Anayasa Mahkemesi raportörü Doç. Dr. Osman Can, Türkiye‘nin mevcut anayasalarının karargâhta hazırlandığını ve bu hazırlıkların, ekonomiden siyasete, özel yaşamdan kamusal alana kadar her yeri etkisi altına aldığını söyledi.
Fatih Üniversitesi Hukuk Kulübü tarafından düzenlenen ‘Referandum Sonrası ve Nasıl Bir Anayasa Olmalı?‘ konulu konferansa katılan Doç. Dr. Osman Can, referandum sonrasında Türkiye‘de yaşanan anayasal süreci değerlendirdi. Osman Can, Türkiye‘nin mevcut anayasalarının karargâhta hazırlandığını ve bu hazırlıkların, ekonomiden siyasete, özel yaşamdan kamusal alana kadar her yeri etkisi altına aldığını söyledi. Can, "Türkiye Anayasası bir karargâh anayasasıdır. Bu Türkiye için içler acısı bir durumdan daha ziyade başka bir şey değildir. Bu anayasanın dışına çıkmanız da mümkün değildir. Bu anayasa bize uymaz, başka bir yoldan gidelim dediğiniz zaman "Yargı" ile karşı karşıya kalırsınız. Hükümetlerin aldığı kararlar işlerine gelmediği zaman, durum yargıya intikal ettirilir ve kamu yararı yoktur kararı verilir. Sizde öylece bakakalırsınız." dedi.
Türkiye‘de hukukçuların mevcut statükolarını korumakla uğraştıklarını ve bu zihniyete sahip hukukçuların ‘mümtaz hukukçular‘ olarak gösterildiğini ifade eden Can, "Hukukçularımız muhafazakârdır. Otuz yıl önce hazırlanmış bir metne bakarak, ‘bakın anayasa böyle diyor‘ şeklinde yaklaşabiliyorlar olaya. Biz de, bu anayasayı muhafaza etmek istediklerini anlıyoruz." diye konuştu.
"Anayasalar parlamentoculuk oynamamıza izin verdi sadece"
Osman Can, mevcut anayasaların hükümetlere manevra alanı tanımadığını, gücün devlette olduğunu söyledi. "1920‘li yıllarda üretilen anayasamız oldukça moderndi (!) Dünyada faşizanlığın yükselişe geçtiği dönemlerde üretilen bir anayasaydı. 1961 anayasası demokratik ve özgürlük anayasası diye öğretilir. İnsan hakları, özgürlükler gibi sözler çokça kullanılır ama hiçbir ilgisi yoktur kullanılan ifadelerle. Bu anayasalar ile bürokratik kurumlar anayasal düzene kavuşturuldu. Yapılan anayasalar parlamentoculuk oynamamıza izin verdi sadece. Devlet yine bildiğini okudu." dedi.
"Çobanın oyu bizimkinden daha etkili"
Bir dönemim gündem konusu haline gelen ve "Dağdaki çobanın oyu ile burjuvanın oyu eşit olamaz" örneğine gönderme yapan Can, tam tersi bir görüşü savundu. "Biz teorilerin içindeyiz. Gerçeklikten kopabiliriz. Ama çoban gerçekliliğin tam içindedir. Dolayısıyla dağdaki çobanın oyu gerçeği yansıtıyor. Bu yüzden onun oyu benimkinden daha etkili olabilmeli. Hatta iki kat daha fazla sayılmalıdır." dedi.