Türkiye-ABD: ‘Model Ortaklık’tan ‘Riskli Ortaklık’a...

Abone Ol

Bunun adına “Stratejik Ortaklık”tan “Sorunlu Ortaklık”a da diyebilirsiniz. Sonuçta, gelinen aşama itibarıyla Türk-Amerikan ilişkileri inişli-çıkışlı “ittifak” tarihinin en kırılgan dönemlerinden birini daha yaşıyor.

Fakat bu seferki biraz daha ciddi gibi! Ne de olsa ortada “başarısız bir darbe girişimi”, “suçüstü durumu” ve bunun yol açtığı “suçluluk psikolojisi ile yavuz hırsız karışımı misali bir ruh hali” ve bunun yol açtığı “ucu açık bir tepkisel durum/belirsizlik” var.

Üstelik ABD/NATO açısından hiç de ummadıkları ve yüzde elli ile sınırlı tutamadıkları, tankla-topla engelleyemedikleri bir “milli irade direnci” ve “Yeni Türkiye” süreci ile birlikte millet ve devletin el ele, omuz omuza hızlı bir şekilde gerçekleştirdikleri milli-yerli kodlarına dönüşü, “Büyük İstanbul Yürüyüşü” söz konusu...

Devletin ve milletin tarihsel kodlarına dönüşü ve misyonuna sahip çıkması; medya, sermaye/burjuvazi, aydın/entelektüel, bürokrasi, siyaset, ordu, üniversiteler vb. birçok alan, yapı ve kurumdaki çok boyutlu hızlı değişim-dönüşüm süreci ABD’yi alanda büyük oranda güçsüz ve biçare bırakmış durumda.

Hiç kuşkusuz ABD’nin alanda ellerinin, kollarının her geçen gün daha da budanıyor olması, onu daha büyük bir öfkeye itiyor. Dolayısıyla, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği noktasında sorulan sorular zirve yapmış durumda.

Ne de olsa sürecin sonunda ABD’nin en büyük korkularından biri olan “Türkiye’yi kaybetmek” var. Avrupa Birliği (AB) ve NATO bağlamında ortaya konulan tepkiler, verilen mesajlar açıkçası böylesi bir olasılığı düne göre daha güçlü kılıyor. Özellikle de Rusya ile başlatılan yeni dönem ve buna İran’ın verdiği hızlı destek sonrası.

Dolayısıyla, tarafların birbirine yönelik hayal kırıklıkları, suçlamalar-ithamlar ve yeni müttefik arayışları ile birlikte zirve yapan güven sorunu bir takım senaryoları da gündeme taşımaya başlamış durumda.

ABD/NATO perspektifinden bu senaryoların temel hedefinin Türkiye’yi tekrar “Batı Kulübü”nün “güçlü” ve “güvenilir ortağı” yapmak olduğu aşikâr. Bunun yolu da öncelikle “lider”den geçiyor. Daha somut bir tabirle 15 Temmuz’da doğrudan doğruya gerçekleştiremedikleri “lider tasfiyesinden” vazgeçmedikleri anlaşılıyor.

Darbe gecesinden itibaren yapılan açıklamalar (örneğin, RalphPeters ve Dışişleri Bakanı Kerry) ile ABD/Batı medyası, düşünce kuruluşları ve son olarak ABD eski Ankara Büyükelçilerinden James Jeffrey’nin yaptığı açıklamalara bakıldığında bu husus artık bilinen bir sır olarak ortaya çıkıyor.

ABD’nin bu kapsamda izlediği yol oldukça dikkat çekici. ABD bir taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başı olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı itibarsızlaştırma, onu bir Kaddafi, Esad, Saddam vb. liderler ile aynı kategoriye koymak suretiyle ulusal-uluslararası platformlarda, kamuoylarında “sorunlu” bir lider olarak lanse etmeye çalışırken; diğer taraftan da Türkiye’yi “başarısız devlet” olarak göstermeye çalışıyor.

Bu kapsamda İncirlik’teki nükleer silahların güvenliğini bir sorun olarak gündeme getirme olasılığı da göz ardı edilmemeli. Çünkü Türkiye’yi Pakistanlaştırma projesinin bir parçası olarak karşımıza çıkan bu husus, bizleri kaçınılmaz olarak İncirlik üzerinden çok daha büyük operasyonlara yönelik bir psikolojik sürecin varlığına götürüyor.

Yani durum göründüğünden daha ciddi. Çünkü, yukarıda zikredilen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı itibarsızlaştırma, sorunlu bir lider olarak gösterme faaliyetleri ile birlikte eş zamanlı olarak yürütülen Türkiye’yi başarısız devletler kategorisine, listesine dahil etmenin sadece ve sadece tek bir anlamı var: Müdahale!

Daha somut bir ifadeyle, 15 Temmuz’da istediği sonucu elde edemeyen ABD/NATO açısından riskli, sorunlu bir hale gelmiş olan “müttefiki” Türkiye’ye yönelik bir müdahale için sanki düğmeye basılmış ya da her an basılacakmış gibi bir görüntü söz konusu.

İşte tam da bu noktada Başkan Yardımcısı Biden’ın çantasında ne taşıdığı ve ne tür önerilerle Türkiye’ye geleceği bu açıdan büyük bir önem arz ediyor. Bir de İran tarafından yalanlanan Rusya’nın İran’da askeri üs açacağı ve gündeme bir zaytung haber gibi düşmüş olan İncirliğin ABD sonrası Rusya’ya tahsis edileceği yönündeki iddiaları da göz ardı etmemekte fayda var. Ne de olsa ateş olmayan yerden duman çıkmaz!