papatyaların akıbetini anımsatmıştık. AK Parti gençliği önemsemez ise varacağı sonuç aynı olur. Burada kastımız parti yöneticilerine akıl vermek değildi. Bir diriliş dönemine girmiş olan Türkiye gençliğinin geleceğini düşünüyor olmamızdandı. AK Parti, gençliği önemsemedi. Merkezde yer alacağım, liberalleri, batıcıları memnun edeyim diye, iktidarı yitirmemek adına niyetini ilk günden itibaren belli etmişti. 10 yıl yitik bir zamandır, bir kuşak gitti. Son iki yılda imam hatip okullarına yönelmesi sonucu etkilemedi. Kültür ve düşünce politikası olmayan bir siyasal oluşun bu durumda elbette vebali büyüktür. Uyarılarımızı ihmal etmedik. Yararı oldu ya da olmadı, bu artık bizi aşan bir durumdu. Sorumluluk üstümüzden kalktı ama üzüntümüz asla bitmedi.
Popülist yaklaşımlarla bu vahametin üstü örtülemez. Başörtü yasağı gelmiş, imam hatip mezunlarına ve mensuplarına büyük kazanımlar sağlanmış gibi hamasi yaklaşımlarla ancak halk kitleleri tatmin edilebilir. Camiler artıyor, imam hatip okulları yeniden açıldı doğrudur, sokaklarda başörtülü kızlar görünürde artmıştır kimse yadsımıyor. Camiler boş ise, imam hatipli gençler, öğrenciler düz liselilerden farklı değilse hatta daha zıpırsa, sokaklardaki başörtülü kızlar kafelerde nargile tüttürüyorsa, bedeninin bütün özellikleri dışarı fırlıyorsa, modanın en uçlarında geziniyorsa bu muhafazakârlığın ne gibi bir anlamı olabilir ki
16 Eylül 2015 tarihli Hürriyet gazetesinde Ahmet Hakan’ın “Çarşamba Sohbetleri”ndeki konuğu akademisyen ve araştırmacı Volkan Etrit’in doktora çalışmasının sonuçları kaygılarımızı haklı çıkarıyor. Ne yazık ki muhafazakâr Müslüman partizanların katı tutumları ve saldırgan üslupları, medyası ile birlikte kimi gerçekleri anlamada ve anlatmada zorlanıyoruz. Çünkü görmezlikten, bilmezlikten ve duymazlıktan gelen bakışın yanında hemen her dönemde üretilen kimi olgular ile sorunların üstü örtülüyor. Postallılar, Ergenekon, Balyoz, Şike, Beşar Esad, Paralel ve daha nice patırtılı dönemlerle asıl sorunlarla ilgilenilmedi. Bir gençlik kaydı ve gitti. Son seçimlerde AK Parti’ye oy verenler sıralamasında 3. Bu, onlar açısından çok daha vahim. Demek ki partizanlık ve sokak kavgacısı gençliğin bir anlamı yokmuş.
Volkan Etrit’in çalışmasının sonuçlarını hiç de yadırgamadım. Gerçekler ortada. Vardığı sonuçlar oldukça çarpıcı: Yeni kuşaklar dine ilgisini kaybetti, eşcinseller ramazanda yürüyüş yapabiliyor, evlilik öncesi evliliklerde ciddî artış var, artık gençler arasında cinsel ilişki daha fazla, Alevilik ve Sünnilik belirleyici kimlik değil, erkek de kadın da vücut hatlarını gösteriyor, dinin prestijinde azalma var, medya gitgide daha az muhafazakâr, referanslar dinde değil, yeni nesiller bambaşka. Bu sonuçlar hiç de şaşırtıcı değil. Hatta şunu da saptıyor Etrit, laik akademisyenlerin kaygılarına gerek yok: “Türkiye hayvan gibi İranlaşmıyor.” Bu durum bize neyi anımsattı AK Parti iktidarının ilk yıllarında NTV’de Mehmet Barlas’ın Emre Kongar’a olan itirazında: “AK Parti’ye niçin bu kadar kızıyorsunuz ki, onlar Müslümanları sekülerleştiriyor” demişti. Bu, hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Bir başka örnek ise Ertuğrul Özkök, AK Parti’nin Kayseri mitingine katılmıştı, kendileri açısından sevindirici bir yorumda bulunmuştu. Meydanın yüzde altmışını kadınlar oluşturuyor, onların ayakkabılarına veya ayak kısmına ve giysilerine dikkat çekmişti. Yani Müslümanların nasıl sekülerleştiğini, çıkarcı olduğunu vurgulamıştı. Haksız değildi elbette.
Günümüz kavga ve çekişmesi ideolojik değil, bir kültür çatışması değil bir çıkar çatışması.